bilişim hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilişim hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2015 Salı

Bilişim Hukukunda Telif Hakları


Telif Hakları
İnternet Çağı olarak nitelendirdiğimiz içinde bulunduğumuz dönemde internetin devamının dolayısıyla kârlılığının korunabilmesi için sanal ortamdaki içeriklerin hakkaniyet icerisinde  belli bir kurala  dayanması, böylelikle içerik üreten tarafın haklarının korunması bir zorunluluk haline gelmiştir. Başka bir deyişle hayatımızdaki telif hakları kavramının sanal ortamda da düzenlenmesi internetin devamı için hayati öneme sahiptir.

   Kisinin her türlü emeği ile meydana getirdiği eserler üzerindeki yasal hak ve sorumlulukları olarak tanimlayabilecegimiz telif hakları özellikle ülkemizde takip edilmek bir yana doğru dürüst takibi dahi yapılamayan bir hak olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak dünyanın geri kalanında durum böyle değildir. Örneğin youtube a herhangi müzikli bir Video yüklediğimiz  zaman söz konusu olan müziğin telif hakkı bedelini ödemememiz durumunda videomuz  doğrudan sansüre uğramakta  ya da kaldirilmaktadir. Bunun yanında 1948 Tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin
27’inci Maddesi:
“1. Herkes toplumun kültürel faaliyetine serbestçe katılmak, güzel sanatları tatmak, bilim alanındaki ilerleyişe katılmak ve bundan yararlanmak hakkına sahiptir.
2. Herkesin sahibi bulunduğu (yarattığı) her türlü bilim, edebiyat veya sanat eserinden doğan manevi ve maddi yararlarını korunmasını isteme hakkı vardır.” Bu örnek bile ülkemizdeki durumun aksine dünyada sanal ortamdaki telif haklarına ne kadar önem verildiğini göstermektedir.
Peki telif hakları kavramı tam olarak nedir hangi durumlarda ortaya çıkar evrensel normlara mı dayanır? Bu soruyu daha iyi cevaplayabilmek için telif haklarının kavram olarak genel yapısının anlaşılması gerekmektedir.

TELİF HAKLARININ GENEL YAPISI
  Öncelikle telif hakkının doğması için herhangi bir tescile gerek yoktur. Çünkü kavramsal olarak telif hakkı, fikri emek üretildiği anda ortaya çıkar. Bu duruma dayanarak bile internet üzerindeki birçok  içeriğin telif hakları ihlal edilerek oluşturulduğu yorumu yapılabilir. Bunun yanında telif hakları evrensel bir hukuk normuna  bağlı değil, koruma talebinin geldiği ülkenin hukuk normlarına göre ele alınır. Bu durum da telif haklarının ülkesellik ilkesine sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca kamu yararını gözeten  durumlar dışında her durumda telif hakkı iddiasında bulunulabilir.

TELİF HAKLARI İHLALİ NDE NE YAPMALIYIM?

   Her ne kadar ülkemizde etkin bir denetleme mekanizmasıyla düzenlemese de dünyada telif hakları ihlali sert yaptırımlar getiren bir suçtur ve bazı durumlarda ciddi tazminat cezalarına  sebep olmaktadır.
  Peki telif hakları ihlaline uğramam durumunda ne yapmalıyım?  Telif hakkı ihlali durumunda, eser sahibi ya da telif hakkı sahibi, telif hakkı ihlalinin ya da ihlalin sonuçlarının yaşandığı yerdeki savcılığa başvuru yapar. Sonrasında Cumhuriyet savcısı 5271 sayılı ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca gerekli tedbirleri alır. Cumhuriyet savcısının bu durumlarda el koyma ya da faaliyeti durdurma yetkisi vardır. Ancak savcının bu kararlarının geçerli sayılabilmesi için yirmi dört saat içinde hakimin onayından geçmesi gerekmektedir. Aksi takdirde karar hükümsüz sayılır. Hakimin savcı kararını onaylaması ve kararın geçerli olması durumunda maddi ve manevi tazminat hakları doğabilir. Bu tazminat hakları FSEK 68. maddesinde düzenlenmiştir. Tazminat bedeli prensip olarak telif hakkı ihlalinin yarattığı zararla ya da telif hakkı ihlalinde söz konusu olan eserin değeriyle orantılı olarak belirlenir. Bunun yanında telif hakları ihlali durumunda önce ihlalin önlenmesi davası sonrasında da tazminat davası söz konusudur. Yine FSEK 68. Maddesine göre telif hakkı sahibi ya da eser sahibi tazminat olarak en fazla eser bedelinin üç katını isteyebilmektedir. Borclar kanunu 60. Madde uyarınca FSEK ile ilgili davalarda on  yıllık bir zamanaşımı süresi söz konusudur. Bu hak ihlalinin aynı zamanda bir suç teşkil etmesi durumunda zaman aşımı süresi uzatılır. Bu tazminat davaları genellikle hak  ihlalinin meydana geldiği yerde açılır. Ancak bazı durumlarda davacının ikamet ettiği bölgenin mahkemesinde de acilabilmektedir açılabilmektedir.

Mert Güdücüoğlu

14 Mart 2015 Cumartesi

Bilişim Hukuku

Bilişim Hukuku  Günümüzde hayatımızın her alanına giren ve günlük yaşamımızı doğrudan etkileyen internet ile birlikte hayatımızın her alanı gibi, hayatımıza doğrudan yön veren bir sosyal bilim olan hukuk ta kökten bir değişim içine girmiştir. Bu ''güncelleme'' hayatın akışını yönlendiren ve insanlar arasındaki ilişkileri denetleyen hukuk için bir zorunluluk haline gelmiştir. Hayatımızdaki bütün işlemleri yöneten hukuk sisteminin ''post modern'' hayatımızın her alanında kullandığımız internet sistemine göre uyarlanması ve buna göre düzenlenmesi gerekmektedir. İşte tam bu noktada hukuk için yeni bir branş olan bilişim hukuku devreye girmektedir. Tanım olarak bilişim sistemleri üzerindeki her türlü ilişkiyle ilgilenen ve karşılıklı hak ve sorumlulukları denetleyen bir hukuk branşı olan bilişim hukuku, maalesef yakın geçmişe kadar ülkemizde hem hukukçular tarafından yeteri kadar bilinmiyordu hem de kanun tarafından tam olarak tanımlanmamıştı. Bu durum da o zamanlar az görülen bilişim hukuku davalarında tüm hukukçuların elini kolunu bağladığı gibi aynı zaman da gerek gerçek kişileri gerek tüzel kişileri mağdur ediyordu. Teknolojinin bu kadar geliştiği ve ''İnternet Çağı'' olarak nitelendirdiğimiz bu dönemde bu tür mağduriyetlerin yaşanması, hukukun kabul edilemez bir ''açığı'' olarak karşımıza çıkıyordu. Ancak günümüzde bilişim hukukunun bir hukuk branşı olarak tanımlanıp tam anlamıyla oluşturulması bir zorunluluk haline geldiği için hukuki anlamdaki bu ''açık'' doldurulmaya başlanmıştır. Özellikle son yıllarda, ülkemizde bilişim suçları ile ilgili vakaların artmasıyla beraber, ülkemizde bu alandaki yasal boşluklar gün geçtikçe azalmaktadır. Ancak bu ''güncellemenin'' çok eskiye dayanmaması sebebiyle bilişim hukuku hala ''niş'' bir alan olarak varlığını sürdürmektedir. Buna karşın, gelecekte internetin hayatımızdaki varlığını daha da genişleterek sürdüreceğini ve daha çok alana gireceğini düşünülünce bilişim hukukunun artık ''karanlık'' bir alan olmayacağı görülmektedir.

Mert Güdücüoğlu