26 Şubat 2016 Cuma

Açık Cezaevine Geçiş Şartları

Öncelikle açık cezaevi cezasının belirli bir kısmı kapalı cezaevinde infaz edilmiş olan hükümlünün iyi halli olması durumunda topluma yeniden entegre edilebilmesi adına uygulanan bir ceza yöntemidir. Açık cezaevi konseptinin amaçları dikkate alındığında denetimli serbestlik uygulamasına oldukça benzer olduğu görülmektedir. Açık cezaevinde hükümlüler belirli iş kollarında eğitim görerek hem kendilerini geliştirme hem çalışma hem de topluma yeniden adapte olabilme fırsatlarını yakalamalarının yanında belli bir süre sonra öngörülen aralıklarla ailelerini ziyaret edebilirler. Böylece toplumun temel yapısı olan aile kurumu da ceza uygulamasından daha az etkilenmiş olur. Açık cezaevi uygulaması her hükümlüye uygulanamayacağı gibi belli başlı şartlara tabidir. Bu ceza uygulaması açık cezaevine ayrılma yönetmeliği tarafından düzenlenmiştir. 



Açık Cezaevine Ayrılma Yönetmeliği

                  Öncelikle ülkemizdeki ceza infaz kurumlarındaki yetersizlik sebebiyle kanun koyucu denetimli serbestlik ve açık cezaevi gibi alternatif ceza uygulamalarına sık sık başvurmakta ve bu doğrultuda yeni düzenlemeler yapmaktadır. Bu nedenle 2015 yılında açık cezaevine ayrılma yönetmeliğinde değişiklik yapılarak mahkumlara biz dizi yeni haklar verilmiş ve bu yolla da ceza infaz kurumlarının rahatlatılması ve daha işlevsel bir hale getirilmesi amaçlanmıştır. Ciddi sayılabilecek bir takım değişikliklerden sonra açık cezaevine geçiş hakkı daha esnek bir yapıya bürünmüştür denilebilir. Peki buradan hareketle açık cezaevine kimler girer? Terör suçları, örgütlü suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere kasıtlı suçlardan 3 yıl ya da daha az hapis cezasına mahkum olan hükümlüler doğrudan açık cezaevine geçiş hakkına sahiptirler. Buna ek olarak, taksirli suçlardan 5 yıl veya altında ceza almış olan mahkumlar da doğrudan açık cezaevine geçiş hakkına sahiptir. Ayrıca nafaka borcunu ödememe ve borç taahhüdünü yerine getirmeme sebebiyle tazyik hapsine mahkum olan hükümlüler de doğrudan açık cezaevine geçiş yapabilirler. Buna ek olarak, tazyik hapsine benzer bir durum olarak görülen adli para cezasının ödenmemesi sebebiyle hapis cezasına mahkum olan hükümlüler de cezalarını açık cezaevinde çekerler. Açık cezaevine kimler girer sorusuna daha iyi cevap verebilmek adına kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş şartlarının irdelenmesi faydalı olacaktır.



Kapalı Cezaevinden Açık Cezaevine Geçiş Şartları
       

          Ülkemizdeki kapalı ceza kurumlarının yetersizliği sebebiyle örtülü af söylentilerinin ayyuka çıktığı bir dönemdeyiz. İşte aynı sebeplerle kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş yönetmeliği 2015 yılında ciddi anlamda değişikliğe uğramıştır. Bu değişiklikleri örtülü af ya da denetimli serbestlik olarak nitelendirmek yanlış olacaktır. Söz konusu değişiklik mahkumların haklarını arttırmak suretiyle hem ceza kurumlarını rahatlatmayı hem de mahkumların topluma kazandırılmasını hedeflemektedir demek daha isabetli olacaktır. Örneğin önceki yönetmeliğe göre toplam cezasının 1/5'ini kapalı ceza kurumlarında çeken ve iyi halli olan hükümlüler koşullu salıverilmelerine 6 yıl ya da daha az süre kalması durumunda açık ceza kurumuna ayrılma hakkına sahipti. Ancak kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş yönetmeliği 2015 yılında yapılan değişiklik sonrasında mahkumların haklarını genişletmiştir. Kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş şartları 2014 yılında daha katıyken 2015 yılındaki değişiklikle beraber daha çok mahkumu ilgilendiren, daha ulaşılabilir ve daha esnek bir yapıya kavuşmuştur. Bu değişikliğe göre yeni yönetmelik toplam cezalarının 1/10'unu kapalı ceza kurumlarında çekmiş olan mahkumların iyi halli olmaları ve koşullu salıverilme tarihlerine 7 yıl ya da daha az süre kalması durumunda cezanın kalanının açık ceza kurumlarında infaz edilebileceğini öngörmektedir. Buna ek olarak, cezası bir kapalı ceza kurumunun yüksek güvenlikli bir bölümünde ya da yüksek güvenlikli cezaevinde infaz edilmekte olan hükümlünün iyi halli olması, cezasının üçte birini bu ceza infaz kurumlarında çekmiş olması ve koşullu salıverilme süresine 3 yıl ya da daha az süre kalmış olması durumunda kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş şartları oluşmuş demektir. 
      
           Birçok suçtan hüküm giymiş mahkumların öngörülen şartları sağlamaları durumunda kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş hakkı bulunmaktadır. Fakat öyle suçlar vardır ki hüküm giyen mahkumların açık cezaevine geçiş ihtimalini ortadan kaldırırlar. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin açık cezaevine geçiş hakları yoktur. Ayrıca 2. kez aynı suçtan hüküm giymiş olan mahkumların açık cezaevine geçiş hakları bulunmamaktadır. Bununla beraber, siyasi suçlar nedeniyle mahkum olan hükümlülerin açık cezaevine geçiş hakları yoktur. Bu duruma ek olarak, koşullu salıverilme hükümleri doğrultusunda hakkında koşullu salıverilme kararı geri alınan hükümlülerin cezalarının tamamını kapalı ceza infaz kurumlarında çekmeleri öngörülmektedir. Ayrıca cezaevinde cezası infaz edilirken başka bir suç işlemiş olan mahkumlar açık cezaevine geçiş şartlarına sahip olsalar bile sonradan işledikleri suçun cezasını çekene kadar açık cezaevine geçiş haklarını kullanamazlar. 
         
          Bütün bu şartları bir kenara bırakacak olursak şartların hepsi sağlanıyor olsa bile nihai kararı yani açık cezaevine geçiş kararını idare ve gözlem kurulu vermektedir. Yani şartların hepsi tamam olsa bile idare ve gözlem kurulu tarafından açık cezaevine geçişleri uygun görülmeyen mahkumlar bu haklarını kullanmaktan mahrum kalabilirler. Ancak şartların sağlanması durumunda idare ve gözlem kuruluna itiraz yolu açıktır.

Yeni Yargı Paketi Neleri Kapsıyor

Son zamanlarda gerek siyaset gerek hukuk çevrelerinde en çok tartışma yaratan medyada kendisine sıkça yer bulan yeni yargı paketi yürürlüğe girdi. Vergi borçlarının affı, denetimli serbestlik konusunda esneklik gibi spekülasyonlar sebebiyle kamuoyunda beklenti yaratan yargı paketi bu beklentileri boşa çıkararak daha çok idari ve yargı alanlarına yeni düzenlemeler getirdi. Yeni Yargı reformu medyada sık sık dillendirildiği için kamuoyunda yeni yargı paketi ne zaman çıkacak ve neleri kapsayacak şeklinde soruların sorulmasına neden oldu. Yeni yargı paketinde neler var neler yok yeni yargı paketinde af var mı gibi sorulardan önce yeni yargı paketi neleri kapsıyor hangi alanlara ağırlık veriyor şeklinde incelemek daha faydalı olacaktır. 



Özel Yetkili Mahkemelerin Kaldırılması

       Öncelikle yargı paketinde mahkemelere ilişkin önemli değişiklik olarak özel yetkili Ağır Ceza mahkemelerinin kaldırılması gösterilebilir. Paket hem halihazırda görevlerine devam eden Ağır Ceza mahkemelerinin hem de terörle mücadele kapsamında görevlendirilmiş olan Ağır Ceza mahkemelerinin kaldırılmasını öngörmektedir. Yeni yargı paketi uyarınca adı geçen kurumlarda görev yapan hakimler ve Cumhuriyet savcıları, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından uygun görülecek kurumlara atanacaklardır. Buradan hareketle, birçok tartışmaya sebep olan özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılarak bu tartışmaların ve kamuoyundaki soru işaretlerinin ortadan kaldırılmak hedeflendiği söylenebilir. Bunun yanında, bu değişikliğin bir yetki devri teşkil ettiği de söylenebilir. Çünkü özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin mevcut yetkileri ''normal'' ağır ceza mahkemelerine devredilmektedir. Ağır ceza mahkemelerine verilen bir diğer kilit görev ise gizli soruşturmacı görevlendirmek olarak dikkat çekmektedir. Buna göre gizli soruşturmacı görevlendirebilmek için öncelikle somut delil şartı aranacak. Somut delil olması durumunda da gizli soruşturmacı atanmasına Ağır Ceza Mahkemeleri oy birliği ile karar verebilecek. Burada savcının gizli soruşturmacı görevlendirebilme yetkisinin Ağır Ceza Mahkemelerine devri söz konusudur. Bu yetki devrindeki amacın da iddia makamı ile savunma makamı arasındaki mevcut dengesizliğin giderilmesi olarak düşünülebilir. Buna karşın savunma makamının da bir takım yetkileri belli durumlarda kısıtlanmıştır.


Avukatların Dosya İnceleme Yetkisi

         Yeni yargı reformu bazı durumlarda avukatların dosya incelemesi yapabilme yetkisinin savcılar tarafından kısıtlanabilmesini öngörmektedir. Bu kısıtlamanın her ne kadar soruşturmanın amacının tehlikeye düşebileceği durumlarda uygulanması öngörülüyor olsa da çoğu hükmün yoruma açık olması gerçeği savunma makamının iddia makamı karşısında elinin zayıflayacağını açık ve net bir biçimde ortaya koymaktadır. Öte yandan yargı paketi bu kısıtlamanın keyfi bir uygulamaya dönüşmesini önlemek amacıyla bu kısıtlamanın sadece belli suçlara karşı uygulanabilmesini öngörmektedir: Devletin güvenliğine karşı suçlar, çocukların cinsel istismarı, kasten öldürme, cinsel saldırı, uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, Anayasal düzene karşı ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, devlet suçlarına karşı suçlar, casusluk, zimmet, silah kaçakçılığı, kaçakçılıkla mücadele kapsamındaki suçlar. Bunun yanında, herkesin savunma hakkı vardır ilkesinden yola çıkılarak savunma makamının dolayısıyla sanıkların da bir takım haklarının korunması gözetilerek bu kısıtlama uygulamasının kapsamı sınırlandırılmıştır. Buna göre yakalanan kişinin ya da şüphelinin ifadesi ve bilirkişi raporları bu kısıtlamanın tamamen dışında tutulmuştur.


El Koymanın Kapsamı Genişletiliyor

           Halihazırda silahlı örgüt kurmak veya örgüte silah sağlama suçlarından taşınmazlara, haklara ve alacaklara el konulabilirken yeni yargı reformu ile birlikte Anayasayı ihlal, yasama organına karşı suç, hükümete karşı suç, hükümete karşı silahlı isyan, silahlı örgüt, silah sağlama ve suç için anlaşma suçlarında da el koyma kararı verilebilecek. İşlenmiş bir suç sonrasında gerek soruşturma aşamasında gerek kovuşturma aşamasında somut delillere dayanan  kuvvetli şüphenin olması durumunda eğer başka bir yolla delil elde edilmesi mümkün değilse Ağır Ceza Mahkemesinin ya da savcının kararıyla şüphelinin veya sanığın iletişimi dinlenebilecek, kayıt altına alınabilecek hatta sinyal bilgileri dahi değerlendirilebilecek ancak tespit edilemeyecek.

23 Ocak 2016 Cumartesi

Yeni Bilirkişi Kanunu

Günümüzde hayatta meydana gelen değişimler sonucunda bu değişik alanların hukuk yoluyla denetlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmış ve bunun bir sonucu olarak hakimlerin her konuda yeterli bilgiye sahip olmasının mümkün olmadığı gerçeğiyle beraber bilirkişilik kavramı ortaya çıkmıştır. Peki bilirkişi nedir? Kısaca açıklamak gerekirse bilirkişi yargı organının hukuki bilgisi dışında kalan, uzmanlık veya özel teknik bilgi gerektiren durumlarda başvurulan o konunun uzmanı olan kişilere verilen addır. Yani bilirkişilik bir danışma merciinden ibarettir. Özellikle son yıllarda hacking suçuinternetten hakaret, online banka dolandırıcılığı gibi bilişim hukuku kapsamına giren suçların yanı sıra dijital deliller ve hash kodu ve Truva Atları gibi bilişim kavramlarını içeren dava dosyalarında hakimlerin bir danışma mercii olarak başvurması öngörülen bilirkişilik makamı ne yazık ki bir danışma makamından çok adeta hakime denk bir karar mekanizmasına dönüşmüştür. Şöyle ki hukukumuz hakimin bilirkişinin görüşünü alarak bilirkişinin görüşü doğrultusunda ya da o görüşe karşıt bir kararı gerekçesini açıklayarak almasını öngörmektedir. Ancak hakimler gerek ağır iş yükü gibi sebeplerle gerek özellikle bilişim hukuku alanındaki yetersiz bilgilerinden kaynaklanan çeşitli çekinceler nedeniyle bilirkişinin görüşünü karar olarak uygulamaktadırlar. Aslında hem etik olarak hem de sanık haklarının korunması açısından bilirkişinin bir görüş belirtmesi yani sanığın suçlu ya da suçsuz olduğunu doğrudan ya da dolaylı olarak işaret etmesi hukukun ruhuyla bağdaşmamaktadır. Ancak uygulamada çoğu bilirkişinin sanık hakkında tarafsız görüş bildirmesi bir yana dursun sanık hakkındaki olumlu delillerin bile sümen altı edilerek hakimin kararına doğrudan bir müdahale görülmektedir. Ayrıca çoğu bilirkişinin asıl görevi olan terimleri ve var olan durumu objektif bir biçimde açıklamak yerine raporlarında kendi kişisel yorumlarına yer vererek hakimi etki altında bıraktıkları bilinen bir gerçektir. Bütün bunlara ek olarak, birçok bilirkişinin binlerce sayfalık dava dosyasına tam olarak hakim olmadan adeta ezbere rapor yazdıkları yani raporlarına gereken özeni göstermedikleri uygulamada görülen acı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazı bilirkişilerin bu şekilde özensiz davranması bazılarının işlerine gereken özeni vermesi yargıda karışıklık yarattığı gibi hukukta bir ''standartsızlaşma'' sürecine yol açmaktadır. Bu durum da birçok kişinin mağduriyetine sebep olmaktadır. Her ne kadar bilirkişi raporuna itiraz etmek mümkün olsa da bazı bilirkişilerin hakimi adeta yönlendiren tutumu sanığın haklarının korunmasına engel teşkil etmektedir. İşte bütün bu aksaklıkları önlemek amacıyla Adalet Bakanlığı harekete geçerek Bilirkişilik Kanun Tasarısı taslağı hazırlayarak 18/05/2015 tarihinde bu taslağı kamuoyunun görüşüne sundu. Bu yasa tasarısı öncesinde bilirkişi başvurusu formaliteden ibaret şartlara tabi idi. Yeni bilirkişi kanunu taslağına göre bilirkişi başvuru hakkı bir takım şartlara bağlanarak bilirkişilik makamının belli bir standart çerçevesinde görevlendirilmesi amaçlanmıştır. 


Yeni Bilirkişi Kanunu         


         Öncelikle yeni bilirkişilik kanunu tasarısı taslağı temel olarak bilirkişilerin seçimini ve eğitimini belli bir koşullara bağlayarak bilirkişilerin belli standartlara bağlı bir şekilde görevlerini ifa etmelerini amaçlamakta olup, adli, idari ve askeri yargı alanlarında her türlü bilirkişilik faaliyetini kapsamaktadır. Buna ek olarak, yasa tasarısı bilirkişilik yapabileceği kanunlar tarafından öngörülen kamu kurum ve kuruluşları kapsamamaktadır. Bilirkişilik kanun taslağının bir başka dikkat çeken noktası ise bilirkişilerin üst kurul tarafından belirlenen uzmanlık alanlarındaki eğitimin yanısıra mesleki faaliyet öncesinde verilen zorunlu eğitimin altının çizilmesi olmuştur. Bunlara ek olarak, zaten önceki bilirkişi yönetmeliği incelendiğinde de karşımıza çıkan bilirkişinin hukuk içerisindeki tanımı ve tanıma ek olarak görevini ifa ederken bağlı kalacağı esaslar belirtilmiştir. Buna göre bilirkişi görevini dürüstlük kurallarına bağlı kalarak, bağımsız, tarafsız ve objektif olarak ifa edeceğinin altı çizilmiştir. Pratikte bilirkişilere başvurulan durumlarda belki de en çok sıkıntı yaratan durumlardan olan tarafsızlık ve objektiflik ilkesi ancak bağımsız bir denetim mekanizmasıyla sağlanabilir görüşündeyim. Hukukumuzda bu sorun bilirkişi raporuna itiraz mekanizmasıyla aşılaya çalışılmakta olup, genellikle birden fazla bilirkişinin raporuna başvurulmaktadır. Ancak bu durum da karar alınması noktasında çeşitli karışıklıklara sebep olmaktadır. Bilirkişi yasa tasarısının bir diğer göze çarpan noktası 3. Maddede yer alan bilirkişinin taraflarla doğrudan görüşmesinin kısıtlanması ve bu görüşmelere bilirkişinin tarafsızlığının korunabilmesi adına iki tarafında hazır olduğu ve cumhuriyet savcısının izin verdiği hallerde imkan tanınmasıdır. Buna göre bilirkişi taraflarla görüşemez, öncelikle ihtiyaç duyduğu bilgileri hakim veya Cumhuriyet Savcısı vasıtasıyla temin edebilir. Bilirkişi taraflarla görüşmeyi gerekli gördüğü hallerde Cumhuriyet savcısının onayını alarak iki tarafın da hazır bulunduğu görüşmeler yapabilir. Bilirkişi yasası tasarısı taslağında bir diğer dikkat çeken ifade de bilirkişinin raporunda uzmanlığını gerektiren konular dışında herhangi bir yorum düşünce ya da fikir paylaşamayacağıdır. Bu ifadenin amacı pratikte hakimin bilgisi dışında olan konularda sanığın suçlu ya da suçsuz olduğuna kendi değer yargıları vasıtasıyla karar vererek raporlarında bu doğrultuda yorumlara yer vererek hakimin kararını etkileyen bazı bilirkişilerin bu tutumlarının önlenmesidir. Tasarıdaki bu hükme göre bilirkişi sadece uzmanlık alanı kapsamındaki terimleri açıklayabilir, durumu objektif olarak yargı organına aktarabilir. Tasarıda bir başka dikkat çeken husus hakimin standart hukuki bilgiyle çözülebilecek durumlarda bilirkişiye başvurma hakkının olmayışıdır. Buna göre hakim yalnızca özel uzmanlık alanı gerektiren durumlarda bilirkişiye başvuru yapabilir. Şüphesiz ki bu madde hem davaların sürecini hızlandırmayı hem de bilirkişilerin iş yükünü hafifletmeyi amaçlamaktadır. Buna ek olarak, yeni bilirkişi yasa tasarısı taslağı normal şartlarda yalnızca bir kişi bilirkişi olarak görevlendirilebilir. Ancak bu noktada hakimin gerekçesini belirtmek şartıyla birden fazla bilirkişiden oluşan bir bilirkişi heyetini bilirkişi olarak görevlendirmesi mümkündür. Ayrıca, hakim bir bilirkişi görevlendirmeden önce özel uzmanlık alanı gerektiren durumu açıkça belirtmek zorundadır. Bununla beraber, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) veya bu sisteme entegre bilişim sistemleri veya yazılımlar kullanılarak çözülebilen sorunlar için bilirkişi talep edilemez. Buna ek olarak yeni bilirkişi yasa tasarısı taslağı bilirkişilerin eğitimlerini ve mesleki faaliyetlerini belirleyen üst kurulunu ve bilirkişilik bölge kurulunu da düzenlemektedir. Bilirkişi kanun tasarısı taslağında en dikkat çeken nokta ise bilirkişilerin denetlenmesine ilişkin hükümlerin yer aldığı 15. Maddedir. Çünkü bilirkişilerin görevleri ve yetki sınırları her ne kadar kanun tasarısında net bir biçimde ortaya konmuşsa da kanunun yaptırımı olabilmesi için bir denetim mekanizması vasıtasıyla bilirkişilik mesleği icra edenlerin denetlenmesi yargının işlevselliği ve adil bir yargının var olabilmesi için hayati öneme haizdir. Yeni Bilirkişi Kanunu tasarısı taslağının 15. Maddesi'ne göre bilirkişiler davranışlarının ve raporlarının bilirkişi yönetmeliğine uygunluğu bakımından bilirkişi bölge kurulları resen veya şikayet üzerine denetlenir. Bu şikayet hakim veya Cumhuriyet savcısı tarafından bölge kuruluna yapabilir. Bununla beraber, bölge kurulu resen veya şikayet üzerine denetleme yaparken yargı mercilerinden, tüm kamu kurumlarından, meslek odalarından, özel hukuk tüzel kişilerinden ve gerçek kişilerden bilgi ve belge alabilir. Bölge kurulu, bilirkişilik mevzuatına aykırı tutum sergilediğini tespit ettiği bilirkişilerin meslekten ihraç edilmesine karar verebilir ve böyle bir karar alması durumunda kararını yargı mercilerine bildirir.


Bilirkişi Şartları
    

            Yeni Bilirkişi Kanun Tasarısı taslağına göre bilirkişi olmak bir takım şartlara bağlanmıştır. Bu şartlar kanun tasarısının 11. Maddesi'nde düzenlenmiştir.

MADDE 11- (1) Bilirkişilik faaliyetinde bulunacak gerçek kişilerde aşağıdaki nitelikler aranır:
a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık, gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık yapma, yalan tanıklık ve yalan yere yemin suçlarından mahkum olmamak.
b) Daha önce kendi isteği dışında bilirkişilik sicilinden çıkarılmamış olmak.
c) Disiplin yönünden meslekten ya da memuriyetten çıkarılmamış olmak veya sanat icrasından geçici olarak yasaklı durumda olmamak.
ç) Başka bir bölge kurulunun listesine kayıtlı olmamak.
d) Bilirkişilik temel eğitimini tamamlamak ve bu eğitim sonunda yapılacak sınavda başarılı olmak.
e) Bilirkişilik yapacağı uzmanlık alanında en az beş yıl fiilen çalışmış olmak.
f) Meslek mensubu olarak görev yapabilmek için mevzuat tarafından aranan şartları haiz olmak ve mesleğini yapabilmek için gerekli olan uzmanlık alanını gösteren diploma, mesleki yeterlilik belgesi, uzmanlık belgesi veya benzeri belgeye sahip olmak.
g) Üst Kurulun bilirkişilik temel ve alt uzmanlık alanlarına göre belirlediği yeterlilik koşullarını taşımak.
(2) Daha önce yaptığı başvurusu mesleki olarak yeterli nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle reddedilenler, bir yıl geçmedikçe yeniden bilirkişilik yapmak için başvuruda bulunamazlar.
(3) Hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün konularda hukuk öğrenimi görmüş kişiler bilirkişi olarak görev yapamazlar. Ancak, hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu ve birinci fıkradaki şartları taşıdığını belgelendirdiği takdirde bilirkişi olarak sicile kayıt edilebilirler.


Bilirkişi İtirazı

 Bilirkişi itirazı hakkındaki hüküm yeni bilirkişi kanun tasarısının 9. Maddesi'nde yer almaktadır.

 MADDE 9- (1) Bölge kurulu kararlarına karşı, kararın tebliğ veya ilan tarihinden itibaren onbeş gün içinde kararı veren kurula itiraz edilir. İtiraz üzerine verilen karara karşı onbeş gün içinde yetkili idare mahkemesine dava açılabilir. Dava sonucu verilen kararlar kesindir.

22 Ocak 2016 Cuma

Denetimli Serbestlik Çıktı

Son zamanlarda sıkça konuşulan denetimli serbestlik çıktı söylentisi kimisi için sayılı günlerin sonu kimisi için sevdiklerine kavuşabilmek için bir umut ışığı kimisi içinse yeni bir hayat yolunda açılan bembeyaz bir sayfa anlamına geliyor. Dolayısıyla uzunca bir süredir birçok kişinin aklını ''denetimli serbestlik çıktı mı?'', ''denetimli serbestlik kaç yıla çıktı?'', ''denetimli serbestlik kaç aya çıktı?'', ''denetimli serbestlik 2 yıla çıktı mı?'', ''denetimli serbestlik kaç yıl?'' gibi sorular kurcalamakta. Bu sorular karşısında kafa karışıklığına mahal vermemek adına önce denetimli serbestlik nedir sorusuna cevap vermek daha isabetli olacaktır. Öncelikle kısaca tanımlamak gerekirse denetimli serbestlik hükümlünün yasa tarafından belirlenen bir süre çerçevesinde sosyal hayata daha iyi entegre olabilmesi ve yakınlarından kopmaması için cezasının sosyal hayat içerisinde infaz edilmesine olanak tanıyan bir ceza infaz kurumudur. Tanımdan da anlaşılabileceği gibi denetimli serbestliğin temel amacı hükümlünün dış dünyadan ve ailesinden kopmamasını sağlayarak cezanın infazını gerçekleştirmektir.

Şüphesiz son yıllarda yargıda yaşanan bazı aksaklıkların bir sonucu olarak uzun yıllardır birçok cezaevi kapasitesinin çok üzerinde kişi sayısıyla işlevini yerine getirmeye çalışıyordu. Bu durumda hem çeşitli problemlere hem de hükümlü-hükümsüz birçok kişinin mağduriyetine yol açıyordu. Bu durum karşısında harekete geçen Adalet Bakanlığı, Meclis Başkanlığı'na daha önce sunulmuş olan torba kanuna iyi halli hükümlülerin lehine yeni bir madde ekledi. Adalet Bakanlığı'nın bu hamlesi denetimli serbestlikten yararlanma hakkına sahip iyi halli hükümlülerin denetimli serbestlik kanunundan yararlanabilme süresini 31 Aralık 2020 tarihine kadar uzatmayı amaçlıyor. Adalet Bakanlığı'nın bu hamlesinden önce denetimli serbestlik hakkında İnfaz Kanunu'na ''Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı'' adlı bir madde eklenmişti. Bu maddeye göre iyi halli hükümlünün bir yıl erken tahliye olmasının önü açılmış ancak bu durum bir takım şartlara bağlanmıştı. Buna göre hükümlü bir yıl erken tahliye olabilmek için en az 6 ay açık cezaevinde kalmış olmalı ya da açık cezaevine ayrılma hakkını kazanmış olması gerekiyordu. Bu şart önce 2013 yılında çıkan bir yasa ile 2015 yılına daha sonra Adalet Bakanlığı'nın az önce bahsettiğimiz hamlesiyle 2020 yılına ertelendi. Dolayısıyla infaz hakimliği 2020 yılına kadar 6 ay açık cezaevinde kalma şartını aramaksızın, tahliye edilmesine 1 yıl ya da daha az süre kalan iyi halli hükümlülerin koşullu salıverilme tarihine kadar olan cezalarını denetimli serbestlik haliyle çekmelerine karar verebilme yetkine sahip oldu. Böylece cezaevlerinin rahatlatılması suretiyle işlevlerini daha etkin bir şekilde yerine getirmeleri amaçlanıyor. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus denetimli serbestlikten her hükümlünün yararlanabileceği yanılgısıdır. Öncelikle denetimli serbestlikten yararlanabilmek için kişinin hükümlü olması yeterli değildir. Eğer kişi hükümlü olduğu halde henüz cezaevine girmemişse denetimli serbestlik yasasından yararlanamaz. Bunun hukuki sebebi sadece iyi halli hükümlülere denetimli serbestlik yasasından yararlanabilme hakkı tanınmış olmasıdır. Dolayısıyla her hükümlünün iyi halli olup olmadığının belirlenebilmesi için cezaevinde kalmış olması gerekmektedir. Hükümlünün iyi halli olduğuna karar verilirse cezaevi idaresi tarafından hazırlanan bu doğrultuda bir rapor kişinin denetimli serbestlik yasasından yararlanabilmesinin yolunu açar. Ancak cezaevinde kalan her hükümlü denetimli serbestlik yasasından yararlanamaz. Denetimli serbestlik yasasından yararlanma şartları hükümlünün davranışına, cezanın miktarına ve suçun niteliğine göre farklılık göstermektedir. Suçun niteliğinden kasıt kişinin şantaj suçu, tehdit suçu, online banka dolandırıcılığı gibi suçlar sebebiyle hükümlü olması değil kişinin açık cezaevine geçişi bakımından suçun mahiyetidir. Denetimli serbestlik yasasından yararlanmak isteyen hükümlü suçu özel bir durum teşkil etmiyorsa toplam cezasının onda biri tamamlandıktan sonra açık cezaevine geçer. Sonrasında denetimli serbestlik yasası uyarınca koşullu salıverilme tarihine 1 yıl kala şartlı tahliye edilir.

14 Aralık 2015 Pazartesi

Şantaj Suçu Cezası

Şantaj suçu, kanunumuzda bir kimsenin şeref veya saygınlığına zarar verecek hususların açıklanacağı şeklinde tehdit edilmesi menfaat temini veya hukuken yükümlü olunan birşeyin yapıp yapmayacağından bahisle menfaat temini olarak tanımlanmıştır. Şantaj suçunu daha iyi anlayabilmek için oldukça klişe ancak faydalı bir örnek olarak suçlu bir kimseden menfaat sağlayabilmek için onu ihbar edeceğinden bahisle tehdit etmesi de şantaj suçu kapsamına girmektedir. Bu örnekte ihbar etmek her ne kadar olumlu bir fiil olması sebebiyle suç teşkil etmiyormuş gibi görünse de söz konusu fiilin şantaj tanımına uyması ve buradan hareketle tehdit yoluyla haksız menfaat sağlanması, bu fiile şantaj niteliği kazandırmaktadır ki bu da fiilin suç teşkil ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Şantaj, genel tanımı itibariyle aslında tehdidin bir çeşidi olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaten kanun koyucu, belli şartlar altında gerçekleşen tehdidi şantaj başlığı altında düzenlemektedir. Şantaj, dilimize Fransızca'dan geçmiş bir hukuki terim olup, bu sebeple bazı çevreler tarafından ayrı bir suç değil de tehdidin cezai yaptırımını ağırlaştırıcı bir unsur olduğu fikri savunulmaktadır. Ancak gerek Ceza Kanunumuz gerek Fransız Ceza Kanunu (Code Pénale) dikkatle incelendiğinde bu fikre katılmanın mümkün olmadığı, şantajın tehdit suçuyla bir bağlantısı olmakla beraber ayrı bir suç olarak nitelendirildiği açık ve seçik bir şekilde ortadadır. 


Şantaj Suçu Unsurları


           Şantaj suçu, temel olarak kişinin iç hürriyetini yani irade özgürlüğünü kısıtlaması sebebiyle suç kapsamında yer almaktadır. Buna karşın, şantaj suçu, kişinin iç hürriyetini yani irade özgürlüğünü kısıtlamaktan yola çıkarak kişinin diğer hak ve hürriyetlerini de kısıtlayabilir. Örneğin şantaj yapılan kişiden para istenmesi kişinin malvarlığı hakkına yönelik açık bir saldırı niteliği taşımaktadır. Buradan hareketle, şantaj suçu, çok hukuk konulu bir suçtur denilebilir. Şantaj suçu sıklıkla haksız menfaat elde edebilmek için işlenmektedir. Buna ek olarak, bir şeyin yapılmasını ya da yapılmamasını sağlamak amacıyla da işlenebilmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, kanun koyucunun şantaj suçunu nasıl tanımladığı ve şantaj suçunu hangi suçlarla aynı kategoriye koyduğudur. Gerek içtihatları gerekse kanunumuzda yer alan şantaj tanımı incelendiğinde, kanun koyucunun, şantaj suçunu mala karşı suçlar çerçevesinde değil de hürriyete karşı suçlar kapsamında ele aldığı net bir biçimde görülmektedir. Buradan hareketle kanun koyucu şantaj suçunun cezai yaptırımını tanımlarken iç hürriyeti yani irade özgürlüğünü korumaktadır. Evet, şantaj suçu, failin haksız kazanç elde edebilmek için mağdurun malvarlığına yönelik bir saldırı da olabilir, ama şantaj suçunun tanımı itibariyle, haksız fiilin asıl çıkış noktası mağdurun iradesine adeta ipotek konulmasıdır. Buradan hareketle, şantaj suçu özelinde kanun koyucunun, özgürlüğe yönelik saldırıyı egemen unsur olarak kabul ettiği kanısına varılabilir. 

           Şantaj fiilinin cezai yaptırım doğurması için irade değiştirebilecek tehdidin mağdura ulaşmış olması yeterlidir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, fiilin suç teşkil etmesi için mağdurun iradesini değiştirmesinin şart olmamasıdır. Çünkü fail her ne kadar mağdurun iradesini değiştirememiş olsa da onun iç hürriyetine yani irade özgürlüğüne kast etmiştir. Bu nedenle, şantaj suçu bir tehlike suçudur. Şantaj suçu sözlü olabileceği gibi yazılı ya da görsel medya araçları vasıtasıyla da işlenebilir. Buna ek olarak, şantaj suçu, doğrudan işlenebileceği gibi üçüncü kişiler vasıtasıyla da işlenebilir. Bununla beraber, şantaj suçundan bahsedebilmek için isnat edilecek bilginin doğru olması da şart değildir. Yani bir kişi, başka bir kişiden haksız menfaat elde edebilmek için o kişiye iftira atacağından bahisle o kişiyi tehdit etmesi de şantaj suçu kapmasındadır. Temel olarak, cezai yaptırım açısından sözlü, yazılı ya da görsel bir şantajın farkı olmasa da sözlü şantajın kanıtlanabilmesi oldukça zordur. Ayrıca, şantaj suçunun işlendiği birçok durumda, özellikle günümüzde, şantajın medya araçları vasıtasıyla ispat edilebilmesinin kolaylaşmasının da etkisiyle şantaj suçları, herkesin anlayabileceği açık bir tehditten ziyade mağdur için özel anlamlar içeren, sadece mağdurun anlayabileceği bir şekle sahip tehditler suretiyle işlenmektedir. Yani failler, cezai yaptırımdan kaçınabilmek için şantaj anlamı çıkmayacak, üstü kapalı tehditlere başvurmaktadırlar.  Şantaj suçunun oluşabilmesi için hakimin failin neyi kastettiğini şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyabilmesi gerekmektedir.  Bu da her ne kadar ispatı zorlaştıran bir etken gibi görünse de uygulamalara bakıldığında, genellikle sözlü şantajın söz konusu olmadığı durumlarda ispat noktasında herhangi bir sıkıntı yaşanmadığı göze çarpmaktadır. 

Şantaj Suçu ve Cezası

(1) Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek: 29/6/2005 – 5377/14 md.) Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.

İnternet Üzerinden Şantaj

            Günümüzde herkesin cebinde yer bulan internet ve buna bağlı olarak hayatımızın her alanına giren medya cihazları bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken diğer yandan bizi önceden akıllara dahi gelmeyecek tehditlerle yüz yüze bırakmaktadır. Şüphesiz ki gelişen teknoloji, bilinçli kullanıldığı ve suç eğilimi olan kişilere açık kapı bırakılmadığı takdirde son derece yararlı bir unsurdur. Şüphesiz ki, gelişen teknoloji, belli noktalarda şantaj ve diğer suçlar karşısında elimizi güçlendirmektedir. Örneğin şantaj ve tehdit durumunda suçu ispatlamak ses kaydı, ekran çekimi (screenshot) gibi teknolojinin bize sağladığı imkanlarla daha kolay bir hal almıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, teknolojinin kötü niyetli insanların da elini güçlendirdiği gerçeğidir. Bu bakımdan kötü niyetli fırsatçıların teknoloji vasıtasıyla tehdit ve şantaj suçlarını nasıl işlediklerini ve bu suçlara karşı alınabilecek önlemleri incelemek faydalı olacaktır. 
 Geçmişte MSN Messenger vasıtasıyla günümüzde daha çok yollanan bir mailden ya da başka bir iletiye gizlenmiş olan dosyayı mağdura bir medya içeriği ya da bir promosyon olarak yollayan fail, bu dosyanın arka planda mağdurun rızası ve bilgisi olmaksızın çalışması sonucunda mağdurun bilgisayarındaki birçok veriye ulaşabilmekte hatta bilgisayarın kamera ve mikrofon donanımlarını çalıştırabilmektedir. Bu noktadan sonra fail, mağdurun bilgisi dışında mağdurun ses ve görüntü kaydını alarak mağduru bu verileri başka kişilerle paylaşacağından bahisle tehdit ederek haksız menfaat elde etmektedir. Bu tür durumlarda genelde mağdur yaşadığı korkunun da etkisiyle ne yapacağını bilemediğinden, görüntülerin internette yayılmasını önlemek için failin isteklerini yerine getirmektedir. Suçun yargı makamlarına bildirilmesinden önce yapılması gerekenlerin başında mümkünse internet ortamında yabancı kişilerle konuşmamak, bilinmeyen kaynaklardan gelen mail ve iletilerin açılmaması gelir. Eğer bu mümkün değilse yabancı kişiden gelen dosyaları her ne sebeple olursa olsun kabul etmemek, dosya yollanmış olsa bile dosyayı açmamak gerekir. Buna ek olarak, eğer mümkünse yabancı kişiyle görüntülü görüşme yapmamak, bu mümkün değilse yabancı kişiyle resmi bir dil kullanmak suretiyle samimi olmaktan uzak bir biçimde görüşmeyi tamamlamak gerekir. Bununla beraber, internet üzerinden şantaj suçu günümüzün popüler mesajlaşma uygulamalarından Whatsapp, Facebook Messenger, Viber, Tango, Wechat, Line, Skype vasıtasıyla da işlenebilmektedir. Bu tür uygulamalardan en az biri hemen hemen herkeste olduğu için son yıllarda internet üzerinden şantaj suçuna en sık bu platformlarda rastlanmaktadır. İnternet üzerinden yazışma şeklinde olan görüşmelerde de özel bilgiler verilmemesi ve samimi bir dil kullanmaktan uzak durulması gerekmektedir. Bununla beraber, sosyal medya kullanımında yabancı insanların takip edilmemesi her hesabın sahte hesap olabileceğinin göz önünde bulundurulması faydalı olacaktır.

Şantaj Durumunda Ne Yapmali


            Şantajla yüz yüze kaldıktan sonra ilk akla gelen şey belki de şantaj durumunda ne yapmali sorusudur. Çünkü birçok mağdur şantaj konusu olan bilgilerin ya da görüntülerin internet ortamında yayılacağı korkusuyla ne yapacağını bilemeden failin dediklerini yerine getirmektedir. Bu bakımdan şantaj durumunda yapılması gerekenlerin bilinmesi hayati öneme haizdir. Şantaj durumunda yapılması gereken en önemli şey mümkün olduğu kadar fazla kanıt toplayabilmektir: failin şantaj içeren konuşmalarının ekran görüntüleri (screenshot), şantaj içeren görüntü, ses kaydı ya da başka çeşit medya içerikleri, faile ait profil, hesap ve adres bilgileri... Bu kanıtları topladıktan sonra görüntülerin internet ortamından kaldırılması için vakit kaybetmeden bir bilişim avukatıyla iletişime geçilmesi gerekmektedir. 

Mert Güdücüoğlu

8 Aralık 2015 Salı

Tehdit Suçu Cezası

''Tehdit nedir?'' sorusuna birçok farklı cevap verilebilmektedir ancak genel kabuller çerçevesinde, bir kişinin, başka bir kişinin veya o başka kişinin yakınının hayatına, vücut dokunulmazlığına, cinsel dokunulmazlığına veya malvarlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden bahisle kişinin korkutulması şeklinde tanımlayabileceğimiz tehdit suçu, kişinin toplum içerisinde huzur ve güven içinde yaşama hakkını engeller ve bu sebeple suç teşkil etmektedir. Tehdit suçu sözle, hareketle, yazılı mesajla, yapılan bir paylaşımla, video ya da resimden oluşan içerikle, mektupla yapılabilir. Burada önemli olan husus kişinin tehdit edildiğine ya da edileceğine dair varsayımları ya da düşüncelerinden ziyade doğrudan doğruya sözle ya da hareketle açık ve tartışmaya mahal bırakmayacak bir şekilde korkutulmuş olmasıdır. Yani korkutma gerçekleşmemişken yapılan öngörüler tehdit kapsamına girmemektedir. Cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırıdan bahisle tehdit edilmesi 2 yıldan 5 yıla kadar hapisle cezalandırılır. Kişinin malvarlığına yönelik tehdit durumlarında ise cezai işlem şikayete tabidir. Bu çeşit tehditler cinsel dokunulmazlığa yönelik tehditlere göre daha düşük cezai yaptırımlara tabidir. Tehdidin niteliği de cezai yaptırımını doğrudan etkilemektedir. Mesela tehdidin birden çok kişi tarafından beraber yapılması veya silahla yapılması suçları 2 yıldan 5 yıla kadar hapisle cezalandırılır.  Buradan hareketle tehdit suçunun niteliklerine göre ayrılarak incelenmesi faydalı olacaktır:


Tehdit Etmenin Cezası
1) Basit Tehdit:
   
     Genelde kişinin malvarlığına yönelik hukuka aykırı bir saldırı yapılacağının bildirilmesi suretiyle yapılan tehditlerdir. Bu tehditler kişinin canına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik olmayan tehditler şeklinde de tanımlanabilir. Basit tehdit suçundaki cezai yaptırım nitelikli tehdit suçuna göre daha hafiftir. Basit tehdit suçu, 6 aya kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılır. Basit tehdit suçunda dikkat edilmesi gereken husus suçun takibinin şikayete tabi olmasıdır. 


2) Nitelikli Tehdit:

    Kişinin malvarlığından ziyade, kişinin canı, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik hukuka aykırı saldırı yapılacağının bildirilmesi suretiyle kişinin korkutulmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken husus nitelikli tehdidin basit tehdidin aksine şikayete bağlı olmayıp, kendiliğinden takip edilmesidir. Nitelikli tehdit suçu 6 aydan 2 yıla kadar hapisle cezalandırılır. 




Tehdit Suçunun Ağırlaştırıcı Sebepleri:

   
     Tehdidin nitelikli ya da basit olmasının yanında tehdit suçunun cezai yaptırımını ağırlaştıran bir takım sebepler mevcuttur. Bunlar kısaca failin kendini tanınmayacak hale getirerek tehdit etmesi, tehdit ederken suç örgütlerinden doğrudan ya da dolaylı olarak yararlanması, tehdit suçunu birden fazla kişiyle işlemesi, tehdidi silah kullarak yapması şeklinde özetlenebilir. Tehdit suçunun bu ağırlaştırıcı sebeplerden en az biriyle işlenmesi durumunda fail, 2 yıldan 5 yıla kadar hapisle cezalandırılır. 



Ne Kadar Sürede Şikayet Edebilirim?


    Öncelikle, nitelikli tehdit suçu şikayete tabi olmadığı için şikayet süresi söz konusu değildir. Zaten nitelikli tehdit suçu şikayet olmaksızın doğrudan soruşturulur. Şikayet süresi malvarlığına yönelik olan tehditlerde yani basit tehditlerde söz konusudur. Mağdur, tehdidi ve tehdit edeni öğrenmesinden itibaren 6 ay içinde şikayet etmelidir. Aksi takdirde şikayet hakkı ortadan kalkar. Ancak tehdit suçunun basit veya nitelikli hallerinde tehdidin yaşam hakkına yönelik olması durumunda cezai yaptırım şikayete bağlı değildir. Bu tür tehdit suçları 8 yıllık dava zaman aşımı süresi içerisinde soruşturulabilir. 



Tehdit TCK


    Tehdit suçu Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinde açık bir şekilde tanımlanmıştır:

(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

(2) Tehdidin;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.

   
    

İnternetten Tehditin Cezası


     Günümüzde tehdit suçu sadece yüzyüze değil, Whatsapp, Viber, Tango, Wechat, Line, Skype gibi anlık mesajlaşma programları vasıtasıyla resim ya da ileti göndermek suretiyle olabileceği gibi Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal medya platformlarından yapılan paylaşımlar ya da iletiler vasıtasıyla da olabilir. Ancak tehdidin internet ortamında olmasıyla gerçek hayatta olması arasında bir fark yoktur. Her durumda tehdidin niteliği ve ağırlaştırıcı sebep içerip içermediği önemlidir. İnternet ortamında işlenen tehdit suçlarının gerçek hayatta işlenen tehdit suçlarından cezai yaptırım açısından farkı yoktur. Ancak suçun ispatı noktasında büyük bir fark vardır. Soruşturma esnasında işin ciddiye bindiğini farkeden fail tehdit içeren iletisini ya da paylaşımını silmek suretiyle suçun ispatını engelleyebilir. Bu açıdan bakıldığında soruşurma sırasında bir bilişim avukatıyla çalışılması hayati öneme haizdir. Bilişim avukatına ek olarak, ispatı mümkün kılabilmek için tehdit içeren unsurun ekran görüntüsünün (screenshot) alınması gerekmektedir.  


7 Aralık 2015 Pazartesi

Sosyal Medyada Küfür Cezası

Günümüzde hayatımızın her alanı sanal dünyayla entegre olduğu için tabiri caizse sanal bir hayat yaşamaktayız. İş hayatımızdan, alışveriş yaptığımız markete kadar her türlü işlem internet ortamında gerçekleşmektedir. Hatta sosyalleşme gibi insanın en tabi ihtiyaçlarından sayılabilecek bir unsur dahi internet üzerinden gerçekleşmektedir. Bu noktada, cezai yaptırımın daha zor ve dolaylı olması insanların daha rahat davranmasına yani daha kolay suç işlemesine sebep olmaktadır. Bu nedenle insanların sanki internet ortamında işlenen suçlar suç değilmişçesine suç işlediklerine tanık olmaktayız. İnsanların bu davranışının sebebi de internet ortamında işlenen suçların genelde cezasız kalmasıdır. Çünkü cezai işlem uygulanmak için harekete geçilse dahi birçok insan küfür, hakaret vb haksız fiilleri işlerken sahte e-mail adresleri sahte hesaplar kullanmaktadırlar. Buna ek olarak özellikle ülkemizde oldukça yaygın olan VPN kullanımı da bu suçları işleyen kişilerin tespit edilmesini zorlaştırmaktadır. Bu çeşit suçların engellenememesinin bir diğer ayağı da Facebook, Twitter, Youtube gibi servis sağlayıcılarla yaşanan iletişim kopukluğudur. Bu tür servis sağlayıcıları kullanılarak işlenen suçlarda mağdur olan kişi önce savcılığa başvuru yaparak savcılığın içeriği kaldırmasını talep ediyor. Sonrasında ise savcılık ilgili servis sağlayıcıdan içeriğin kaldırılmasını talep ediyor. Ama bu iletişimin sağlanması ve taleplerin uygulanması için gereken süre içerisinde suç teşkil eden içerik internet ortamında hızla yayılıyor ve artık kaldırılsa dahi birçok farklı mecrada bulunduğundan ve birçok kişi tarafından elde edildiğinden kişinin mağduriyeti artarak devam ediyor. 

Sosyal medyadan küfür günümüzde toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Bu sorunun daha iyi anlaşılabilmesi için hakaret suçunun ne olduğunu nasıl tanımlandığını bilmek gerekir. Türk Ceza Kanunu hakaret suçunu açık ve seçik şekilde tanımlamıştır:



Sosyal Medyada Küfür Cezası

(1) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. 

(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.



Sosyal Medyada Hakaret

           Görüldüğü üzere, kanunumuz, suçun alenen işlenmesini dikkate alarak ağırlaştırıcı bir sebep olarak değerlendirmektedir. Bu durum da sosyal medya ya da anlık mesajlaşma uygulamalarında iletilen mesajlardan ziyade üç veya daha fazla kişinin görebileceği paylaşımlar ya da toplu mesajların daha ağır cezalara sebebiyet verebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak burada üzerinde durulması gereken husus, cezai işlemin yapılabilmesi için mağdurun şikayetçi olmasıdır. Eğer mağdur ölmüşse, mağdurun ikinci dereceye kadar üstsoyu ya da altsoyu, eşi ve kardeşi şikayette bulunabilir. Ancak bu tür suçlardaki kısır nokta genelde şikayet aşamasında işin ciddiye bindiğini anlayan fail suç teşkil eden paylaşımı silerek suçun ispatını engellemesidir. Buradan hareketle, mağdurun şikayet etmeden önce suç teşkil eden paylaşımı ispat edebilmek için paylaşımı görüntülemek suretiyle kaydetmelidir. Ancak cezai işlemin uygulanmasında en önemli engellerden birisi de failin tespitinin zor olmasıdır. Fail, mağdurun tanıdığı birisiyse ve bu ispatlanabilirse o zaman cezai yaptırım uygulanması daha kolaydır. Ancak özellikle Twitter'ın yaygınlaşması sonucunda insanların tanımadıkları insanlara hakaret etmesi oldukça yaygın görülen bir durumdur. Bu çeşit durumlarda da failin bulunması için yargı makamları servis sağlayıcı ile temasa geçerek failin IP adresini isteseler de özellikle yabancı menşeilli servis sağlayıcılar kullanıcılarının IP adreslerini paylaşmak noktasında istekli davranmamaktadırlar. Zaten servis sağlayıcılar IP adreslerini paylaşsalar bile VPN kullanımı çok yaygın olduğundan failin bulunması tam bir muammadır.