Gerek günlük hayatta gerek iş hayatında birçok insanı mağdur eden bir suç çeşidi olarak karşımıza çıkan güveni kötüye kullanma suçu ne yazık ki insanların farkındalığının yüksek olduğu bir suç çeşidi olmaktan oldukça uzaktır. Kaldı ki birçok insanın bizlere yönelttiği sorulardan da bu bilincin düşük olduğunu kolaylıkla kavrayabiliriz. Hem bu suç hakkındaki farkındalığı üst seviyeye çıkarabilmek hem de daha iyi bir tanım ortaya çıkarabilmek için güveni kötüye kullanma suçunu bizlere sık sık yöneltilen sorular ve bu soruların cevapları ışığında yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır. Bu soruların başlıcaları güveni kötüye kullanma nedir, güveni kötüye kullanmak ne demek, güveni kötüye kullanma cezası nedir, güveni kötüye kullanma cezası kaç yıl, güveni kötüye kullanma etkin pişmanlık kapsamında mıdır, güveni kötüye kullanma TCK tarafından nasıl tanımlanır, güveni kötüye kullanma suçu örnekleri nelerdir, görevi kötüye kullanma ile güveni kötüye kullanma aynı anlama mı gelir, güveni kötüye kullanma şikayet dilekçesi nasıl yazılır, güveni kötüye kullanma zamanaşımı süresi nedir, güveni kötüye kullanma Yargıtay kararları açısından nasıl sonuçlar doğurmuştur, güveni kötüye kullanma şikayet zamanaşımı süresi ne kadar, güveni kötüye kullanma suçu emniyeti suiistimal suçu TCK açısından aynı suçlar mıdır, güveni kötüye kullanma suçunun maddi ve manevi unsurları nelerdir, güveni kötüye kullanma suçunun unsurları nelerdir, hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu şikayete bağlı mıdır, görevi kötüye kullanma suçu şikayete tabi mi, TCK 155/2 şikayete bağlı mı şeklindedir. Bu soruları cevaplamaya güveni kötüye kullanma suçunun tanımı ile başlamak en doğrusu olacaktır.
Güveni Kötüye Kullanma Nedir?
Güveni kötüye kullanma nedir, güveni kötüye kullanmak ne demek şeklindeki sorulara verilebilecek en güzel yanıt bir kişinin kendisine belli bir kullanım amacıyla devredilmiş olan bir malı kullanım amacı dışında kullanması, o mal hakkında devredenin rızası olmaksızın tasarrufta bulunması ya da söz konusu devir işlemini inkar etmesidir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için bahsi geçen fiillerden sadece birinin bile gerçekleşmiş olmasının yeterli olduğudur. Örneğin, failin bir başkası tarafından kendisine devredilen malı amacı dışında kullanması durumunda da güveni kötüye kullanma suçu gerçekleşmiş olur. Yani suçun oluşabilmesi için failin söz konusu malı amacı dışında kullanmasının yanı sıra devir işlemini inkar etmesi şart değildir. Güveni kötüye kullanma nedir ve güveni kötüye kullanmak ne demek sorularını yanıtladıktan sonra bir başka merak edilen sorular olan güveni kötüye kullanma cezası kaç yıl ve güveni kötüye kullanma cezası nedir sorularını cevaplamak oldukça faydalı olacaktır.
Güveni Kötüye Kullanma Cezası Nedir?
Hiç kuşkusuz güveni kötüye kullanma suçu ile ilgili ilk akla gelen sorular güveni kötüye kullanma cezası nedir ve güveni kötüye kullanma cezası kaç yıl sorularıdır. İlk olarak, güveni kötüye kullanma suçunun cezası 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ve adli para cezasıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus hakimin hem hapis hem de adli para cezasına aynı anda hükmetmesi gerektiğidir. Zaten kanun hükmünde de bu gereklilik açık ve net bir biçimde ifade edilmiştir. Suçun nitelikli hali işlenmişse yani meslek ya da ticaret ilişkisinden kaynaklanan güveni kötüye kullanma ya da hizmet ilişkisinden doğan güveni kötüye kullanma durumu söz konusu ise failin alacağı ceza 1 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası ve buna ek olarak 3000 gün adli para cezasıdır. Güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinde de altı çizilmesi gereken nokta tıpkı güveni kötüye kullanma suçunun basit halinde olduğu gibi hem adli para cezasının hem de hapis cezasının aynı anda verilmesi gerekliliğidir. Yani hakim güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinde de hem hapis hem de adli para cezasına aynı anda hükmedecektir. Ancak her ne kadar güveni kötüye kullanma suçu bu denli ağır cezai yaptırımlara tabi olsa da bazı özel durumlarda failin ceza indiriminden yararlanmasının önü açılmıştır. Kanun koyucu bu noktada failin bazı şartlar çerçevesinde etkin pişmanlık mekanizması bağlamında bir dizi ceza indirimlerinden faydalanmasını ön görmektedir. İşte buradan hareketle, güveni kötüye kullanma cezası nedir ve güveni kötüye kullanma cezası kaç yıl sorularını yanıtladıktan sonra güveni kötüye kullanma etkin pişmanlık kapsamında mıdır sorusunu cevaplamak oldukça isabetli olacaktır.
Güveni Kötüye Kullanma Etkin Pişmanlık Kapsamında Mıdır?
Öncelikle, güveni kötüye kullanma etkin pişmanlık kapsamında mıdır sorusuna verilecek en güzel cevap evet olacaktır. Ancak etkin pişmanlık mekanizması ile güveni kötüye kullanma suçunun bağlantısını daha iyi açıklamak amacıyla kısaca etkin pişmanlık mekanizmasının tanımından ve işleyişinden bahsetmek oldukça yararlı olacaktır. İlk olarak, etkin pişmanlık herhangi bir suç işlemiş olan failin işlediği suç sebebiyle oluşan zararı tazmin ederek ceza indirimi kazanabilmesine olanak tanıyan bir hukuki mekanizmadır. Peki etkin pişmanlık kurumundan güveni kötüye kullanma suçu özelinde nasıl faydalanabiliriz? Bu sorunun cevabı failin soruşturma aşaması devam ederken mağdurun zararını karşılaması durumunda 2/3 oranında ceza indirimi alacağıdır. Başka bir deyişle 24 ay ceza alan bir kişinin etkin pişmanlık kurumundan yararlanarak 8 ay ceza alması mümkündür. Failin soruşturma aşamasından sonra yani kendisi hakkında dava açıldıktan sonra mağdurun zararını karşılaması durumunda ise 1/2 oranında bir ceza indirimi söz konusu olur. Güveni kötüye kullanma etkin pişmanlık kapsamında mıdır sorusunu cevapladıktan sonra güveni kötüye kullanma şikayet zamanaşımı süresi ne kadar ve güveni kötüye kullanma zamanaşımı süresi nedir sorularını cevaplamak uygun olacaktır.
Güveni Kötüye Kullanma Şikayet Zamanaşımı Süresi Ne Kadar?
İlk olarak, güveni kötüye kullanma şikayet zamanaşımı süresi ne kadar sorusuna verilecek cevap 6 aydır. Başka bir ifadeyle, mağdur faili ve fiili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içerisinde şikayet etmek durumundadır, aksi takdirde aynı suçtan aynı kişiyi şikayet edemez. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus bu 6 aylık şikayet süresinin güveni kötüye kullanma suçunun basit halleri için geçerli olduğudur. Yani güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hallerinde şikayet süresi söz konusu değildir. Güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinde zamanaşımı süresi 15 yıldır. Güveni kötüye kullanma şikayet zamanaşımı süresi ne kadar ve güveni kötüye kullanma zamanaşımı süresi nedir sorularını yanıtladıktan sonra hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu şiikayete bağlı mıdır sorusunu yanıtlamak yerinde olacaktır.
Hizmet Nedeniyle Görevi Kötüye Kullanma Suçu Şikayete Bağlı Mıdır?
Hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu ile ilgili ilk bilinmesi gereken bu suçun genel olarak güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hallerini teşkil etmesidir. Bir başka ifadeyle, hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu Türk Ceza Kanunu tarafından cezayı ağırlaştırıcı bir sebep olarak belirtilmiştir. Hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu şikayete bağlı mıdır sorusuna daha net bir cevap verebilmek adına hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçunu tanımlamak yerinde olacaktır. Bir kişinin herhangi bir hizmet ilişkisi çerçevesinde devralmış olduğu bir malı devir amacına aykırı bir biçimde kullanmasına ve mal sahibinin rızası olmaksızın tasarrufta bulunmasına görevi kötüye kullanma suçu denir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus görevi kötüye kullanma suçundan söz edilebilmesi için ilk olarak devredilen malın bir hizmet ilişkisi çerçevesinde devredilmiş olması ve taraflar arasında kurulmış olan hizmet ilişkisinin sürekli bir hizmet ilişkisi olması gerekir. Dolayısıyla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturan fiilin bu tanımlara uyması durumunda güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinden bahsedilir ki güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinin söz konusu olduğu durumlarda mağdur 15 yıl içinde şikayette bulunabilir. Hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu şikayete bağlı mı sorusunu yanıtladıktan sonra görevi kötüye kullanma ile güveni kötüye kullanma aynı anlama mı gelir sorusuna cevap vermek yerinde olacaktır.
Görevi Kötüye Kullanma ile Güveni Kötüye Kullanma Aynı Anlama Mı Gelir?
Görevi kötüye kullanma ile güveni kötüye kullanma aynı anlama mı gelir sorusuna verilecek cevap hayırdır. Görevi kötüye kullanma suçu güveni kötüye kullanmanın nitelikli hallerinden birisidir. Bununla beraber, güveni kötüye kullanma suçu ile görevi kötüye kullanma suçu arasındaki temel fark görevi kötüye kullanma suçunda devredilen malın sürekli bir hizmet ilişkisi sebebiyle devredilmiş olmasıdır. Kaldı ki güveni kötüye kullanma suçunun basit halini işleyen birisinin alacağı ceza 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ve buna ek olarak adli para cezası iken görevi kötüye kullanma suçunu işleyen birisinin alacağı ceza 1 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası ile birlikte 3000 gün adli para cezasıdır. Buradan hareketle, görevi kötüye kullanma suçunun güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli bir hali olduğu ve daha ağır bir cezai yaptırıma tabi olduğu söylenebilir. Görevi kötüye kullanma ile güveni kötüye kullanma aynı anlama mı gelir sorusuna cevap verdikten sonra güveni kötüye kullanma suçu emniyeti suiistimal suçu TCK açısından aynı suçlar mıdır sorusunu yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçu Emniyeti Suistimal Suçu TCK Açısından Aynı Suçlar Mıdır?
Güveni kötüye kullanma suçu emniyeti suistimal suçu TCK açısından aynı suçlar mıdır sorusuna verilecek en net cevap evet olacaktır. Türk Ceza Kanunu'nda 155. maddede düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu tanımı itibariyle emniyeti suiistimal suçuyla aynı anlamda kullanılmıştır. Başka bir deyişle, güveni kötüye kullanma suçu ve emniyeti suistimal suçu aynı anlama gelmektedir. Güveni kötüye kullanma suçu emniyeti suiistimal suçu TCK açısından aynı suçlar mıdır sorusuna cevap verdikten sonra güveni kötüye kullanma TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusunu yanıtlamak isabetli olacaktır.
Güveni Kötüye Kullanma TCK Tarafından Nasıl Tanımlanır?
Güveni kötüye kullanma TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusuna verilecek en güzel cevap kişinin başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar etmesi durumu olacaktır. Bu tanıma ek olarak suçun nitelikli halinden de bahseden kanun koyucu, güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halini suçun, (güveni kötüye kullanma suçunun) meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi şeklinde tanımlamıştır. Güveni kötüye kullanma TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusunu cevapladıktan sonra güveni kötüye kullanma suçunun unsurları nelerdir sorusunu yanıtlamak uygun olacaktır.
Güveni kötüye kullanma suçunun unsurları nelerdir sorusunun cevabı aslında suçun tanımında yatmaktadır. Ancak bu noktada herhangi bir soru işareti kalmaması açısından bu unsurlara tek tek değinmek yararlı olacaktır. İlk olarak, güveni kötüye kullanma suçundan bahsedilebilmesi için bir malın bir kişiye belirli bir amaca yönelik olarak devri gerçekleşmiş olmalıdır. Başka bir ifadeyle, zilyedliğin devri güveni kötüye kullanma suçunun ilk unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında, güveni kötüye kullanma suçunun bir diğer unsuru ise malın mal sahibinin sağlıklı iradesi sonucu devredilmesidir. Yani belli bir amaca yönelik devredilen mal, mal sahibinin herhangi bir aldatma, tehdit, şantaj gibi irade sakatlığı oluşturan durumlar olmaksızın kendi iradesiyle devredilmiş olmalıdır. Bu cümleden de anlaşılabileceği üzere malın çalınması durumu da güveni kötüye kullanma suçunun oluşmasına bir engel oluşturmakta ve başka bir suç teşkil etmektedir. Ve son olarak, güveni kötüye kullanma suçunun bir diğer unsuru da malın devrinin inkar edilmesidir. Yani bir kişi kendisine belli bir amaca yönelik devredilmiş malın devrini inkar ediyorsa güveni kötüye kullanma suçu işlemiş olur.
Son günlerde gündemden düşmeyen ve hakkında birçok spekülasyon yapılan yeni Danıştay kanunu meclisten geçerek yasalaştı. Peki yasalaşan yeni Danıştay kanun tasarısı neleri kapsıyor? Öncelikle yüksek yargıyı yeniden şekillendirmesi beklenen yeni Danıştay kanunu hakkında gerek yazılı ve görsel medyada gerek toplumda sorulan soruların neler olduğunu inceleyelim. Bu soruların başlıcaları Danıştay kanun tasarısı neleri kapsıyor, yeni Danıştay kanunu hangi değişiklikleri getirecek, Danıştay Kanunu 2015 yılından farklı olarak neler getirecek, Danıştay kanunu 24. madde özelinde yapılması beklenen değişiklikler nelerdir, Danıştay kanunu değişikliği ile yüksek yargıda neler değişecek, Danıştay kanunu 2014 yılında neden değiştirilmedi, yeni Danıştay kanunu değişikliği mevcut Danıştay üyelerini nasıl etkileyecek, Danıştay kanunu son hali itibariyle hangi değişiklikleri ön görüyor, 4 yıl şartı değişti mi, Danıştay'da kaç daire vardır, Danıştay'daki daire sayısı değişti mi, Yargıtay'da kaç daire vardır, Yargıtay'ın daire sayısı değişti mi, şeklindedir. Yeni Danıştay Kanunu ile gelen değişiklikleri ve bu kanun tasarısının amacını bu sorular ışığında yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır.
Yeni Danıştay Kanun Tasarısı Neleri Kapsıyor?
Öncelikle, yeni Danıştay kanun tasarısı neleri kapsıyor sorusuna verilecek ilk cevap şu şekilde olacaktır: Yasalaşan yeni Danıştay kanun tasarısı ile beraber mevcut birçok Danıştay üyelerinin üyelikleri sona erecek. Bu uygulamanın dışında kalan Danıştay üyeleri ise Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay Başkanvekili ve Danıştay Daire Başkanı olarak sıralanabilir. Başka bir deyişle, Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay Başkanvekili ve Danıştay Daire Başkanı dışındaki tüm mevcut Danıştay üyelerinin üyelikleri bitecek. Buna ek olarak, Yeni Danıştay Kanununa göre üyelikleri sona eren üyelerden HSYK tarafından seçilmiş olanların yerine HSYK tarafından, Cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş üyelerin yerine Cumhurbaşkanı tarafından kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 gün içinde yeni atamalar yapılacak. Bununla beraber, Danıştay'ın yeni yapılanması çerçevesinde Danıştay'ın kadro sayısı üyelikleri devam eden üyelerle birlikte 116 olacak. Bunun yanında, Danıştay üyeliğine seçilemeyenler 5 gün içinde talepte bulunmaları halinde HSYK tarafından ilgili bir göreve atanabilecek. Talepte bulunmadıkları takdirde ise başbakanlık vasıtasıyla başka görevlere atanabilecek. Bununla beraber, seçilen her üye, tekrar seçilmiş olsalar bile önümüzdeki 12 yıl boyunca görev yapacaklar. Ayrıca, yeni Danıştay Kanunu ile öngörülen bir başka altı çizilmesi gereken nokta ise seçilen bir üyenin bir daha seçilemeyecek olmasıdır. Yeni Danıştay kanun tasarısı neleri kapsıyor, Yeni Danıştay Kanunu hangi değişiklikleri getirecek, Danıştay Kanunu değişikliği ile yüksek yargıda neler değişecek, Danıştay kanunu son hali itibariyle hangi değişiklikleri ön görüyor sorularını yanıtladıktan sonra bir başka merak edilen soru olarak karşımıza çıkan 4 yıl şartı değişti mi sorusunu cevaplamak oldukça uygun olacaktır.
4 Yıl Şartı Değişti Mi?
4 yıl şartı değişti mi sorusuna cevap vermeden önce kısaca Yeni Danıştay Kanun tasarısı öncesindeki Danıştay yapılanmasından kısaca bahsetmek isabetli olacaktır. Bilindiği gibi Danıştay Başkanı ve Danıştay Başsavcısı seçilebilmek için 4 yıl Danıştay üyeliği yapmış olma şartı aranıyordu. Yeni Danıştay Kanunu ile birlikte bahsi geçen 4 yıllık şart yerini 6 yıllık şarta bırakmıştır. Bir başka ifadeyle, bundan böyle Danıştay Başkanı ya da Danıştay Başsavcısı olabilmek için 6 yıl boyunca Danıştay üyeliği yapmış olmak şarttır. Yeni Danıştay Kanunu ile ilgili olarak 4 yıl şartı değişti mi sorusunu yanıtladıktan sonra Danıştay'da kaç daire vardır ve Danıştay'daki daire sayısı değişti mi şeklindeki soruları cevaplamak oldukça faydalı olacaktır.
Danıştay'da Kaç Daire Vardır?
İlk olarak, Danıştay'da kaç daire vardır sorusuna cevap verebilmek adına Danıştay'ın Yeni Danıştay Kanunu öncesindeki yapılanmasını hatırlatmak isabetli olacaktır. Bilindiği üzere, Yeni Danıştay Kanunu öncesinde Danıştay'da 17 daire vardı. Ancak, Yeni Danıştay Kanunu ile birlikte gelen bir başka değişikliğin sonucu olarak Danıştay'da yer alan 17 daire 10 daireye düşürülmüştür. Başka bir deyişle Yeni Danıştay Kanunu ile birlikte bundan böyle Danıştay'ın 10 dairesi bulunmaktadır. Danıştay'da kaç daire vardır, Danıştay'daki daire sayısı değişti mi sorularını cevapladıktan sonra bir başka merak edilen soru olan Danıştay Kanunu 2015 yılından farklı olarak neler getirecek sorusunu yanıtlamak yerinde olacaktır.
Danıştay Kanunu 2015 Yılından Farklı Olarak Neler Getirecek?
Öncelikle, Danıştay Kanunu 2015 yılından farklı olarak neler getirecek sorusuna en güzel cevap hem Danıştay'ın üye yapısında hem de Danıştay'ın kurumsal yapısında köklü değişiklikler yapıldığıdır. Peki nedir bu köklü değişiklikler? İlk olarak, Danıştay'ın Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay Başkanvekili ve Danıştay Daire Başkanı dışındaki üyelerinin üyelikleri sona erecek. Buna ek olarak, Yeni Danıştay Kanunu ile birlikte Danıştay'ın üye yapısı ile ilgili bir başka değişiklik ise Danıştay'ın kadro sayısının 116 olarak belirlenmesidir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus 116 olan kadro sayısına görevi devam eden üyelerin de dahil edildiğidir. Bununla beraber, Yeni Danıştay Kanunu ile birlikte Danıştay'ın üye yapısında yapılan bir diğer değişiklik ise kanun çerçevesinde seçilecek olan üyelerin önümüzdeki 12 yıl boyunca görev yapacak olmalarıdır. Ayrıca, Yeni Danıştay Kanunu seçilen bir üyenin bir daha seçilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Buna ek olarak, yukarıda da bahsettiğimiz gibi Danıştay Başkanı ya da Danıştay Başsavcısı seçilebilmek için 4 yıl boyunca Danıştay üyeliği yapmış olma şartı 6 yıla çıkarılmıştır. Ve son olarak, Yeni Danıştay Kanunu'nun Danıştay'ın kurumsal yapısında yapmış olduğu önemli bir değişiklik ise hiç şüphesiz Danıştay'ın 17 olan daire sayısının 10'a düşürülmesidir. Danıştay Kanunu 2015 yılından farklı olarak neler getirecek sorusunu cevapladıktan sonra bir başka merak edilen soru olan Yeni Danıştay Kanunu değişikliği mevcut Danıştay üyelerini nasıl etkileyecek sorusunu yanıtlamak uygun olacaktır.
Yeni Danıştay Kanunu Değişikliği Mevcut Danıştay Üyelerini Nasıl Etkileyecek?
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Yeni Danıştay Kanunu, Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay Başkanvekili ve Danıştay Daire Başkanı dışındaki tüm mevcut Danıştay üyelerinin üyeliklerini sona erdirmektedir. Görevi bu kanunla sona ermiş olan mevcut Danıştay üyelerinden HSYK tarafından atanmış olanların yerine yine HSYK tarafından, Cumhurbaşkanınca atanmış olanların yerine ise yine Cumhurbaşkanınca yeni atamalar yapılacaktır. Ve bu atamalar sonucunda atanan yeni üyeler 12 yıl süreyle görev yapacaklardır. Kısaca, Danıştay Kanunu değişikliği mevcut Danıştay üyelerini nasıl etkileyecek sorusunun cevabı Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay Başkanvekili ve Danıştay Daire Başkanı dışındaki tüm mevcut Danıştay üyelerinin üyeliklerinin sona ereceği şeklinde olacaktır. Yeni Danıştay Kanunu değişikliği mevcut Danıştay üyelerini nasıl etkileyecek sorusunu yanıtladıktan sonra Danıştay Kanunu 2014 yılında neden değiştirilmedi sorusunu cevaplamak yerinde olacaktır.
Danıştay Kanunu 2014 Yılında Neden Değiştirilmedi?
Danıştay Kanunu 2014 yılında neden değiştirilmedi sorusuna cevap verebilmek için yakın geçmişi hatırlamakta fayda var. Hatırlanacağı üzere o dönem gerek medyada gerek mecliste yüksek yargının yeniden şekillendirilmesi dolayısıyla Danıştay ve Yargıtay'ın yapılarının radikal bir biçimde değiştirilmesi konuları oldukça sert bir biçimde tartışılıyordu. Ve bu şiddetli tartışmaların bir neticesi olarak da hem kamuoyunda hem de medyada Danıştay'ın yapısının yeni çıkarılacak olan bir Danıştay Kanunu aracılığıyla radikal bir biçimde değiştirileceği kanısı hakimdi. Ancak, o dönem gerek gündemin çok yoğun olması gerek seçim ortamı nedeniyle oluşan gerilim, yasama organının Danıştay'ı köklü bir şekilde değiştirmesi beklenen bir Yeni Danıştay Kanunu hazırlamasına engel olmuştur. Bütün bu sebeplerle, 2014 yılından bu yana devam eden Yeni Danıştay Kanunu tartışmaları 2016 yılına kadar devam etmiştir ve nihayet 2016 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yaptığı düzenleme ile beraber Yeni Danıştay Kanunu yasalaşmıştır. Danıştay Kanunu 2014 yılında neden değiştirilmedi sorusuna cevap verdikten sonra Danıştay kanunu 24. madde özelinde yapılması beklenen değişiklikler nelerdir sorusunu yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır.
Danıştay Kanunu 24. Madde Özelinde Yapılması Beklenen Değişiklikler Nelerdir?
İlk olarak Yeni Danıştay Kanunu'nun 24. Maddesi ile ilgili olarak ilk bilinmesi gereken nokta bu maddenin Yargıtay ile ilgili yeni düzenlemeler getirdiğidir. Buna göre, yüksek yargıda yapılan düzenlemeler sonucunda Yargıtay'ın iş yükünün azaldığı görülmüş ve bu sebeple Yargıtay üyelerinin sayısı azaltılmıştır. Buna ek olarak, hakimlik teminatına da atıfta bulunulan 24. maddede kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, birinci başkanvekili, Cumhuriyet Başsavcıvekili ve daire başkanı olarak görev yapanların Yargıtay üyeliklerinin devam edeceği hükme bağlanmıştır. Buna ek olarak, Yargıtay kadro sayısı 300 olarak belirlenmiştir. Bununla beraber, yeni kanun sonrasında atanamayan Yargıtay üyelerinin HSYK tarafından yeni görevlerine atanacakları yine 24. madde ile hükme bağlanmıştır. Bunun yanında, Yeni Danıştay Kanunu çerçevesinde seçilen Yargıtay üyeleri de tıpkı Danıştay üyeleri gibi 12 yıl süre ile görev yapacakları belirtilmiştir. Bununla beraber, Yargıtay'ın daha önce 46 olan daire sayısı 24'e düşürülmüştür. Yargıtay'ın daire sayısındaki bu azaltma hiç şüphesiz Yargıtay'ın iş yükünün azalması sonucu üye sayısının azaltılması ile ilgili bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Danıştay Kanunu 24. Madde özelinde yapılması beklenen değişiklikler nelerdir sorusunu yanıtladıktan sonra Yargıtay'ın değişen yapısının bir sonucu olarak ortaya çıkan Yargıtay'da kaç daire vardır ve Yargıtay'da daire sayısı değişti mi sorularını cevaplamak oldukça faydalı olacaktır.
Yargıtay'da Kaç Daire Vardır?
Yüksek yargıyı yeniden şekillendirmesi beklenen ve medyada Yeni Danıştay Kanunu adı ile anılan yeni düzenlemenin bir sonucu olarak Danıştay'da olduğu gibi Yargıtay'da da bir çok yapısal değişiklik göze çarpmaktadır. Bu değişikliklerin bir sonucu olarak da Yargıtay'ın daire sayısı değişti mi, Yargıtay'da kaç daire vardır gibi sorular kamuoyunda sık sık sorulan sorular arasında yerlerini almıştır. İlk olarak, Yargıtay'ın daire sayısı değişti mi sorusuna verilmesi gereken cevap evet olacaktır. Yeni Danıştay Kanunu çerçevesinde yapılan düzenlemeler Danıştay'da olduğu gibi Yargıtay'da da bir çok köklü değişikliğin kapısını aralamıştır. Buradan hareketle, yeni düzenlemeler sonucunda iş yükü azaltılan Yargıtay'ın üye sayısı azaltılmış ve buna bağlı olarak da daire sayısı da 46'dan 24'e düşürülmüştür.
Günlük hayatımızda gerek yazılı ve görsel medya aracılığı ile gerek doğrudan doğruya gördüğümüz mala zarar verme suçu basit tanımı sebebiyle hemen hemen herkes tarafından bilinen bir suç çeşidi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu bilinen suçun doğuracağı sonuçlar hukukçular dışında pek az kişi tarafından bilinmektedir. Bu noktada bu suç çeşidinin tanımının yanı sıra doğuracağı sonuçların altının çizilmesi oldukça yerinde olacaktır. Kısaca başkasına ait olan bir malın yıkılması, bozulması, tahrip edilmesi, kullanılamaz hale getirilmesi şeklinde tanımlayabileceğimiz mala zarar verme suçu tanımı itibariyle basit olsa da sonuçları itibariyle bilinir olmaktan oldukça uzak bir suç çeşididir. Bu sebeple kafalarda bu suç hakkında bir çok soru işareti bulunmaktadır. Bu soruların başlıcaları mala zarar verme suçu nedir, mala zarar verme ne demek, mala zarar verme suçu cezası nedir, mala zarar verme suçu hakkında ceza nasıl olur, mala zarar verme Yargıtay kararları açısından nasıl değerlendirilebilir, mala zarar verme TCK tarafından nasıl tanımlanır, mala zarar verme şikayet dilekçesi nasıl hazırlanır, mala zarar verme uzlaşmaya tabi mi, mala zarar verme zamanaşımı süresi ne kadardır, mala zarar verme şikayet süresi ne kadardır, mala zarar verme suçu ile ilgili Yargıtay kararları ne yöndedir, mala zarar verme suçu uzlaşma ile halledilebilir mi, mala zarar verme suçu uzlaşma kapsamında mı, mala zarar verme suçu şikayete bağlı mı, mala zarar verme suçu taksirle işlenebilir mi, mala zarar verme suçu manevi unsur açısından nasıl ele alınır, mala zarar verme suçu zararın giderilmesi açısından nasıl sonuçlar doğurur, mala zarar verme suçu savcılık kararları ne yöndedir, mala zarar verme beraat halinde nasıl sonuçlar doğurur, Türk Ceza Kanunu mala zarar verme suçunu nasıl tanımlar, mala zarar verme suçu şikayete bağlı mı, mala zarar verme suçunun unsurları nelerdir, mala zarar verme suçu etkin pişmanlık kapsamında mıdır şeklindedir.
Mala Zarar Verme Suçu Nedir?
Mala zarar verme suçu nedir sorusunun cevabı kanun koyucu tarafından Türk Ceza Kanunu'nun 151. ve 152. maddeleri arasında açık ve net bir biçimde verilmiştir. Buna göre mala zarar verme suçu nedir sorusunun cevabı başkasına ait olan bir malı yıkmak, bozmak, tahrip etmek, kullanılmaz hale getirmek şeklinde olacaktır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus hiç şüphe yok ki bu tanımda geçen fiillerin bir tanesinin gerçekleşmesi durumunda mala zarar verme suçunun işlenmiş olduğudur. Mala zarar verme suçu nedir ve mala zarar verme ne demek sorularını cevapladıktan sonra mala zarar verme suçu cezası nedir, mala zarar verme hakkında ceza nasıl olur sorularını yanıtlamak oldukça yerinde olacaktır.
Mala Zarar Verme Cezası Nedir?
Öncelikle mala zarar verme cezası nedir sorusuna cevap verebilmek için işlenen suçun nitelikli mi yoksa basit mi olduğunun bilinmesi gerekir. Bir başka ifadeyle mala zarar verme suçunun cezası nitelikli mala zarar verme ve basit mala zarar verme durumlarına göre değişkenlik gösterir. Mala zarar verme suçunun basit şeklini tanımlamak gerekirse mala zarar verme suçunun herhangi bir kişinin özel mülkiyetinde olan bir mala karşı işlenmiş olması durumudur. Mala zarar verme suçunun basit şekliyle işlenmesi durumunda, başka bir deyişle herhangi bir kişinin malına zarar verildiğinde failin alacağı ceza 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ya da adli para cezası olacaktır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus adli para cezası ile hapis cezasının aynı anda verilemeyecek olmasıdır. Başka bir ifadeyle, hakim faile ya adli para cezası ya da hapis cezası verecektir. Kanun hükmünde her ne kadar hapis cezası ön görülmüş olsa da genelde birçok içtihat hakimin adli para cezası verme yoluna gittiğini bize göstermektedir. Mala zarar verme cezası nedir sorusunu mala zarar verme suçunun basit şekline göre yanıtladıktan sonra mala zarar verme suçunun nitelikli hallerini belirtmek faydalı olacaktır.
Mala zarar verme suçunun basit şeklinin yanında bir de nitelikli bir şekli vardır. Mala zarar verme suçunun nitelikli şekli kamu kurumlarına ait olan bir mala, doğal afetlere karşı koruma altına alınmış bir eşyaya, dikili ağaç, fidan, bağ çubuğu gibi dikili alanlara, sulamaya yarayan ya da içme suyu tedarik edilen tesisata, siyasi partilerin veya kamu kurumu niteliği taşıyan kuruluşların mülkiyeti altında bulunan eşyalara, grev ve lokavt hallerinde işçilerin veya işverenlerin veya sendikaların mülkiyeti altında bulunan eşyalara zarar verilmesi halinde söz konusudur. Bunlara ek olarak, kamu görevlisinden öç almak maksadıyla bu suçun işlenmesi halinde de mala zarar verme suçunun nitelikli şekli söz konusudur. Mala zarar verme suçunun nitelikli halinde fail 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Buna ek olarak, failin mala zarar verme suçunun nitelikli halini işlerken patlayıcı, yanıcı ya da yakıcı madde kullanması sonucunda toprak kayması, çığ, sel, taşkın gibi felaketler meydana gelmişse failin alacağı ceza 1 kat arttırılır. Bununla beraber, failin nükleer, biyolojik ya da kimyasal silah kullanmak suretiyle bu suçu işlemesi durumunda yine alacağı ceza 1 kat arttırılır. Mala zarar verme cezası nedir ve mala zarar verme suçu hakkında ceza nasıl olur sorularına cevap verdikten sonra mala zarar verme suçu uzlaşmaya tabi mi, mala zarar verme suçu uzlaşma kapsamında mı, mala zarar verme suçu uzlaşma ile halledilebilir mi sorularını yanıtlamak oldukça yerinde olacaktır.
Mala Zarar Verme Suçu Uzlaşmaya Tabi Mi?
Hiç kuşkusuz mala zarar verme suçu ile ilgili olarak bizlere en sık yöneltilen soruların başında mala zarar verme suçu uzlaşmaya tabi mi, mala zarar verme suçu uzlaşma ile halledilebilir mi, mala zarar verme suçu uzlaşma kapsamında mı soruları gelmektedir. Öncelikle kısaca cevaplamak gerekirse mala zarar verme suçu uzlaşmaya tabi mi sorusunun cevabı kesinlikle hayırdır. Bu noktada birçok insanın kafasını karıştıran husus hiç şüphe yok ki mala zarar verme suçunun şikayete bağlı bir suç olmasıdır. (Suçun basit şekli şikayete tabidir.) Ancak, mala zarar verme suçu 168. maddedeki etkin pişmanlık hükümleri içerisinde yer aldığından uzlaşmaya tabi değildir. Mala zarar verme suçu uzlaşmaya tabi mi, mala zarar verme suçu uzlaşma kapsamında mı, mala zarar verme suçu uzlaşma ile halledilebilir mi sorularını cevapladıktan sonra mala zarar verme suçu şikayet süresi ne kadardır ve mala zarar verme zamanaşımı süresi ne kadardır sorularını yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır.
Mala Zarar Verme Suçu Şikayet Süresi Ne Kadardır?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki mala zarar verme suçunun basit hali şikayete tabidir. Mala zarar verme suçunun nitelikli hali şikayete bağlı bir suç değildir. Mala zarar verme suçu şikayet süresi ne kadardır sorusuna verilecek olan cevap mağdurun faili ve fiili öğrendiği tarihten itibaren 6 aydır. Yani mağdur 6 ay içinde şikayet hakkını kullanmak durumundadır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus mala zarar verme suçunun nitelikli halinin şikayete tabi olmadığıdır. Mala zarar verme suçu şikayet süresi ne kadardır sorusunu yanıtladıktan sonra mala zarar verme suçu şikayete bağlı mı sorusuna cevap vermek isabetli olacaktır.
Mala Zarar Verme Suçu Şikayete Bağlı Mı?
Mala zarar verme suçu şikayete bağlı mı sorusunun cevabı mala zarar verme suçunun basit şeklinin söz konusu olduğu durumlarda evettir. Yani herhangi bir kişinin özel mülkiyetinde bulunan bir eşyaya zarar verilmesi durumunda bu suçun kovuşturulması şikayete bağlıdır. Bu durumda mağdur fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayet etmek durumundadır. Bununla beraber mala zarar verme suçunun nitelikli hali söz konusu ise (yani kamuya ait bir mala zarar verilmiş ise) bu suçun kovuşturulması şikayete bağlı değildir, savcılık 8 yıllık zamanaşımı süresi içinde re'sen soruşturma yapabilir. Mala zarar verme suçu şikayete bağlı mı sorusunu yanıtladıktan sonra mala zarar verme suçunun unsurları nelerdir ve mala zarar verme suçu manevi unsur açısından nasıl ele alınır sorularına cevap vermek oldukça faydalı olacaktır.
Mala Zarar Verme Suçunun Unsurları Nelerdir?
Mala zarar verme suçunun unsurları nelerdir sorusuna verilecek cevap her ne kadar bu suçun Türk Ceza Kanunu'nda yer alan tanımından da anlaşılabilecek olsa da bu unsurları irdelemek isabetli olacaktır. Öncelikle, Türk Ceza Kanunu'na göre mala zarar verme suçu 6 farklı şekilde gerçekleşebilir. Malı kullanılmaz hale getirmek, yıkarak mala zarar vermek, malı tahrip etmek, malı tamamen yok etmek, malı kirletmek, sahipli bir hayvanı öldürerek mala zarar vermek. Mala zarar verme suçunun unsurları nelerdir sorusuna cevap verdikten sonra mala zarar verme suçu etkin pişmanlık kapsamında mıdır ve mala zarar verme suçu zararın giderilmesi açısından nasıl sonuçlar doğurur sorularına cevap vermek uygun olacaktır.
Mala Zarar Verme Suçu Etkin Pişmanlık Kapsamında Mıdır?
Öncelikle, mala zarar verme suçu etkin pişmanlık kapsamında mıdır sorusuna erilebilecek en net cevap evettir. Mala zarar verme suçu ile ilgili olarak etkin pişmanlık hükümleri 168. maddede düzenlenmiştir. Bu noktada etkin pişmanlık için gerekli şartların ele alınması yerinde olacaktır. Failin etkin pişmanlık mekanizmasından yararlanabilmesi için gerekli şart failin kendisi hakkında dava açılmadan önce mağdurun zararını karşılaması durumudur. Bu durumda failin alacağı ceza 2/3 oranına kadar indirilebilir. Failin kendisi hakkında dava açılmasından sonra hüküm verilmesinden önce zararı karşılaması durumunda da alacağı ceza 1/2 oranında azaltılabilir. Mala zarar verme suçu etkin pişmanlık kapsamında mıdır sorusunu cevapladıktan sonra mala zarar verme TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusuna cevap vermek yerinde olacaktır.
Mala Zarar Verme TCK Tarafından Nasıl Tanımlanır?
Mala zarar verme TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusuna verilecek cevap bir başkasına ait olan bir eşyaya tahrip etmek, yıkmak ya da kullanılmaz hale getirmek suretiyle zarar vermek olacaktır. Türk Ceza Kanunu mala zarar verme suçunu ikiye ayırmaktadır. Buna göre mala zarar verme suçunun basit halinde failin bir başkasına ait olan eşyaya zarar vermesi durumu söz konusudur. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus fiilin bir kişinin özel mülkiyetinde olan eşyaya karşı işlenmesidir. Bununla beraber bir de mala zarar verme suçunun nitelikli hali vardır ki bu durumda zarar verme fiili bir kamu kurumuna ait olan bir eşyaya zarar verilmesi söz konusudur. Mala zarar verme suçunun basit halinde 4 aydan 3 yıla kadar bir hapis cezası ya da adli para cezası ön görülürken mala zarar verme suçunun nitelikli halinde ise 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası söz konusudur.
Son yıllarda teknolojinin gelişmesi ile beraber haber alma kaynaklarımızın gelişmesi sonucu gasp suçu bir diğer adıyla yağma suçu artık daha çok gözümüze çarpan bir suç çeşidi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun da bir sonucu olarak birçok insanın kafasında gasp suçu nedir, gasp suçu kaç yıldan başlar, gasp suçu ve cezaları arasındaki ilişki nasıl belirlenir, gasp suçu ve şikayetten vazgeçme durumunda neler dikkate alınır, gasp suçu iftirası hangi cezayı gerektirir, gasp suçu cezası nedir, gasp suçu kaç yıl için geçerlidir, gasp suçunun unsurları nelerdir, yağma suçu nedir, yağmalama suçu nedir, yağma suçunun cezası kaç yıl, yağma suçu şikayete bağlı mı, tahsilatçılık suçu nedir, gasp suçu kaç yıldan başlar, gasp cezası 2015 yılında değişti mi, yağma suçu ile ilgili Yargıtay kararları nelerdir, yağmaya teşebbüs suçunun cezası nedir, Türk Ceza Kanunu gasp suçunu nasıl tanımlar, silahlı gasp suçunun cezası nedir, nitelikli yağma suçu cezası nedir, gaspta şikayetten vazgeçme mümkün müdür, gasp kamu davası mıdır, gasp davasında şikayetten vazgeçme süreci nasıl işler, yağma şikayetten vazgeçme durumunda hukuki süreç nasıl işler, nitelikli yağma şikayetten vazgeçme durumunda hangi sonuçları doğurur avukat gasp suçu sonrası süreci nasıl etkiler, yağma suçu TCK tarafından nasıl tanımlanır, yağma suçunun unsurları nelerdir, yağma suçunda etkin pişmanlık geçerli midir, yağma suçu şikayetten vazgeçme durumunda beraat ile sonuçlanır mı, silahlı gasp suçunun cezası nedir, yağma suçu savunma dilekçesi nasıl hazırlanır, yağma suçu hangi mahkemede yargılanır, yağma suçu şikayete bağlı mı yağma suçu ile hırsızlık arasındaki fark nedir gibi cevap bekleyen sorular belirmektedir. Bu soruları cevaplamadan önce gasp suçu nedir gasp suçunun cezası nedir sorularını cevaplamak oldukça faydalı olacaktır.
Gasp Suçu Nedir?
Gasp suçu nedir sorusunun cevabı bir başkasına ait olan bir malı cebir ya da tehdit kullanmak suretiyle o kişinin rızası olmaksızın almak şeklinde tanımlanabilir. Buradan hareketle, yağma suçu nedir sorusunun cevabı da aynı şekilde olacaktır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus gasp suçunun hırsızlık suçu ile karıştırılmamasıdır. Çünkü her iki suç çeşidinde de değeri olan bir malın haksız şekilde iktisabı söz konusu olmaktadır. Ancak ikisi arasındaki keskin fark hırsızlık suçunda cebir ya da tehdit olmaksızın malın alınıyor oluşudur. Buradan hareketle gasp suçunun unsurları nelerdir ya da yağma suçunun unsurları nelerdir sorusuna da verilecek cevaplar öncelikli olarak failin cebir ya da tehdit kullanması ve bunun yanında alınan malın somut maddi değeri olan bir mal olmasıdır.
Basit Gasp Nedir?
Öncelikle, cezai yaptırımları yani sonuçları itibariyle Türk Ceza Kanunu gasp suçu ile ilgili olarak bir ayrıma gitmiştir. Bu ayrım sonucunda basit gasp ve nitelikli yağma olmak üzere gasp suçunun 2 farklı çeşidi olduğu tanımlanmış ve bu tanımlanan suçlar farklı cezai yaptırımlara bağlanmıştır. Bu açıdan bakıldığında basit gasp nedir, nitelikli gasp nedir soruları önem kazanmaktadır. Basit gasp nedir sorusuna verilecek en güzel cevap bir suç örgütü ile bağlantısı olmayan failin gündüz vakti herhangi bir silah kullanmaksızın, kendisini tanınmayacak bir hale sokmaksızın, başka bir kişiye ait olan malı cebir ve tehdit kullanarak almasıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir başka husus ise mağdurun beden ve ruh sağlığı bakımından kendisini savunamayacak bir kişi olmamasıdır. Aksi takdirde basit gasp suçundan değil, nitelikli yağma suçundan bahsedilir. Basit gasp suçunun cezası 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır. Basit gasp nedir, basit gasp cezası nedir sorularını yanıtladıktan sonra nitelikli yağma nedir sorusunu cevaplamak faydalı olacaktır.
Nitelikli Yağma Nedir?
Nitelikli yağma nedir sorusunu cevaplayabilmek için öncelikle nitelikli yağma suçunu detaylı bir şekilde tanımlamak faydalı olacaktır. Yağma suçunun herhangi bir silah ile işlenmiş olması durumunda nitelikli yağma söz konusudur. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus kanun koyucunun silah ile kastettiği araçların sadece ateşli silah ya da kesici delici aletler ile sınırlı olmamasıdır. Başka bir deyişle, sopa, tornavida, kalem, taş, şişe, makas gibi aletler de gasp amacıyla kullanılmışsa bu aletler de silah kapsamında ele alınmaktadır. Gasp suçunu nitelikli bir hale getiren bir diğer unsur ise failin kendisini tanınmayacak bir hale koymasıdır. Örneğin failin gasp suçunu işlediği anda bir maske takmış olması gasp suçunu nitelikli gasp suçu kapsamına sokmaktadır. Buna ek olarak, gasp suçunun birden fazla kişi tarafından işlenmiş olması da gasp suçunu nitelikli yağma suçu haline getirmektedir. Ayrıca, suçun gece işlenmiş olması da gasp suçunu nitelikli yağma suçu haline getirmektedir. Buna ek olarak, gasp suçunun suç örgütlerine yarar sağlamak maksadıyla işlenmesi durumunda ya da suç örgütlerinin oluşturduğu tehditten yararlanmak suretiyle işlenmesi durumunda nitelikli yağma suçundan söz edilir. Bununla birlikte, failin suçu ruh ve beden sağlığı bakımından kendisini savunamayacak durumda olan bir kişiye karşı işlemesi durumunda da nitelikli yağma suçu söz konusudur. Bunun yanında, gasp suçunun yol kesmek suretiyle ya da konut işyeri gibi kapalı mekanlarda işlenmesi de nitelikli yağma suçu kapsamına girmektedir.
Yağma Suçunun Cezası Kaç Yıl?
Yağma suçunun cezası kaç yıl sorusunun cevaplanabilmesi için yağma suçunun çeşitlerinin bilinmesi gerekmektedir. Bir başka deyişle, gasp suçunun cezası gaspın hangi çeşidinin işlenmiş olduğuna göre değişmektedir. Buna göre, yağma suçu basit gasp ve nitelikli yağma olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Basit gasp suçunun cezası nedir sorusuna verilecek cevap 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır. Bunun yanında, nitelikli yağma suçunun cezası nedir sorusuna cevap ise 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıdır.
Gasp Cezası 2015 Yılında Değişti Mi?
Gerek 2015 yılında gerek sonraki yıllarda gasp cezası 2015 yılında değişti şeklinde birçok spekülasyon yapılmıştır. Bunun sebebi hiç şüphesiz ceza hukuku alanında son yıllarda gerçekleştirilen revizyonların gasp suçu için öngörülen ceza için de bir beklenti yaratmış olmasıdır. Ancak bu spekülasyonlar her ne kadar internet ortamında sık bir biçimde dile getirilmiş olsa da bu iddialar kesinlikle asılsızdır. Başka bir ifadeyle, gasp cezası 2015 yılında değişti mi sorusuna verilecek en güzel cevap hayırdır.
Yağma Suçu TCK Tarafından Nasıl Tanımlanır?
Yağma suçu TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusuna verilecek en güzel cevap bir başkasına ait olan bir malı kişinin rızası olmaksızın, cebir ya da tehdit kullanılarak alınmasıdır. TCK yağma suçunu ikiye ayırmaktadır. Buna göre, failin herhangi bir suç örgütü ile bir bağlantısı yoksa, suç gündüz vakti işlenmişse, mağdur ruh ve beden sağlığı bakımından kendisini savunamayacak bir durumda değilse, fail suçu işlerken herhangi bir silah kullanmamışsa, fail suçu işlerken kendisini tanınmayacak bir hale koymadıysa basit gasp suçu söz konusudur. Basit gasp suçunun cezası 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır. Buna ek olarak gasp suçunun cezasını ağırlaştırıcı sebepler vardır. Bu sebepleri kısaca ele almak gerekirse yağma suçunun silah kullanmak suretiyle işlenmesi, failin kendisini tanınmayacak hale koymak suretiyle gasp suçunu işlemesi, suçun birden fazla kişi tarafından önceden anlaşılarak işlenmesi, gasp suçunun yol kesmek suretiyle ya da ev iş yeri gibi kişisel alanlarda işlenmesi, gasp suçunun beden ve ruh sağlığı bakımından kendisini savunamayacak durumda olan bir kişiye karşı işlenmesi, gasp suçunun bir suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla işlenmesi, gasp suçunun bir suç örgütünün oluşturduğu tehditten yararlanmak suretiyle işlenmesi, gasp suçunun gece vakti işlenmesi gibi sebepler karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus bu ağırlaştırıcı sebeplerden birinin varlığının gasp suçunu nitelikli yağma suçu haline getirdiğidir
Yağma Suçu ile Hırsızlık Arasındaki Fark Nedir?
Öncelikle, hırsızlık başka birisine ait olan bir malı o kişinin rızası olmaksızın alınmasıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus failin hırsızlık suçunu işlerken mağdurun durumdan haberinin olmaması gerekliliğidir. Aksi takdirde yağma suçu söz konusudur. Yağma suçu ise bir başkasına ait olan bir malı o kişinin rızası olmaksızın cebir ya da tehdit kullanmak suretiyle alınmasıdır. Kısacası hırsızlık ve yağma suçu arasındaki en önemli fark hiç şüphe yok ki yağma suçunda cebir ya da tehdit unsurunun bulunmasıdır. Bilindiği gibi hırsızlık suçunda cebir unsuru da tehdit unsuru da bulunmamaktadır.
Yağma Suçu Ceza İndirimi Durumları
Öncelikle, gasp edilen malın ekonomik değerinin az olması durumunda belirli şartlar altında ceza indirimi uygulanabilir. Örneğin failin 1 Lira gasp etmesi, failin bir ekmek gasp etmesi, bir domates gasp etmesi durumunda faile verilecek cezada 1/3 ile 1/2 arasında değişen oranlarda ceza indirimi uygulanabilir. Hiç şüphesiz bu durumda kanun koyucu hem failin bu suçu işlemek zorunda kalması gibi durumları hem de mağdurun zararının çok büyük olmaması hallerini göz önünde bulundurmaktadır ve buradan hareketle söz konusu oranlarda bir ceza indirimi ön görmektedir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus mağdurun suçun işlenme anındaki ekonomik durumudur. Örneğin suçun işlenme anında mağdurun sadece yiyecek 1 adet ekmeği varsa ve bu ekmek fail tarafından gasp edilmişse ya da suçun işlenme anında mağdurun cebinde sadece 1 Lira varsa ve bu para fail tarafından gasp edilmişse söz konusu ceza indirimi uygulanamaz.
Bir diğer ceza indirimi sebebi de failin mağdurdan hukuki bir ilişkiye dayanan bir alacağının bulunmasıdır. Bu durumda fail cebir ve tehdit hükümlerine göre cezalandırılır. Örneğin komşu esnaftan alacağı bulunan kimsenin borcu olan parayı cebir ya da tehdit kullanmak suretiyle bu parayı alması durumunda fail gasp suçundan değil cebir ya da tehdit suçlarından yargılanacaktır.
Silahlı Gasp Suçunun Cezası Nedir?
Öncelikle silahlı gasp suçu nitelikli yağma suçu kapsamına girdiği için failin alacağı ceza 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıdır. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus silahın kullanılarak mağdurun yaralanmasına ya da ölümüne sebep olunmadığı takdirde failin alacağı ceza 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıdır. Başka bir ifadeyle, fail gasp suçunu işlerken kullandığı silah ile mağduru öldürür ya da yaralarsa gasp suçundan alacağı 10 yıldan 15 yıla kadar olan hapis cezasına ek olarak yaralama ya da öldürme suçu sebebiyle alacağı ceza da eklenir. Silahlı gasp suçunun cezası nedir sorusunu cevapladıktan sonra nitelikli yağma suçu cezası nedir sorusunu cevaplamak yerinde olacaktır.
Nitelikli Yağma Suçu Cezası Nedir?
Daha önce de belirttiğimiz gibi nitelikli yağma suçu cezası nedir sorusunun cevabı 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıdır. Yağma suçunun nitelikli yağma suçu olarak ele alınabilmesi için kanun hükmünde belirtilen nitelikli yağma suçu koşullarından birinin gerçekleşmiş olması yeterlidir. Nitelikli yağma suçu cezası nedir sorusunu cevapladıktan sonra gasp suçunun unsurları nelerdir sorusunu cevaplamak isabetli olacaktır.
Gasp Suçunun Unsurları Nelerdir?
Gasp suçunun unsurları nelerdir sorusunun cevabı aslında gasp suçunun tanımında da yatmaktadır. Buradan hareketle, ilk olarak, gasp suçunun unsurları kısaca sıralamak gerekirse gasp suçundan bahsedebilmek için failin başkasına ait bir malı alması gerekir. Bunun yanında, gasp suçunun söz konusu olabilmesi için suçun cebir ya da tehdit kullanmak suretiyle işlenmiş olması gerekmektedir.
Özellikle teknoloji çağında bulunduğumuz şu günlerde gelişen teknolojinin olumsuz bir sonucu olarak dolandırıcılık suçu daha yaygın işlenen bir suç çeşidi olarak karşımıza çıkmaktadır. Peki dolandırıcılık suçu nedir, dolandırıcılık suçu ne demek? Öncelikle kısaca tanımlamak gerekirse dolandırıcılık suçu TCK'nın 157. maddesinde de belirtildiği gibi kişinin bir kimseyi hileli davranışlarla kandırarak, o kişiyi zarara uğratmak suretiyle kendisine ya da bir başkasına haksız çıkar sağlama fiilidir. Bu tanımdan da anlaşılabileceği üzere dolandırıcılık suçundan bahsedilebilmesi için yapılan eylemin hileli bir davranış içermesi ve bu davranış sonunda karşı tarafın zarara uğraması ve failin haksız bir çıkar elde etmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, hileli davranışın tanımı da gelişen teknoloji ile beraber daha da genişlemiştir denilebilir. Örneğin online banka dolandırıcılığı suçu teşkil eden bazı fiillerin doğrudan doğruya kanunda geçen dolandırıcılık tanımına uyup uymadığı tartışmalı bir konudur. Şunu belirtmek gerekir ki, özellikle son yıllarda bu suç çeşidinin gerek yasal boşluklar sebebiyle gerek teknolojik olanakların artması nedeniyle arttığı ve daha gözle görülür bir hale geldiği bir gerçektir. Bu noktada birçok insanın kafasında dolandırıcılık suçu cezası ne kadar, dolandırıcılık suçu şikayet süresi ne kadar, dolandırıldım ne yapmalıyım, dolandırıcıların yeni yöntemi nedir, dolandırıcılık suçu zaman aşımı süresi ne kadar, dolandırıcılık suçu şikayet dilekçesi nasıl yazılır gibi sorular dolaşmaktadır. Öncelikle, dolandırıcılık suçu cezası ne kadar sorusuna TCK açık ve net bir biçimde cevap vermektedir. Buna göre, dolandırıcılık suçu işlemiş kimse 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezasına çarptırılır. Ancak burada bahsi geçen ceza dolandırıcılık suçunun nitelikli dolandırıcılık halini almadığı durumlar için geçerlidir. Başka bir deyişle, dolandırıcılık suç bir takım sebeplerden dolayı nitelikli dolandırıcılık suçu halini alabilir ve bu durumda söz konusu ceza arttırılır. Peki dolandırıcılık suçu zaman aşımı süresi ne kadar? Bu sorunun cevabı 8 yıldır. Yani dolandırıcılık mağduru olan kimse 8 yıl içinde savcılığa şikayette bulunmak durumundadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, söz konusu 8 yıllık zaman aşımı süresinin dolandırıcılık suçunun en basit hali için geçerli olduğudur. Başka bir ifadeyle, dolandırıcılık suçu için herhangi bir şikayet süresi bulunmamakla beraber bu suçun en basit hali için 8 yıllık bir süre söz konusudur. Bunun yanında, dolandırıcılık suçunu nitelikli dolandırıcılık suçu haline getiren ve bu sebeple cezasını arttıran fiillerde bulunmaktadır. Bu sebeple, nitelikli dolandırıcılık nedir sorusuna cevap vermek oldukça faydalı olacaktır.
Nitelikli Dolandırıcılık Suçu TCK
Öncelikle nitelikli dolandırıcılık nedir sorusuna verilecek cevap dolandırıcılık suçunun kanunda belirtilen sebeplerden dolayı daha fazla cezayı gerektiren bir çeşididir şeklinde olacaktır. Kanunda belirtilen bu haller yani dolandırıcılık suçunu nitelikli dolandırıcılık haline getiren durumlar kanunda açık ve net bir biçimde ortaya konmuştur. Buna göre, dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların suistimal edilmesi suretiyle işlenmesi halinde fail 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5000 gün adli para cezasına çarptırılır. Dini duyguların ya da inanç sistemlerinin istismar edilerek bir dolandırıcılık aracı olarak kullanılması ne yazık ki günümüzde de özellikle küçük ölçekli yerleşim birimlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu duruma verilebilecek en genel örnek hiç şüphesiz ki çeşitli sıkıntılara çare bulduğunu öne süren ancak objektif olarak hiçbir bilimsel dayanağı olmayan ''hocalar'' olarak gösterilebilir. Buna ek olarak, toplumda büyücüler olarak bilinen insanlar da doğrudan dini olmasa da insanların inançlarını istismar etmek suretiyle kendilerine haksız kazanç sağlamaktadırlar ki bu fiil de nitelikli dolandırıcılık suçu teşkil etmektedir. Dinin veya dini inançların istismar edilmesi suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçundan bahsedilebilmesi için failin mağdurun dini inançları üzerinden mağduru kandırarak kendisine haksız kazanç sağlamış olması gerekmektedir. Buna ek olarak, failin mağdurun içinde bulunduğu zor ya da tehlikeli şartlardan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık fiilini işlemesi durumunda da verilecek olan ceza 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası şeklinde olur. Bu durum fiil şantaj suçu ile benzer özellikler gösterse de temel farklılık şantaj ve tehdit suçlarında mağdurun iradesinin zorla değiştirilmesi iken nitelikli dolandırıcılık suçunda ise mağdurun aldatılarak kendi iradesini irade sakatlığı olmaksızın ortaya koymasıdır. Bununla beraber, failin mağdurun algılama yeteneğindeki zayıflıktan faydalanmak suretiyle dolandırıcılık suçu işlemesi halinde yine bir nitelikli dolandırıcılık suçu söz konusu olur ve buna istinaden verilecek ceza yine 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası şeklinde olur. Bu durumun yaygın örnekleri arasında akıl hastalığı, akıl zayıflığı gösterilebilir. Buna ek olarak mağdurun yaşının küçük olması da aynı sonucu doğurur. Ayrıca, mağdurun bir kaza sebebiyle algılama yeteneklerinin zayıflaması da nitelikli dolandırıcılık suçu teşkil etmektedir. Bunun yanında, kamu kurum ve kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının, siyasi parti, dernek ve vakıf gibi çeşitli tüzel kişilerin araç olarak kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılık suçu da nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamına girmektedir. Dolayısıyla bu durumda da verilecek ceza 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası şeklinde olacaktır. Bu durumun en yaygın örneği hiç şüphesiz evrakta sahtecilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında, kamu kurumlarının nüfuzundan yararlanarak sahte kimlik çıkarmak ta sıkça görülen bir suç çeşidi olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna ek olarak, kamu kurum ve kuruluşunun zararına sebep olarak dolandırıcılık suçu da nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamına girmektedir. Bu durumda da ceza arttırılır ve söz konusu ceza 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezasıdır. Bu çeşit bir suçun varlığından söz edilebilmesi için failin kamu kurumunu doğrudan zarara sokarak kendisine haksız çıkar sağlamış olması gerekmektedir. Bu durumun en yaygın örneği kamu kurumundan hakkı olmayan parayı almak ya da borcunu ödememek olarak gösterilebilir. Bunun yanında, kişinin herhangi bir amaç için kendisini ''çalışıyormuş göstermesi'' de bu suçun bir başka örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, bilişim sistemlerinin, banka ya da kredi kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılık suçu da nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamına girmektedir. Ve bu sebeple, söz konusu fiilin cezası yine 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezasıdır. Bu suç çeşidine gösterilebilecek en yaygın örnek hiç şüphe yok ki online banka dolandırıcılığı suçlarıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus kredi ya da banka kartının çalınması, kredi veya banka kartının kopyalanması, banka veya kredi kartı bilgilerinin ele geçirilmesi suretiyle mağdurun hesabından para çekilmesi fiili nitelikli dolandırıcılık suçu değil Türk Ceza Kanunu'nun 245. maddesinde yer alan Banka veya Kredi Kartının Haksız Kullanılması suçu kapmasına girdiğidir. Bunun yanında, Facebook, Twitter, Whatsapp, Instagram gibi çeşitli sosyal medya platformları üzerinden bir mal ya da herhangi bir hizmet karşılığında para talep etmek te bu suç türüne yani nitelikli dolandırıcılık suçuna bir örnek olarak gösterilebilir. Bununla beraber, basın yayın organlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenen dolandırıcılık suçları da nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamına girmekte olup, yine cezası 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezasıdır. Bu suça bir örnek vermek gerekirse, son yıllarda oldukça sık karşılaştığımız çeşitli medya kuruluşlarında daha üstün özelliklere sahip ürünleri tanıtmak suretiyle tüketiciyi kandıran ve bu yolla haksız kazanç elde eden bazı satıcıları gösterebiliriz. Bunun yanında, satıcı ya da şirket yöneticisi sıfatıyla şirket adına hareket eden kişilerin şirket adına giriştikleri faaliyetleri araç olarak kullanmak suretiyle işledikleri dolandırıcılık suçu da nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamına girmektedir. Bu durumda da ceza 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezasıdır. Buna ek olarak, serbest meslek sahibi kimselerin kendilerine duyulan güveni suistimal etmek suretiyle kendisine ya da bir başkasına haksız kazanç sağlaması fiili de nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamına girmektedir. Ve bu sebeple bu suçun cezası da 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası şeklinde öngörülmektedir. Ayrıca banka ya da diğer kredi kuruluşları tarafından tahsis edilmemesi gereken bir krediyi açılmasını sağlamak fiili de nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamına girmekte olup öngörülen cezai yaptırım 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezasıdır. Bununla birlikte, sigorta bedelini almak amacıyla yapılan dolandırıcılık fiili de nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamına girmektedir. Bu nedenle yine 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası hükmolunur.
Ceza hukukumuzda denetimli serbestlik gibi sanığın toplumsal yaşama adapte olabilmesi ve suçun bireyselleştirilmesi amaçlarını taşıyan bir başka kurum ise hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kurumu olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle, son yıllarda gerek ceza evlerinin doluluk oranlarının oldukça fazla olması gerek mahkumların toplumsal yaşama entegre olamaması sebebiyle oluşan mağduriyetler ve bu sorunlara bağlı olarak zarar gören aile kurumu göz önüne alınarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması tıpkı denetimli serbestlik gibi kamuoyunca oldukça ilgi çeken bir kavram haline gelmiştir. Kamuoyunda gördüğü bu ilgiye paralel olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedir, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ne demek, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ne zaman biter, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartları nelerdir, hükmün açıklanmasının geri bırakılması 2015 yılında değiştirildi mi gibi birçok sorunun sorulmasına neden olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kısaca bir fail hakkında hükmolunan cezanın belli bir süre zarfında fail denetim altında tutulmak şartıyla uygulanmasının geciktirilmesi ve sonrasında hükümsüz kılınmasıdır.Bu tanımdan da anlaşılabileceği gibi bu ceza hukuku kurumu mahkumların ailelerinin mağduriyetinin önlenmesini, mahkumların topluma yeniden entegre edilebilmesini ve suçun bireyselliği ilkesinin uygulanabilmesini amaçlamaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedir, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ne demek sorularına cevap verdikten sonra bu kurumun nasıl işlediğini incelemek oldukça faydalı olacaktır. İşte bu noktada karşımıza hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartları nelerdir sorusu çıkmaktadır. Öncelikle, bir sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından yararlanabilmesi için 2 sene ya da daha az süreli hapis cezasına veya adli para cezasına çarptırılmış olması gerekir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bu ceza hukuku kurumundan yararlanılabilmesi için işlenen suçun niteliğinin 2 yıllık bir hapis cezasından daha fazla bir cezayı gerektirmemesi şarttır. Zaten kanunda ilgili maddede yer alan hüküm gereği 2 yıldan fazla süreli hapis cezasına mahkum olan bir failin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından yararlanması mümkün değildir. Bu şarta ek olarak,failin suç teşkil eden fiilli sonrasında maddi bir hasar oluştuysa bunun fail tarafından tazmini gerekmektedir. Ve son olarak, sanığın daha önce kasıtlı bir suç dolayısıyla ceza almamış olması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması sabıka kaydı olan (2 yıl veya daha uzun süreli bir hapis cezası mevcutsa) sanıklar için söz konusu değildir. Kasten işlenmiş olan suçlar 2 yıl veya daha uzun süreli bir hapis cezasına sebep olmuşsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması söz konusu olmaz, ancak taksirle yani istemsiz olarak, herhangi bir kasıt olmaksızın işlenen suçlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılması mümkündür. Örneğin taksirle yaralama ya da taksirle ölüme sebebiyet verme gibi suçlar hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan yararlanmaya engel teşkil etmemektedir. Ancak sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan yararlanabilmesi hakimin takdirine bağlıdır. Gerekli şartlar oluşur ve hakim bu yönde takdir yetkisini kullanarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde bir karar verirse sanığa verilecek olan ceza 5 yıl ertelenir. 5 yıllık denetim süresi içinde sanık kasıtlı olarak bir suç işlemezse dava düşer.Başka bir ifadeyle, 5 yıl ertelenen ceza hükümsüz kılınmış olur. Ancak sanık 5 yıllık denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlerse infaz sürecinin yeniden başlaması söz konusu olur. Buna karşın, sanık taksirle yani istemsiz olarak, herhangi bir kasıt olmaksızın bir suç işlerse, bu suç hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından bir engel teşkil etmez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedir, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ne demek, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartları nelerdir gibi soruları cevaplandırdıktan sonra bu kararın sabıka kaydına ve adli sicile etkisini incelemek faydalı oldukça olacaktır.
Öncelikle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan yararlanan ya da yararlanmayı düşünen birçok insanın kafasındaki en önemli sorular hiç şüphesiz hükmün açıklanmasının geri bırakılması sabıka kaydı durumunu etkiler mi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması sabıka kaydı sorgulamasında görülür mü, hükmün açıklanmasının geri bırakılması sicile işler mi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması memuriyete engel mi şeklindedir. Öncelikle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumu savcılıklar ya da internet kanalıyla yapılan sorgulamada gözükmemektedir.Ancak pek tabii ki e-devlet ve savcılık vasıtasıyla yapılan bu sorgulamalarda görülmeyen söz konusu karar devletin sisteminde kayıt altında tutulmaktadır. Ancak, bu durum sanığın günlük yaşamını etkilemez, zira devletin bu bilgileri tuttuğu sisteme sadece hakim ve cumhuriyet savcıları erişim sağlayabilir. Buradan hareketle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kişinin hayatında adeta tertemiz bir sayfa açarak onu işlediği suça rağmen gerek medeni hayatta gerek siyasi hayatta her türlü kısıtlamadan kurtarır demek doğru olacaktır. Bu durumdahükmün açıklanmasının geri bırakılması memuriyete etkisi itibariyle ne gibi sonuçlar doğurur sorusunun cevabı da hiçbir olumsuz sonuç doğurmaz şeklinde olacaktır. Başka bir deyişle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması memuriyete etkisi bakımından bir sonuç doğurmaz, bu karardan yararlananlar memur olarak görev yapabilirler. Yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması memuriyete engel mi sorusunun cevabı kesinlikle hayırdır. Kısacası, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kişinin hayatını olumsuz yönde etkilemez, sadece işlenen suçun cezai yaptırımını askıya alır ve gerekli şartların oluşması halinde alınan cezayı hükümsüz kılar. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması sabıka kaydı oluşturur mu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması sicile işler mi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması memuriyete engel mi gibi soruları yanıtladıktan sonra bu kararın temyiz imkanını incelemek yerinde olacaktır.
Buna ek olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan yararlanmayı düşünen hemen hemen herkesin kafasındaki bir diğer soru ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması temyiz edilebilir mi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra kararın temyiz edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan yararlanma niyeti yoksa ya da bu yönde olası bir kararı temyiz etmek istiyorsa karardan önce rıza göstermediğini beyan etmesi son derece önemlidir.
Bunun yanında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan yararlanmak isteyen birçok insanın aklında hiç kuşkusuz hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itiraz etmek mümkün müdür sorusu vardır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması temyiz edilemeyecek bir karar olsa da itiraz mümkündür. Başka bir deyişle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itiraz mümkündür. Peki hükmün açıklanmasının geri bırakılması itiraz nereye yapılır? Bu kararı veren mahkemeye itiraz edilebilir.
Bununla beraber, hükmün açıklanmasının geri bırakılması sonucu para cezası ödenir mi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması sonucu adli para cezası ödenir mi soruları cevap bekleyen diğer sorular olarak karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle, şunu belirtmekte gerekir ki, adli para cezası doğrudan verilebileceği gibi hapis cezasına ek olarak ta verilebilen bir cezadır. Ayrıca, adli para cezası bir hapis cezasının para cezasına çevrilmesi şeklinde de ortaya çıkabilmektedir. Buradan harekete sorulara dönecek olursak, doğrudan verilen adli para cezasına ya da hapis cezasına ek olarak verilen adli para cezasına hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanabilir.Ancak, adli para cezası, hapis cezasının para cezasına çevrilmesi sonucu ortaya çıkmışsa söz konusu cezaya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı uygulamak mümkün değildir. Yani kısaca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması sonucu adli para cezası ödenir mi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması sonucu para cezası ödenir mi sorularının cevabı para cezası doğrudan alınmış bir cezaysa ve gerekli şartlar yerine getirilmişse evet, adli para cezası hapis cezasının para cezasına çevrilmesi sonucu meydana gelmiş bir ceza ise hayırdır.
Günümüzde özellikle özel işyerlerinde sık sık görülen taksirle yaralama suçu gibi taksirle ölüme sebebiyet verme suçu da gündemi oldukça meşgul eden bir konu başlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle taksirle ölüme sebebiyet verme nedir sorusuna cevap vermek gerekirse taksirle ölüme sebebiyet vermek herhangi bir kasıt olmaksızın bir kişinin ölümüne neden olmak şeklinde tanımlanabilir. Taksirle ölüme sebebiyet verme cezası TCK 85. Madde tarafından tanımlanmıştır. Buna göre herhangi bir kasıt olmaksızın birinin ölümüne neden olan kimse 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Taksirle ölüme sebebiyet verme cezasına ilişkin olarak Türk Ceza Kanunu'nda hangi durumlarda hangi cezanın verileceği şeklinde bir ayrıma gidilmemiştir. Yani taksirle ölüme sebebiyet verme trafik kazası gibi elim bir olayla olabileceği gibi bir inşaat şantiyesinde de meydana gelebilir. Bu noktada tabii ki ihmalin boyutuna göre hakim 3 yıl ila 6 yıl arasında bir cezaya hükmedecektir. Ancak, bu noktada dikkat edilmesi gereken husus kanunda trafik kazası, iş kazası gibi ayrımların bulunmamasıdır. Her ne kadar kanunda böyle bir ayrım bulunmasa da uygulamaya baktığımız zaman trafik kazası sonucu meydana gelen taksirle ölüme sebebiyet verme cezası iş kazası gibi olaylar sonucu meydana gelen taksirle ölüme sebebiyet verme cezası ile karşılaştırıldığında oldukça azdır denilebilir. Bunun sebebi olarak ta trafik kazalarının hem iki tarafın da hayatını tehlikeye atması hem de daha önüne geçilemez kazalar olarak yorumlanabilmesidir. Ancak kanun kaza şekilleri ve nedenlerine ilişkin olarak herhangi bir ayrım gözetmemiştir. Ancak kanunda her türlü taksirle ölüme sebebiyet verme fiilinin cezai yaptırım açısından aynı şekilde yorumlandığını söylemek gerçekle bağdaşmaz. Öyle ki, kanun birden fazla kişinin taksirle ölümüne sebebiyet veren failler için 3 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ön görmektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus failin kaç kişinin ölümüne neden olduğunun yanında kaç kişinin yaralanmasına sebep olduğudur. Yani ceza failin kaç kişinin ölümüne ve buna ek olarak kaç kişinin yaralanmasına sebep olduğuna göre değişecektir. Ancak ceza failin sadece kaç kişinin ölümüne ya da ölüme ek olarak kaç kişinin yaralanmasına sebep olduğuna göre değişecektir demek mümkün değildir. Cezanın belirlenmesindeki en önemli etkenlerden birisi hiç şüphesiz failin ihmalinin ne boyutta olduğudur. Örneğin otoyolda normal bir hızla giderken aniden önüne çıkan bir çocuğu ezerek ölümüne sebep olan bir insanla, şehir içi yolda alkollü araç kullanırken kaldırımda yürüyen bir kişiyi ezerek ölüme neden olan bir hiç şüphe yok ki aynı durumda olamaz. Bir başka örnek vermek gerekirse, bir inşaat şantiyesinde bütün güvenlik önlemleri alındığı halde bir işçinin iş kazası sonucu ölmesi durumuyla, hiçbir iş güvenlik prosedürünü yerine getirmemiş olan bir inşaat şantiyesinde bir işçinin iş kazası sonucu hayatını kaybetmesi durumu kuşkusuz aynı değildir. İşte failin alacağı ceza kısaca yapmış olduğu ihmalin boyutuna göre ve yaşamını yitirmesine sebep olduğu insan sayısına göre değişmektedir. Zaten kanun da incelendiği zaman istemsiz olarak, herhangi bir kasıt olmaksızın bir insanın hayatını kaybetmesine sebep olmanın cezası 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasıyken, yine taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebep olmanın cezası 3 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ön görüldüğü anlaşılmaktadır. Buna ek olarak, taksirle ölüme sebebiyet verme cezası bilinçli taksir söz konusu ise kayda değer bir şekilde artmaktadır. bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme cezasını açıklamadan önce bu suçu tanımlayarak taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan ayırmak oldukça faydalı olacaktır. Herhangi bir taksirle ölüme sebebiyet verme suçunun söz konusu olduğu durumda fail ölüm sonucunu ön görmüşse bilinçli taksir söz konusu olur. Yani bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme ile taksirle ölüme sebebiyet verme arasındaki fark failin mağdurun ölümü sonucunu öngörme imkanının bulunmasıdır. Buradan hareketle, taksirle ölüme sebebiyet verme cezası ile bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme cezası arasında bir fark olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Yani taksirle ölüme sebebiyet verme cezası failin suçu bilinçli taksirle mi yoksa bilinçsiz taksirle mi işlediğine göre değişecektir. Başka bir deyişle, taksirle ölüme sebebiyet verme cezası bakımından suçun bilinçli taksirle işlenip işlenmediği son derece önem arz etmektedir. Zaten kanun da bu noktada bir ayrıma giderek bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme durumunda cezanın 1/3'ten 1/2 oranına kadar arttırılacağını ortaya koymuştur.Buna ek olarak şunu belirtmek gerekir ki taksirle ölüme sebebiyet verme TCK tarafından mağdurun dikkatsizliği, failin taksirinin derecesi, kaç kişinin mağdur olduğu gibi bir çok etken dikkate alınarak düzenlenmiş olup failin alacağı ceza bu değişkenlere göre belirlenir.