27 Kasım 2016 Pazar

Hırsızlık Suçu ve Cezası

Belki de insanlık tarihi kadar eski olan ve denenen çeşitli yaptırımlara rağmen bir türlü önü alınamayan teknolojinin ilerlemesi ile beraber yeni haber kaynakları sayesinde daha çok vakıadan haberimiz olan hırsızlık suçu günümüzde en yaygın suç tiplerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Hırsızlık suçu kısaca başkasına ait bir malı malikinin rızası ve haberi olmaksızın elde etme fiilidir. Hırsızlık suçu son derece yaygın bir suç çeşidi olması sebebiyle bu suç ile ilgili olarak birçok soruya muhatap olmaktayız. Bu açıdan bakıldığı zaman gerek hırsızlık suçunu ve kanundaki yerini daha iyi açıklamak gerek bu suç ile ilgili soru işaretlerini gidermek adına karşımıza çıkan sık soruları tek tek yanıtlamak oldukça yararlı olacaktır. Soruları yanıtlamaya başlamadan önce bu soruları kısaca ele alırsak: Hırsızlık suçu nedir nitelikli hırsızlık nedir hırsızlık cezası kaç yıl hırsızlık suçu para cezasına çevrilmesi nasıl olur hırsızlık suçu şikayete bağlı mı ilk hırsızlık suçunun cezası nedir hırsızlık suçu zamanaşımı süresi nedir hırsızlık suçu cezası 2015 yılında değişti mi hırsızlık suçu cezası 2016 yılında değişti mi hırsızlık suçu TCK 141 içinde nasıl tanımlanır hırsızlık suçu TCK 142 içinde nasıl tanımlanır

Hırsızlık Suçu Nedir 

Hırsızlık Suçu nedir sorusuna verilecek en net cevap hiç şüphesiz başkasına ait olan bir malın sahibinin rızası olmaksızın elde etme eylemidir şeklinde olacaktır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus hırsızlık suçunun gasp suçu ile karıştırılmaması gerektiğidir. Gasp suçu ile hırsızlık suçu arasındaki temel farklar gasp suçunda cebir tehdit gibi unsurların olması ve mağdurun suç anında suçtan yani gasp fiilin den haberdar olmasıdır. Hırsızlık suçunda ise cebir ve tehdit gibi unsurlar olmadığı gibi mağdurun suç anında suçtan haberdar olması durumu söz konusu değildir. Hırsızlık Suçu nedir sorusuna bir de Türk Ceza Kanunu'nu esas alarak cevap vermek gerekirse hırsızlık suçunun nitelikli hali ve nitelikli olmayan basit hali olarak iki kısma ayırmak oldukça yerinde olacaktır. İlk olarak, hırsızlık suçunun basit halimi tanımlarsak sahibinin rızası olmaksızın bir taşınır malı kendisine ya da bir başkasına çıkar sağlamak amacıyla alma eylemi şeklinde bir tanım ortaya çıkacaktır. Bir de hırsızlık suçunun nitelikli hali vardır.

Nitelikli Hırsızlık Nedir

Nitelikli hırsızlık nedir sorusuna verilecek en net cevap hiç kuşkusuz mevcut hırsızlık suçuna yani başkasına ait bir taşınır eşyayı sahibinin rızası olmaksızın alma eylemine ek olarak bazı hallerin de mevcut olması gerekmektedir. Bu nitelikli hallerin en başında hiç şüphesiz gece işlenen hırsızlık suçu gelmektedir. Yani hırsızlık suçunun gece işlenmesi kanun koyucu tarafından failin gece karanlığından yararlanması olarak yorumlanıp bir nitelikli hal gerekçesi olarak ortaya koyulmuştur. Hırsızlık sucunun gece işlenmesi halinde verilecek olan ceza 3'te 1 oranında arttırılır. hırsızlık suçunun başka nitelikli halleri de mevcuttur. Bu halleri kısaca belirtmek gerekirse hırsızlık suçunun kamu malına karşı olarak, muhafaza altına alınmış bir eşyaya karşı olarak, toplu ulaşım araçları içinde ya da bunların duraklarda bulunan bir eşyaya karşı olarak, afet veya felaketin zararın azaltmaya yönelik tahsis edilmiş olan bir eşyaya karşı olarak, kullanımlarını doğası gereği açıkta bırakılmış olan eşyalara karşı olarak, elektrik enerjisine karşı olarak işlenmesi durumunda hırsızlık suçunun nitelikli halinden bahsedilir. Bu nitelikli hallerde 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.  Ancak hırsızlık suçunun nitelikli halleri bunlarla sınırlı değildir. Bunlara ek olarak, hırsızlık suçunun kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından ya da ölmesinden faydalanarak, elde veya üstte bulunan eşyayı gizlice alarak, doğal afetin ya da herhangi bir sosyal karışıklığın getirdiği ortamdan faydalanarak, herhangi bir aletle kilit açarak, bilişim sistemlerini kullanarak, sahte resmi sıfat kullanarak, büyükbaş ya da küçükbaş hayvanları alarak, işlenmesi halinde de hırsızlık suçunun nitelikli halinden bahsedilir. Bu nitelikli hallerde ise 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası söz konusudur. Bu nitelikli hallere ek olarak hırsızlık suçunun katı ya da sıvı haldeki enerji dağıtım tesislerine karşı olarak işlenmesi de hırsızlık suçunun bir başka nitelikli hali olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nitelikli halin herhangi bir örgüt ile bağlantılı olarak işlenmesi hâlinde 15 yıla kadar hapis ve 10000 güne kadar adlî para cezası söz konusu olur. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus hırsızlık suçunun nitelikli halinin ortaya çıkabilmesi için kanunda sayılan bütün nitelikli hallerin oluşmasının gerekmediği gerçeğidir. Örneğin, bir kişi malını koruyamayacak durumda olan birisinin malını çalarsa ancak bu fiili kilit açmadan yaparsa yine de hırsızlık suçunun nitelikli halinden bahsedilir. Başka bir deyişle, hırsızlık suçunun nitelikli halinden bahsedebilmek için nitelikli hallerde birisinin gerçekleşmiş olması yeterlidir. 

Hırsızlık Cezası Kaç Yıl 

Hırsızlık cezası kaç yıl sorusuna verilecek net bir cevap bulunmamaktadır. Bu soruya hırsızlık suçunun basit hali ve nitelikli halini ayırmak suretiyle cevap vermek oldukça faydalı olacaktır. Öncelikle, hırsızlık suçunun basit hali için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.

Bununla beraber, hırsızlık suçunun nitelikli hali söz konusu olduğunda da farklı cezai yaptırımlar karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki, hırsızlık suçunun nitelikli hallerinden olan kamu kurum veya kuruluşuna ait bir eşyanın çalınması, muhafaza altına alınmış olan bir eşyanın çalınması, toplu taşımada ya da bunların dudaklarında bulunan bir eşyanın çalınması, bir afet ya da bir felaketin önlenmesi amacıyla tahsis edilen bir malın çalınması, kullanımları gereği açıkta bırakılan bir malın çalınması, elektrik enerjisinin çalınması durumlarında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilir.

Bu duruma ek olarak, hırsızlık suçunun kişinin ölmesinden ya da malını koruyamayacak durumda olmasından yararlanmak suretiyle, elde taşınan ya da üstte bulunan eşyanın gizlice alınması suretiyle, doğal bir afetin ya da sosyal bir olayın beraberinde getirdiği kargaşa ortamından faydalanmak suretiyle, kilit açmak suretiyle, bilişim sistemlerinden faydalanmak suretiyle, sahte resmi sıfat tan yararlanmak suretiyle, büyükbaş ya da küçükbaş bir hayvanı kaçırmak suretiyle işlenmesi durumunda 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası verilir. 

Hırsızlık Suçu Para Cezasına Çevrilmesi

Hırsızlık Suçu para cezasına çevrilmesi nasıl olur sorusuna cevap vermek gerekirse Türk Ceza kanunu'na göre 1 yıl ve 1 yılın altındaki suçların para cezasına çevrilmesi mümkündür. Ancak 1 yılın üstündeki hapis cezasının para cezasına çevrilmesi hiçbir şekilde mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığı zaman hırsızlık suçunun basit halinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Buna göre failin 1 yıl hapis cezası alması durumunda hapis cezasının para cezasına çevrilmesi şartların da elvermesi ile mümkün  olabilmektedir. Hırsızlık suçunun nitelikli hallerinden ise 2 yıldan 5 yıla kadar ve 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezaları öngörüldüğü için hırsızlık suçu para cezasına çevrilmesi söz konusu değildir. 

Hırsızlık Suçu Şikayete Bağlı Mı

Hırsızlık suçu şikayete bağlı mı sorusuna verilecek en kısa ve en net cevap hayır şeklinde olacaktır. Nitelikli olsun basit olsun tüm hırsızlık suçları şikayete bağlı olmayan suçlar arasındadır. Bu suçların kovuşturması ve soruşturulması resen yapılır. 

Hırsızlık Suçu Zamanaşımı Süresi 

Hırsızlık Suçu zamanaşımı süresi nedir sorusuna verilecek en güzel cevap 8 yıl şeklinde olacaktır. Hırsızlık normalde şikayete bağlı olan bir suç olmasa da resmi makamların bilmesini mümkün olmadığı durumlarda şikayet etmek suretiyle soruşturulması ve kovuşturulması yapılabilen bir suç çeşididir. Bu şikayet süresi 8 yıllık dava zamanaşımı süresidir. Bir başka deyişle, hırsızlık suçunun 8 yıl içinde şikayet edilmesi gerekmektedir.

Hırsızlık Suçu Cezası 2015 Yılında Değişti Mi

Hırsızlık suçu cezası 2015 yılında değişti mi sorusuna verilecek en kısa ve en net cevap hayır şeklinde olacaktır. Özellikle 2015 yılının ortalarından itibaren yazılı ve görsel medyada sık sık dillendirilen genel af çıkacak yönündeki spekülasyonlar halkta ceza hukuku özelinde ciddi reformların yapılması hususunda beklentileri arttırdı. Tabii ki o dönem çeşitli suçlara ceza indirimleri ve denetimli serbestlik mekanizmasının genişletilmesi gibi adımlar atıldı. Ancak bu beklentileri karşılamaya yetmedi. O dönem genel af çıkmadığı gibi hırsızlık suçu cezası da değişmedi. 

Hırsızlık Suçu Cezası 2016 Yılında Değişti Mi

Hırsızlık suçu cezası 2016 yılında değişti mi sorusuna verilecek en net cevap hayır şeklinde olacaktır. Ancak 2016 yılında çıkarılan bir Kanun Hükmünde Kararname ile belli başlı suçlar haricindeki suçların faillerine denetimli serbestlik mekanizmasından yararlanabilme şansı tanındı. Böylece 38000 mahkumun salınması hedeflendi. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus bu Kanun Hükmünde Kararnamenin bir af niteliği taşımadığı sadece denetimli serbestlikten yararlanma fırsatı sunduğu gerçeğidir. Bu denetimli serbestlik kapsamı dışında kalan suçlar şu şekilde karşımıza çıkmaktadır: Kasten öldürme, altsoya, üstsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumunda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal veya ticaret, devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus 1 Temmuz 2016 tarihine kadar işlenen suçların faillerinin bu denetimli serbestlik fırsatından yararlanabilecek olmasıdır. Yani 1 Temmuz 2016 tarihinden sonra adı geçen suçlar dışındaki suçların faillerinin bu denetimli serbestlik fırsatından yararlanabilmesi mümkün değildir. 

Hırsızlık Suçu TCK 141

Öncelikle, hırsızlık suçu TCK 141 içinde tanımlanmıştır. Buna göre zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak olarak tanımlanan hırsızlık suçunun basit hali için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.  

Hırsızlık Suçu TCK 142

Hırsızlık suçu TCK 142 içinde de tanımlanmakta olup buradaki tanımlar hırsızlık suçu için nitelikli halleri belirtmektedir. Buna göre hırsızlık suçunun;
a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,
b) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,
c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,
d) Bir afet veya genel bir felâketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,
e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,
f) Elektrik enerjisi hakkında, 
İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. 
(2) Suçun; 
a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,
b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,
c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak,
d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak suretiyle, 
e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle, 
f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı hâlde resmî sıfat takınarak, 
g) Barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyük veya küçük baş hayvan hakkında, 
İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır.
(3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi hâlinde, ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, onbeş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. 

16 Kasım 2016 Çarşamba

Gasp Suçu Cezası

Belki de insanlık tarihi kadar eski bir suç çeşidi olan yağma diğer adıyla gasp suçu kitle iletişim araçlarının son yıllardaki gelişimi ile beraber artık daha göz önünde duran bir suç olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaten son yıllarda kanun koyucunun gasp suçu cezası ile ilgili olarak cezai yaptırımı arttırması konusunun sürekli olarak gündemde olması da gasp suçunun ne denli önemli bir suç çeşidi olduğunu açık ve net bir biçimde ortaya koymaktadır. Ancak gasp suçu cezası artacak gibi spekülasyonların çeşitli basın yayın organları tarafından sürekli olarak gündemde tutulmasının bir neticesi olarak birçok insanın aklında gasp suçu cezası ile ilgili olarak soru işaretleri kalmıştır. İşte bu noktada bu karanlık noktaların aydınlatılması hayatı öneme haizdir. Öncelikle, bu soruları tek tek ele alalım daha sonra yazımızda kısaca yanıtlayalım. Gasp suçu cezası ile ilgili olarak sık sık karşımıza çıkan soruların başlıcaları şu şekildedir: Yağma nedir yağma suçu şikayete bağlı mı yağma suçu şikayetten vazgeçme ne sonuç doğurur yağma suçu ile ilgili Yargıtay kararları ne yöndedir nitelikli yağma suçu ile ilgili Yargıtay kararları ne yöndedir gasp cezası kaç yıl 2015 yılında değişti mi gasp cezası 2016 yılında değişti mi telefon gasp cezası nedir. Şimdi bu soruları teker teker yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır.


Yağma Nedir

Yağma nedir sorusuna verilecek en net cevap başkasına ait olan bir malın o kişinin rızası olmaksızın cebir ya da tehdit kullanmak suretiyle alınması eylemi şeklinde olacaktır. Yağma suçu nedir sorusuna Türk Ceza Kanunu'nun 148. ile 150. maddelerinde düzenlenmiştir. 

Yağma Suçu Şikayete Bağlı Mı

Yağma suçu şikayete bağlı mı sorusuna verilecek en açık ve en net cevap hic kuşkusuz hayır şeklinde olacaktır. Şöyle ki yağma suçunun kovuşturulması resen yani hakimin görevi gereği yapılır. Ancak bu noktada kafa karışıklığı yaratan husus alacağın tahsili amacıyla yapılan yağma suçunun farklı bir prosedür çerçevesinde kovuşturulması gerçeğidir. Alacağın tahsili amacıyla yapılan ve mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile tedavi edilebilecek durumda olması halinde ve veya aynı durumdaki mağdurun tehdit edilmesi halinde suçun kovuşturulması şikayete bağlıdır. 

Gasp Cezası Kaç Yıl 2015 Yılında Değişti mi 

Gasp cezası kaç yıl 2015 yılında değişti mi sorusunu yanıtlamak için bu iki ayrı soruyu teker teker yanıtlamak oldukça yerinde olacaktır. İlk olarak, gasp cezası kaç yıl sorusunu cevaplamak gerekirse gasp suçunun basit hali için 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus gasp suçunun basit halinin söz konusu olabilmesi için failin gasp suçunu gündüz vakti herhangi bir silah kullanmadan, kendini tanınmayacak bir hale getirmeden işlemiş olması gerekliliğidir. Buna ek olarak suçun basit halinin diğer şartları ruh ve beden sağlığı bakımından kendisini savunmaya cak kişilere karşı işlenmemiş olması ve failin herhangi bir örgüt bağlantısına sahip olmamasıdır.

Gasp suçu cezası kaç yıl sorusuna verilecek bir diğer cevap da hiç şüphesiz yağma suçunun nitelikli haline uygulanan cezai yaptırımdır. Yağma suçunun yani gasp suçunun nitelikli hali 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yağma suçunun nitelikli halinden bahsedilebilmesi için failin kendisini tanınmayacak bir hale koymak suretiyle kimliğini gizlemesi, yağma suçunu işlerken silah kullanması, suçu gece vaktiişlemesi, kendisini ruh ve beden sağlığı bakımından savunma imkanı olmayan bir kişiye karşı işlemesi, suçu konutta işlemesi, suçu yol keserek işlemesi, suçu herhangi bir suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla işlemesi, suçu bir ya da birden fazla kişi ile birlikte işlemesi, suçu herhangi bir suç örgütünün yarattığı korku atmosferinden yararlanarak işlemesi gerekmektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus yağma suçunun yani gasp suçunun nitelikli halinden bahsedilebilmesi için bu sayılan eylemlerin birini gerçekleştirmek yeterli olmaktadır. Yani herhangi bir silah kullanmak suretiyle gasp suçu işleyen fakat suç örgütleri ile herhangi bir bağlantısı bulunmayan kimse nitelikli yağma suçundan yargılanır ve buna bağlı olarak 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile karşı karşıya kalır.  

Gasp Cezası 2016 Yılında Değişti Mi 

Gasp cezası 2016 yılında değişti mi sorusuna verilecek en net ve en güzel cevap hayır olacaktır. Gerek 2015 yılında basın yayın organlarında sık sık dile getirilerek toplumda bu yönde bir umut yaratılması gerek 2016'da başlayan OHAL süreci ile beraber özellikle ceza hukukunda beklenen köklü sayılabilecek değişikliklerin yapılmaya başlanması ile birlikte toplumdaki gasp cezası değişecek beklentisi iyice kendisini hissettirmeye başladı. Her ne kadar birçok suç çeşidinin cezai yaptırımı ağırlaştırılmış bu değişiklikler olsa da gasp suçu cezası özelinde doğrudan bir etkiye sahip değildi. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus gasp suçunun cezası 2016 yılında değişmemiş olsa bile 2016 yılında birçok suç çeşidi için ön görülen af imkanı gasp suçunu dışarıda bırakacak bir şekilde düzenlendi. Başka bir ifadeyle, 2016 yılında düzenlenen af gasp suçu hükümlülerini kapsamamaktadır. 

Telefon Gasp Cezası

Telefon gasp cezası nedir sorusu ile çok sık karşılaşmamızın yegane sebebi gasp suçu özelinde en çok görülen fiilin telefon gasp etmek olduğu fazlasıyla açıktır. Telefon gasp etmenin diğer eşyaları gasp etmekten herhangi bir farkı bulunmamakta dolayısıyla telefon gasp cezası da diğer gasp suçları ile ayni hükümleri doğurmaktadır. 





12 Kasım 2016 Cumartesi

Kasten Adam Öldürmenin Cezası

Gerek toplum vicdanında gerek ceza kanunlarında şüphesiz en ağır yaptırımlar dan birine sahip olan suç olarak gösterebileceğimiz kasten adam öldürme suçu son yıllarda artış göstermiştir. Bu durum hiç şüphesiz adalete ve devlete olan güveni sarsmakta ve toplum vicdanını yaralayarak kamu düzeninin bozulmasına sebep olmaktadır. İşte tam da bu noktada kamu düzeninin sağlanabilmesi ve toplum vicdanının rahatlatılarak toplumsal huzuru tesis etmek ve gerilimi bertaraf edebilmek için kasten adam öldürmenin cezası gündeme gelmektedir. Başka bir ifadeyle, kasten adam öldürme suçunun cezai yaptırımı toplumsal huzur ve güvenlik açısından hayatı öneme haizdir. Kasten adam öldürmenin cezası ile ilgili gerek doktrinde gerek basın yayın organlarında sık sık tartışmalar görmekteyiz. Bu tartışmaların da bir neticesi olarak kasten adam öldürme suçunun cezası ile ilgili olarak pek çok aydınlatılması gereken nokta bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir: Tahrik sonucu adam öldürmenin cezası nedir silahla adam öldürmenin cezası kaç yıl nefsi müdafaadan adam öldürmenin cezası kaç yıl adam öldürmenin cezası 2015 yılında değişti mi bıçakla adam öldürmenin cezası nedir kasten adam öldürmenin cezası 2015 yılında değişti mi namus için adam öldürmenin cezası nedir kasten adam öldürmeye teşebbüs cezası nedir Şimdi bu aydınlatılması gereken noktaları yazımızda kısaca yanıtlayalım. 

Tahrik Sonucu Adam Öldürmenin Cezası

Tahrik sonucu adam öldürmenin cezası nedir sorusuna verilecek en güzel cevap Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesidir. Buna göre haksız tahrik sonucu adam öldüren kimse için 12 yıldan 18 yıla hapis cezası hükmolunur denilmektedir. Fakat tahrik birçok farklı şekilde yapılabilen bir eylem olduğu için hakimin 12 yıl ile 18 yıl arasındaki ceza skalasından nasıl bir ceza belirleyeceği kafaları karıştıran bir durum ortaya çıkarmaktadır. İşte bu noktada tahrik sonucu adam öldürmenin cezası nedir sorusunu daha net bir biçimde yanıtlayabilmek adına haksız tahrik sonucu adam öldürme suçuna ilişkin Yargıtay kararlarını incelemek oldukça yararlı olacaktır. Yargıtay kararlarına geçmeden önce şunu belirtmek gerekir ki haksız tahrik eylemi kendisini en çok hakaret biçiminde göstermektedir. Bu bakımdan kanun koyucunun ve Yargıtay'ın hakaret içeren haksız tahrik sonucu adam öldürme suçuna ilişkin tavrını kısaca özetlemek oldukça yerinde olacaktır. Özellikle, Yargıtay kararları ve mahkeme içtihatları incelendiği zaman hakaret sebebiyle adam öldürme suçuna ilişkin olarak haksız tahrik hükümleri uygulanmaktadır. Fakat uygulamaya bakıldığı zaman her ne kadar cezai yaptırım aşamasında haksız tahrik hükümleri uygulanıyor olsa da Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesinde ön görülen 12 yıl ve 18 yıl arasındaki ceza aralığından minimum düzeyde indirim uygulanarak genellikle 18 yıllık hapis cezası hükmolunduğu görülmektedir. Başka bir ifadeyle, hakaret sebebiyle adam öldürme suçu genellikle 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus tahrik sonucu adam öldürme suçu için hakimin 12 yıl ile 18 yıl arasında cezaya hükmetme yetkisi bulunduğu gerçeğidir. Yani hakim hakaret sebebiyle adam öldürme suçuna 16 yıllik bir ceza da verebilir. Bu noktada bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta ilk hareketin hangi taraftan geldiği konusudur. Yani ilk haksız fiil fail tarafından gerçekleştirilmiş ise fail haksız tahrik ceza indiriminden yararlanamaz. Yargıtay'ın bu hususta verdiği kararları inceleyecek olursak bir davada A B'yi darp etmiş bunun üzerine B sinirlenerek A'yı öldürmüştür. Bu durumda darp basit bir darp olduğu için üst sınır olan 18 yıl hapis cezası verilmelidir. Başka bir örnek verecek olursak, D G'ye yolda yürürken hakaret etmiş ve bunun üzerine sinirlenen G D'yi öldürmüştür. Bu olayda haksız tahrik eylemi hakaret şeklinde kendisini gösterdiği için haksız tahrik indirimi minimum düzeyde yapılmalıdır. Kısaca Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesi gereğince tahrik altında adam öldürme suçunun cezası tahrik eyleminin niteliğine göre 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasıdır. Kanun koyucunun normalde müebbet hapis cezası gerektiren adam öldürme suçuna ilişkin olarak yaptığı bu haksız tahrik düzenlemesi adaletin tesisi ve yeni mağduriyetlerin engellenmesi açısından oldukça önemlidir. 


Silahla Adam Öldürmenin Cezası Kaç Yıl 

Silahla adam öldürmenin cezası kaç yıl sorusuna verilecek en net cevap kasten adam öldürme suçu ile kasten silahla adam öldürme suçunun aynı cezai yaptırıma tabi olduğudur.  

Nefsi Müdafaadan Adam Öldürmenin Cezası Kaç Yıl 

Nefsi müdafaadan adam öldürmenin cezası kaç yıl sorusuna verilecek en güzel cevap meşru müdafaa teşkil eden bir eylem sonucu adam öldürme suçu işleyen kimsenin cezalandırılamayacağı yönünde olacaktır. Fakat bu noktada dikkat edilmesi gereken husus meşru müdafaa teşkil eden eylemin haksız tahrik ile karıştırılmaması gerekliliğidir. Yani meşru müdafaa adına gerçekleştirilen eylemin hukuken meşru müdafaa değil de haksız tahrik kapsamında kalması durumunda fail Türk Ceza Kanunu'nda yer alan haksız tahrik hükümleri ne göre cezalandırılır. 

Adam Öldürmenin Cezası 2015 Yılında Değişti Mi 

Adam öldürmenin cezası 2015 yılında değişti mi sorusuna verilecek en güzel cevap hayır olacaktır. 2015 yılı içinde toplumun genelinde ve basın yayın organlarında sık sık dile getirilen ve toplumsal bir beklenti halini alan Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu reformları birçok suç çeşidinde olduğu gibi adam öldürme suçu özelinde de birçok değişikliğin yapılacağı ve adam öldürme suçu cezasının değişebileceği yönünde iddiaların ortaya atılmasına sebep olmuştu. Her ne kadar 2016 yılında gerek Türk Ceza Kanunu'nda gerek Ceza Muhakemesi Kanunu'nda birçok değişiklik yapılmış olsa da adam öldürme suçuna ilişkin olarak herhangi bir cezai yaptırım düzenlemesi yapılmamıştır. 

Bıçakla Adam Öldürmenin Cezası 

Bıçakla adam öldürmenin cezası nedir sorusuna Türk Ceza Kanunu'nun 6/1-f maddesi yanıt vermektedir. Buna göre kanun koyucu bıçağı da tabanca, tüfek gibi silah kapsamında tanımlamaktadır. Tabi ki silah kavramı bu sayılan 3 alet dışında sopa, kalem, tırnak makası gibi aletleri de kapsayabilecek bir şekilde ele alınmıştır. Ancak bıçakla olsun başka bir silahla olsun kasten adam öldürme suçunun cezası müebbet hapis cezasıdır. Zaten silahlı olsun silahsız olsun kasten adam öldürme suçunun cezası müebbet hapis cezası olarak ön görülmüştür. Kısaca, bıçakla adam öldürmenin cezası nedir sorusunun cevabı kasten bıçakla adam öldürmenin cezası müebbet hapistir. Bıçakla adam öldürmenin cezası nedir sorusunu cevapladıktan sonra bir başka sık sorulan soru olan kasten adam öldürmenin cezası 2015 yılında değişti mi sorusuna cevap vermek oldukça yararlı olacaktır.

Kasten Adam Öldürmenin Cezası 2015 Yılında Değişti Mi 

Kasten adam öldürme cezası 2015 yılında değişti mi sorusuna verilecek en kısa ve en net cevap hayır olacaktır. Bilindiği üzere, 2015 yılında gerek basın yayın organlarında gerek halk arasında Türk Ceza Kanunu özelinde birçok suçla beraber kasten adam öldürme suçuna ilişkin olarak da bir reform yapılacağına dair beklentiler mevcuttu. Tabi ki 2015 yılından günümüze gerek Türk Ceza Kanunu'nda gerek Ceza Muhakemesi Kanunu'nda birçok köklü değişiklik gördük. Ancak kamuoyunda oluşan beklentiye yakın bir düzenleme yapılmadı.

Namus İçin Adam Öldürmenin Cezası

Namus için adam öldürmenin cezası nedir sorusuna verilecek en net cevap müebbet hapis cezası şeklinde olacaktır. Namus cinayeti kavramı yargısal uygulamaların aksaklıkları sebebiyle ortaya çıkmış olan bir kavramdır. Ve ne yazık ki geçmiş birçok vakıa bize gerek toplumsal olarak gerek yargısal olarak bu kavrama prim tanındığını göstermektedir. Zaten birçok insanın namus cinayeti ya da töre cinayeti olgusunu haksız tahrik zannetmesi de bu yüzdendir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus namus cinayeti olgusu ile töre cinayeti olgusunun birbirine karıştırılmaması gerektiğidir. Çünkü töre saiki ile işlenmiş cinayetin kararı sadece fail tarafından değil failin ailesinin çoğunluğu tarafından alınmaktadır. İşte bu gerçeği göz önünde bulunduran kanun koyucu töre saiki ile işlenmiş cinayet ile namus için işlenmiş cinayet arasında bir cezai yaptırım farkı ön görmüştür. Şöyle ki namus için adam öldürmenin cezası müebbet hapis cezası iken töre saiki ile adam öldürmenin cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır.  

Kasten Adam Öldürmeye Teşebbüs Cezası 

İlk olarak, kasten adam öldürmeye teşebbüs cezası nedir sorusuna cevap vermeden önce kasten adam öldürme suçunu tanımlamak oldukça yararlı olacaktır. Zira kasten adam öldürme suçunun adam yaralama suçu ile karıştırıldığını sık sık görmekteyiz. Failin mağduru öldürmek üzere harekete geçip, saldırıya başlaması sonrasında mağdurun ölmemesi durumunda kasten adam öldürmeye teşebbüs suçu ortaya çıkmış olur. Fakat kasten adam öldürmeye teşebbüs suçundan bahsedilebilmesi için failin yaralama eyleminde kullandığı aletin öldürmeye el verişli olması, mağdurun vücudunda hayati bölgelerden yaralanmış olması gibi öldürmeye dönük niyetin açık ve net bir şekilde ortada pası gerekmektedir ki zaten bu haliyle kasten adam öldürmeye teşebbüs suçu, adam yaralama suçundan bütünüyle ayrılmaktadır.

26 Ekim 2016 Çarşamba

Oturma Hakkı Nedir

Bilindiği gibi medeni hukuk alanında bir gayrimenkule sahip olmanın birçok şekli bulunmaktadır. Bir gayrimenkule tüm hakları ile sahip olabileceğimiz gibi gayrimenkul üzerindeki haklarımızı bir edim ya da bir kazanç karşılığında kiraya vermek, intifa hakkı tanımak, sükna hakkı tesis etmek gibi hukuki işlemlerle kısıtlama yoluna gidebiliriz. İşte bu yazımızda sık sık sorulan ve oldukça merak edilen bir konu olan sükna hakkına değineceğiz. Oturma hakkı konusunu daha net bir biçimde anlatabilmek adına oturma hakkı ile ilgili olarak bize sık gelen soruları teker teker yanıtlamak oldukça uygun olacaktır. Bu sorulara kısaca değinecek olursak, oturma hakkı nedir oturma hakkı ile kira arasındaki fark nedir sükna hakkı nasıl sona erer sükna hakkı ile intifa hakkı arasındaki fark nedir sükna hakkı süresi ne kadar sükna hakkının sona ermesi nasıl olur sükna hakkı sözleşmesi nasıl olur oturma hakkı aynı hak mıdır sükna hakkı tesisi nasıl olur sükna hakkı devredilebilir mi sükna hakkı Yargıtay kararı ne yöndedir gibi sorular karşımıza çıkacaktır. Şimdi bu soruları kısaca cevaplayalım. 


Oturma Hakkı Nedir

Sükna hakkı daha bilinen adıyla oturma hakkı bir gayrimenkul üzerinde bir kişiye gayrimenkulün sahibi olmaksızın söz konusu gayrimenkulün imkanlarından yararlanma yetkisi tanımaktadır. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus oturma hakkının yani sükna hakkının bu hakka sahip olana gayrimenkul üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi tanımadığıdır. Başka bir deyişle, oturma hakkı sahibi kimse gayrimenkulün sahibi olmadığı için gayrimenkul üzerinde satış işlemleri yapamaz. İşte oturma hakkı nedir sorusuna verilecek en net cevap bu şekilde olacaktır. 


Oturma Hakkı ile Kira Arasındaki Fark

Oturma hakkı ile kira arasındaki fark nedir sorusuna daha net bir biçimde cevap verebilmek için bu iki kavram arasındaki farkı ilk olarak resmi belgeler bazında açıklamak oldukça yararlı olacaktır. Şöyle ki oturma hakkı yani sükna hakkı ayni bir hak olduğu için herkese karşı yani 3. Kişilere karşı ileri sürülebilen bir haktır. Örneğin, herhangi bir taşınmaz üzerinde sükna hakkına sahip olan bir şahıs sonradan söz konusu gayrimenkulün iyi niyetli bir 3. Kişiye satılmak istenmesi durumunda satışa mani olabilir. Başka bir deyişle, oturma hakkına sahip şahıs sükna hakkını hem gayrimenkulün sahibine karşı hem de iyi niyetli 3. Kişiye karşı ileri sürebilir. Buna karşın, kira ise şahsi bir haktır dolayısıyla herkese karşı ileri sürülebilir bir niteliği yoktur. Aynı örnekten hareket edecek olursak, bir gayrimenkulde kira sözleşmesi ile oturan şahıs gayrimenkulün 3. Bir kişiye satılmak istenmesi durumunda iyi niyetli 3. Kişiye karşı kira sözleşmesini ileri sürerek hak iddia edemez. Yani bu örnekte evi satın alan iyi niyetli 3. Şahıs isterse kira sözleşmesi ile evde oturan kişiyi evden çıkarabilir. Bu durumda kira sözleşmesi ile evde oturan kişinin yapabileceği tek şey kira sözleşmesi hükümleri gereği kira sözleşmesini yaptığı kişiden zararın karşılanmasını talep etmek olacaktır.

Ayrıca sükna hakkı yani oturma hakkı ayni bir hak olduğu için tapu kütüğünde yer alan irtifak hakları bölümünde tescil edilir. Şahsi bir hak olan kira ise tapu kütüğünde yer alan şerhler bölümünde tescil edilir. 

Bununla beraber, sükna hakkı yani oturma hakkı sadece ev, daire gibi yaşam alanlarında tesis edilebilirken kira her türlü taşınmaz üzerinde tesis edilebilir. 

Buna ek olarak, sükna hakkı yani oturma hakkı şekil şartına tabidir. Şöyle ki bir taşınmaz üzerinde sükna hakkı tesis edebilmek için tapu sicil müdürlüğünde resmi senet düzenlenmesi gerekir. Buna karşın, kira sözleşmesi herhangi bir şekil şartına tabi değildir, taraflar isterlerse sözlü olarak dahi kira sözleşmesi yapabilirler. Tabi ki tarafların istemesi durumunda kira sözleşmesi tapu kütüğüne şerh edilebilir veya yazılı bir akit marifetiyle resmiyete kavuşturulabilir. 

Oturma hakkı ile kira hakkı arasındaki fark nedir sorusuna daha net bir cevap verebilmek adına bir örnek vermek oldukça faydalı olacaktır. A kendisine ait apartmanda B lehine bir sükna hakkı tesis etmiştir. Daha sonra ekonomik olarak zor duruma düşen A dairelerden birisini C'ye kiraya vermiştir. Ekonomik olarak sıkıntılarını bir türlü atlatamayan A apartmanı D'ye satmıştır. İşte bu durumda D apartmanın sahibi olduğu gerekçesi ile C'yi apartmandan çıkartabilir. Çünkü D'nin apartman üzerindeki mülkiyet hakkı C'nin kira ile doğan hakkından daha güçlü bir haktır. Buna karşın D apartmanın sahibi olduğu gerekçesi ile B'den apartmanı terk etmesini isteyemez. Çünkü B'nin sükna hakkı 3. kişilere karşı ileri sürülebilen ayni ve mutlak bir haktır. İşte oturma hakkı ile kira arasındaki fark nedir sorusunun cevabı bu noktada ortaya çıkmaktadır. Örnekte D kira hakkı bulunan C'yi apartmandan çıkartabilirken sükna hakkı bulunan B'den apartmanı terk etmesini talep edemez. Dolayısıyla sükna hakkı yani oturma hakkı kira hakkından çok daha güçlü bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır. Örnekten de anlaşılabileceği üzere kira sözleşmesinden doğan hak sadece taşınmazın malikin karşı ileri sürülebilir, 3. kişilere karşı ileri sürülemez. Buna karşın oturma hakkı herkese karşı ileri sürülebilen ayni ve mutlak bir haktır. 

Sükna Hakkı Nasıl Sona Erer

Sükna hakkı nasıl sona erer sorusunun cevabı taraflar aralarında sükna hakkına ilişkin bir süre belirlemişler ise süre bitiminde sükna hakkı sona ermiş olur. Ancak taraflar herhangi bir süre tayin etmemişler ise sükna hakkı genelde hak sahibinin ölümü ile sona ermektedir. Ancak bu iki neden dışında da bazı nedenler sükna hakkının sona ermesine neden olabilmektedir. İlk olarak, sükna hakkının üzerine tesis edildiği taşınmazın savaş, doğal afetler ve benzeri sebepler sonucu kullanılmayacak hale gelmesi ya da tamamen yok olması durumunda da sükna hakkı sona ermiş olur. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus sükna hakkının sona ermesi için mülkiyet hakkının kullanılmayacak hale gelmesinin yeterli olduğudur. Bununla beraber, kamulaştırma sonucu mülkiyet hakkı ortadan kalkan taşınmaz üzerinde de sükna hakkı yani oturma hakkı söz konusu olamaz. Bunun yanında, sükna hakkı sahibinin üzerine sükna hakkı tesis edilmiş olan gayrimenkulün sahibine karşı terk borcu altına girmesi durumunda da sükna hakkı sona ermiş olur. Yani ivazlı olsun ivazsız olsun herhangi bir şekilde sükna hakkı sahibi sükna hakkının tesis edildiği gayrimenkulü terk etmeyi taahhüt ederse sükna hakkı sona ermiş olur. Ayrıca sükna hakkı kurulmadan önce sükna hakkı kurulmak istenen gayrimenkulün ipotekli olması halinde ve malikin borcu ödememesi durumunda da sükna hakkı sona erebilir. 


Sükna Hakkı ile İntifa Hakkı Arasındaki Fark

öncelikle, sükna hakkı ile intifa hakkı arasındaki fark nedir sorusuna daha net bir biçimde cevap verebilmek adına sükna hakkı ile intifa hakkı arasındaki en keskin fark olan devredilme farkından başlamak oldukça yerinde olacaktır. Şöyle ki sükna hakkı yani oturma hakkı devredilemez. İntifa hakkı ise başkasına devredilebilir. Buna ek olarak, sükna hakkı sadece ev, konut, daire gibi taşınmazlar üzerinde tesis edilebilirken intifa hakkı her türlü taşınmaz üzerinde tesis edilebilir. 

Sükna Hakkı Süresi

İlk olarak, sükna hakkı süresi ne kadar sorusuna verilecek net bir cevap yoktur. Şöyle ki taraflar herhangi bir süre belirlemişler ise sükna hakkı süresi ne kadar sorusunun cevabı belirlenen süre olacaktır. Taraflar sükna hakkı tesisine ilişkin herhangi bir süre tayin etmemişler ise medeni kanunda ön görülen bazı haller sükna hakkı süresi nedir sorusuna yanıt niteliğindedir.

Öncelikle, kamulaştırma sükna hakkını sona erdirir. Şöyle ki sükna hakkı herhangi bir taşınmaz üzerinde  mülkiyet hakkının devamı halinde mümkündür. Dolayısıyla, bir kişiye sükna hakkı tanıyan şahsın mülkiyet hakkının kamulaştırma marifeti ile sona ermesi durumunda sükna hakkı da sona ermiş olur.

Bu duruma ek olarak, üzerinde sükna hakkı tesis edilmiş olan taşınmazın tamamen yok olması ya da kullanılmaz hale gelmesi de sükna hakkının sona ermesine sebep olmaktadır. Çünkü sükna hakkından bahsedebilmek için mülkiyet hakkının devamı gereklidir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus söz konusu taşınmazın nasıl yok olduğunun önemli olmadığıdır. Taşınmaz deprem, sel ya da savaş sonucu yok olmuş olabilir. Taşınmazın yok olması ya da kullanılmaz hale gelmesi sükna hakkının sona ermesi için yeterlidir.

Bununla beraber, sükna hakkı sahibinin gayrimenkul sahibine karşı oturma hakkının terk borcu altına girmesi durumunda ve borca konu olan edimi yerine getirmemesi durumunda mahkeme kararı ile sükna hakkı sona erdirilir. Yani mahkeme kararı da sükna hakkını sona erdiren nedenler arasında karşımıza çıkmaktadır.

Bunun yanında, sükna hakkı tesis edilmeden önce gayrimenkul üzerinde ipotek tesis edilmiş olması durumunda da malikin borçlarını ödememesi halinde sükna hakkı sona ermektedir. Kısacası bu durumda cebri icra yolu ile sükna hakkı sona ermektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus sükna hakkının gayrimenkul ipotek edildikten sonra tesis edilmiş olması gerekliliğidir. Aksi takdirde ipotek söz konusu olsa dahi sükna hakkı cebri icra ile sona ermez.

Ayrıca, sükna hakkı hak sahibinin ölümü ile de sona ermiş olur. Ve bu duruma ek olarak, sükna hakkı ölen kişinin mirasçılarına devredilemez.

Son olarak, sükna hakkı hak sahibinin terkin ile de sona erdirmek mümkün bir haktır. Terkin talep yetkisi oturma hakkı sahibine aittir. 

Sükna Hakkının Sona Ermesi

Sükna hakkının sona ermesi nasıl olur sorusuna verilecek genel bir cevap bulunmaktadır. Şöyle ki taraflar gayrimenkul üzerine sükna hakkı tesis ederken aralarında bir bitiş tarihi belirlemişler ise belirlenen tarihte sükna hakkı sona erer. Buna karşın taraflar gayrimenkul üzerine sükna hakkı yani oturma hakkı tesis ederken herhangi bir bitiş tarihi belirlememişler ise bu durumda sükna hakkının bitiş tarihi farklı şekillerde belirlenir. İlk olarak, sükna hakkı sahibinin ölümü sükna hakkının bitişi anlamına gelmektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus sükna hakkının devredilemeyeceği ve miras yoluyla devredilemeyeceğidir. İkinci olarak, sükna hakkı, üzerine tesis edildiği gayrimenkulün savaş, deprem, sel, fırtına gibi felaketler sonucunda kullanılamaz hale gelmesi halinde de sona ermektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus sükna hakkının sona ermesi için taşınmazın tamamen yok olmasının gerekmediğidir. Oturma hakkının sona ermesi için taşınmaz malın kullanılmaz hale gelmesi yeterlidir. Bu duruma ek olarak, sükna hakkı üzerine tesis edildiği gayrimenkulün kamulaştırılması sonucunda da sona ermektedir. Çünkü sükna hakkının tesis edilebilmesi için söz konusu gayrimenkul üzerinde özel mülkiyetin varolması gerekmektedir. Bununla beraber, sükna hakkı tesis edilmeden önce ipotekli olan gayrimenkulün malikinin ipoteğe ilişkin borçlarını ödememesi durumunda da sükna hakkı sona erebilmektedir. Ayrıca sükna hakkı sahibinin gayrimenkulün maliğine karşı terk etme borcu altına girmiş olması da sükna hakkının bitmesi anlamına gelmektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus terk borcunun maddi bir karşılık, bir edime karşılık ya da karşılıksız olmasının durumu değiştirmediğidir. Bu durumda sükna hakkı mahkeme kararı ile son bulmuş olur. 


Sükna Hakkı Sözleşmesi

BİR TARAFTAN: Ahmet Kılıç
Mehmet oğlu,
DİĞER TARAFTAN: Semih Ertürk 
Hüseyin oğlu, 

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.

Zonguldak ili Çaycuma İlçesi İstasyon Mahallesi 25 ada 50 parsel sayılı 1000 m2 ölçüsündeki bahçeli evin tamamı Mehmet oğlu Ahmet Kılıç adına kayıtlı olup, Hüseyin oğlu Semih Ertürk'ten nakten ve peşin olarak almış olduğu 4300000 (dörtmilyomüçyüzbin) TL karşılığında kendisi ve ailesi ile birlikte oturmak şartıyla 20 yıl süreyle Medeni Kanun'un 823. maddesi gereğince oturma (sükna) hakkı tanıdığını ve bu hakkın tescilini istediğini, Hüseyin oğlu Semih Ertürk'ün de sükna hakkını aynen kabul ettiğini ve bu şekilde tapu siciline tescilini istediğini, bu taşınmaz malın bugüne kadar olan emlak vergilerinin ödenmesinden taraflarının müteselsilen sorunlu olduklarını, taraflarca devir ve temlik içim gösterilen değerin bu taşınmaz malın emlak vergisi değerine yeniden değerlendirme oranı uygulanmak suretiyle bulunacak değerden düşük olmadığını, aksi halde ödenecek harçların vergi V.U.K. gereğince taraflarından cezalı olarak tahsil edilmesini kabul ettiklerini birlikte ifade ve beyan ettiler. 

İşte sükna hakkı sözleşmesi bu şekilde yazılır. Şimdi sükna hakkı sözleşmesi nasıl yazılır sorusunu cevapladıktan sonra sık sık karşımıza çıkan bir diğer soru olan oturma hakkı ayni hak mıdır sorusunu yanıtlamak oldukça yararlı olacaktır.   


Oturma Hakkı Ayni Hak Mıdır

Oturma hakkı ayni hak mıdır sorusuna verilecek en güzel cevap evet olacaktır. Oturma hakkı başka bir deyişle sükna hakkı ayni bir haktır dolayısıyla herkese karşı ileri sürülebilen bir haktır. Zaten sükna hakkı ile kira arasındaki en önemli fark da sükna hakkının yani oturma hakkının ayni bir hak olmasıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus oturma hakkının ayni bir hak olması sebebiyle aynı zamanda mutlak bir hak olmasıdır. Buradan hareketle, sükna hakkının 3. kişilere karşı ileri sürülebilir bir hak olduğu söylenebilir. Bu durumu bir örnekle açıklamak gerekirse A kendine ait apartmanda B lehine bir sükna hakkı tesis etmiştir. Sonrasında ekonomik sıkıntılar yaşaması sebebiyle A apartmanı C'ye satmıştır. Bu durumda C artık apartmanın maliki olduğu gerekçesi ile B'nin apartmanı terketmesini talep edemez. Çünkü B'nin sahip olduğu hak sükna hakkıdır. Ve sükna hakkı ayni bir haktır. Dolayısıyla mutlak bir hakka sahip olan B bu hakkını 3. kişilere karşı ileri sürebilir.

Sükna Hakkı Tesisi

Sükna hakkı tesisi nasıl yapılır sorusuna verilecek en güzel cevap hiç kuşkusuz tarafların ortak rızası doğrultusunda yapılan sükna sözleşmesinin tapu kütüğüne tescili ile yapılır şeklinde olacaktır. 

Sükna Hakkı Devredilebilir Mi

Sükna hakkı devredilebilir mi sorusuna verilecek en net cevap hayır olacaktır. Sükna hakkı yani oturma hakkı herhangi bir şekilde devredilemez. Sükna hakkı genelde kullanan kişinin hayatını kaybetmesi ile sona ermektedir.

Sükna Hakkı Nasıl Kurulur

Sükna hakkı nasıl kurulur sorusuna tam olarak cevap vermeden önce sükna hakkının yani oturma hakkının tarafların bu yöndeki ortak iradelerini tapu kütüğüne tescil ettirmeleri sonucu kurulduğunu belirtmek oldukça yararlı olacaktır. Buna ek olarak, sükna hakkı hak sahibine üzerine kurulduğu gayrimenkulden yararlanma ve kullanma hakları verir. Bunun yanında, sükna hakkı ayni ve aynı zamanda mutlak bir haktır. Yani sadece sükna hakkının üzerine kurulduğu gayrimenkulün sahibine karşı değil aynı zamanda 3. kişilere karşı da ileri sürülebilir. Tüm bu noktaları alt alta yazdığımız zaman oturma hakkının mülkiyet hakkına oldukça yakın bir hak çeşidi olduğu ileri sürülebilir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus mülkiyet hakkı hak sahibine maldan yararlanma, malı kullanma, malı tüketme hakları verirken sükna hakkı hak sahibine maldan yararlanma ve malı kullanma hakları vermektedir. Yani sükna hakkı hak sahibine malı tüketme (malı satmak, mala zarar vermek gibi) hakkı vermemektedir ve bu fark itibariyle mülkiyet hakkından ayrılmaktadır. 

16 Ekim 2016 Pazar

CMK ve TCK Değişiyor: Savcı ve Polislerin Yetkileri Arttırılıyor

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşanan yoğun adli trafik birçok insanın hayatını doğrudan etkilerken, sürecin getirmiş olduğu sorunların çözülebilmesi için hükumeti bir takım önlemler almaya sevk ediyor. İşte bu kapsamda bazı suçlar dışarıda kalmak üzere birçok mahkuma af imkanı sağlanması, kamu personeli alımlarının durdurulması, Kanun Hükmünde Kararnameler marifetiyle bazı özel şirketlere ve belediyelere yapılan düzenlemeler gündeme geldi. Böylesine zorlu bir sürecin gerek kanunlar marifetiyle meşru bir zemine taşınabilmesi, gerek yeni düzenlemelerin daha kolay yapılabilmesi adına Ceza Muhakemesi Kanunu ve Türk Ceza Kanunu içinde bazı değişikliklere gidilmesi hedefleniyor. Peki nedir bu değişiklikler? Bu soruya daha net cevap verebilmek için her değişikliği başlıklar halinde incelemek oldukça faydalı olacaktır.

Savcıların Yetkileri Arttırılıyor

Savcıların bilgisayarlarda arama yapma ve el koyma yetkilerini düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 134. maddesine göre savcılara mahkeme kararı olmaksızın bilgisayarlara el koyma ve bilgisayarlarda arama yapma yetkisi veriyor. Bilindiği gibi bu düzenleme öncesinde en kritik dava süreçlerinde bile savcıların mahkeme kararı olmaksızın bilgisayarlara el koyma ve bilgisayarlarda arama yapma yetkisi bulunmuyordu. Bu düzenlemenin amacının hiç kuşkusuz tırmanan terör olayları ve darbe girişimi sonrası oluşan adli trafiğin dava süreçlerinin hızlandırılması marifetiyle aşılması olduğu söylenebilir.

Polislerin Yetkileri Arttırılıyor

OHAL sürecinden önce de terör olaylarının artışı sebebiyle sık sık polisin yetkilerinin arttırıldığına şahit olmuştuk. OHAL süreci ile beraber alınmak istenen önlemlerin hayata geçirilebilmesi adına polisin yetkilerinin tekrar arttırıldığına tanık olmaktayız.

Düzenleme öncesinde şüphelinin aynı olayla ilgili olarak tekrar ifadesinin alınması gereken durumlarda tekrar savcı ifade alıyordu. Bu durumda böylesine bir adli trafiğin olduğu dönemde önemli bir zaman kaybına sebep oluyordu. Yapılan düzenleme ile birlikte, aynı olayda aynı şüphelinin tekrar ifadesinin alınması gereken durumlarda ifadeyi polis alabilecek. Kısacası, bu düzenleme ile birlikte polise doğrudan ifade alma yetkisi verilmiş olacak. Bu yetkiye ek olarak, Yeni CMK kapsamında askeri darbe suçu sebebiyle kolluk güçleri gözaltına alacak ve yargılama sonrasında gerekli görülmesi durumunda bu kişiler sivil cezaevlerine nakledilecekler.

Hakim Davayı Uzatmaya Çalışanı Dinlemeyecek

Örgütsel suçlarda dava sürecinin hızlandırılması amacıyla hakime sanığın davayı uzatma amacı taşıdığı kanaatinin oluşması halinde sanığı ya da sanığın talep ettiği bilirkişileri dinlememe yetkisi verilecek. Geçmiş tecrübelerden edinilen bu kararın dava sürecini kısaltacağına kesin gözüyle bakılırken, olası yeni mağduriyetlerin de önünü açabilecek bir düzenleme olması ciddi tartışmalara neden oldu.

Örgütsel Suçlarda İddianame Okunmayacak

Özellikle darbe girişimi suçu ve teröre ilişkin suçlar gibi örgütsel suçlarda dava sürecinin zaman kaybetmeksizin tamamlanabilmesi adına iddianame okunmayacak, suç teşkil eden fiiller, suça ilişkin kanıtlar okunacak. Bu sayede darbe girişimi ve terör suçları ilgili kovuşturmalar daha hızlı bir şekilde tamamlanmış olacak.

Yargısız Dava Nakli Yapılabilecek

Düzenleme öncesinde bir davanın başka bir yere nakli yargılama yapılması koşuluna bağlıydı. Ancak söz konusu düzenleme ile birlikte yargı yapılmaksızın davanın başka bir yerde yapılmasına karar verilebilecek. Böylece davanın daha hızlı sonuçlanması bekleniyor. Düzenlemeye göre dava yargılama yapılmaksızın aynı ilin sınırları içerisinde başka bir yerde yapılabilecek.

Kaçakların Mallarına El Koyulması

Bilindiği üzere, işlediği suç sonrası gerek yurt içinde saklanmak suretiyle gerek yurtdışına kaçmak suretiyle cezai yaptırımı bertaraf etmeye çalışan kişilerin mallarına kovuşturma aşamasında tedbir konuluyordu. Darbe girişimi sonrasında çıkarılan OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi ile beraber özellikle darbe girişimi suçu sebebiyle yurtdışına kaçmak suretiyle olsun yurt içinde saklanmak suretiyle olsun kaçak durumuna düşen şüphelilerin mallarına el koyma düzenlemesi yapılmıştı. CMK'da yapılan yeni düzenleme ile birlikte kaçakların mallarına el koyma uygulamasının soruşturma aşamasında da yapılabilmesi öngörülüyor. Buna göre, hakkında darbe suçundan soruşturma başlatılmış olan kişilerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki mallarına, haklarına ve alacaklarına soruşturma aşamasında mahkeme kararı üzerine el koyulabilecek, gerekli görülmesi halinde mallarının idaresi için kayyım atanabilecek.

Tahliye Talebi Süresi Uzatılıyor

Halihazırda 3 gün içinde değerlendirilen tahliye talepleri söz konusu düzenleme ile beraber 15 gün içinde değerlendirmeye alınacak. Bu durumun en önemli sebebi hiç şüphesiz artan terör olayları ve darbe girişimi sonrası alınan önlemler çerçevesinde artan şüpheli sayısı olarak gösterilebilir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus tahliye talebi süresinin yalnızca örgütlü suçlar için 3 günden 15 güne çıkarıldığıdır.

Tehdit Hırsızlık ve Dolandırıcılık Suçları Uzlaşma Kapsamında

Halihazırda etkin pişmanlık kapsamında olan suçlar da uzlaşma kapsamına alındı. Böylece uzlaşma kapsamında olan suçlar genişletilmiş oldu. Buna göre, tehdit, hırsızlık ve dolandırıcılık suçları da uzlaşma kapsamına alındı. Bu düzenlemenin de en önemli amacının artan terör olayları ve darbe girişimi sonrası yaşanan OHAL süreci sebebiyle adli makamlarda olan birikmenin bir nebze olsun azaltılması olduğu söylenebilir. Bu düzenlemeye ek olarak, bu suçlara karışan çocukların lehine düzenleme getirilerek cezası 3 yıl hapis ya da adli para cezasını geçmeyen suçlar için resmi makamların uzlaşma girişiminde bulunması öngörülüyor.

Kumar Suçu Cezası Arttı

Türk Ceza Kanunu'nun 228. maddesinde düzenlenen kumar oynamak için imkan sağlama suçunun cezasının alt sınırı 1 aydan 1 yıla, üst sınırı ise 1 yıldan 3 yıla yükseltildi. Bu duruma ek olarak, kumar oynamak için imkan sağlama suçuna ilişkin olarak öngörülen adli para cezası 5 günden 200 güne çıkartıldı.


Fuhuş Reklamı Cezası

Fuhuş reklamı amacı taşıyan görüntülü, yazılı, sesli içerik barındıran ürünleri vermek de artık Türk Ceza Kanunu'nun 228. maddesi kapsamında suç olarak değerlendirilecek.

15 Ekim 2016 Cumartesi

Meşru Müdafaa Nedir

Ceza hukuku alanında karşımıza en çok çıkan konuların başında belki de meşru müdafaa gelmektedir. Halk arasında karşılık vermek olarak tanımlanan meşru müdafaa kavramı doktrinde bile tartışmalı bir konudur. Bu sebeple, bu kadar komplike bir konunun karşılık vermek fiili dışında daha iyi tanımlanması hayati öneme haizdir. Bu tanımı daha iyi yapabilmek adına bize sık sık sorulan soruları cevaplamak oldukça faydalı olacaktır. Bu sorulara kısaca değinecek olursak meşru müdafaa nedir meşru müdafaa TCK tarafından nasıl tanımlanır meşru müdafaa şartları nelerdir meşru müdafaa ve zorunluluk hali nedir meşru müdafaa Yargıtay kararları ne yöndedir meşru müdafaa örnekleri nelerdir meşru müdafaa ne demektir meşru müdafaa unsurları nelerdir meşru müdafaa cezası nedir nefsi müdafaa ile meşru müdafaa arasındaki fark nedir. Şimdi bu soruları kısaca yanıtlayalım.


Meşru Müdafaa Nedir

Meşru müdafaa nedir sorusuna verilecek en kapsamlı cevap kişinin kendisine ya da bir başkasına yapılan saldırı karşısında saldırı şiddetine orantılı bir şekilde olmak kaydıyla karşılık vermesi eylemidir şeklinde olacaktır. Bu eylemi gerçekleştiren şahıs meşru müdafaa hükümleri gereği ceza almamış olur. Böylelikle güvenlik güçlerinin müdahale edemediği zamanlarda insanların kendilerini korumaları sebebiyle mağdur olmalarının önüne geçilmektedir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus meşru müdafaadan bahsedilebilmesi için yapılan "müdafaanın" öncesinde gelen saldırı ile orantılı olması gerektiğidir. Örneğin kendisine yumruk atılan bir insanın bu eyleme karşılık olarak silah kullanması hiçbir şekilde meşru müdafaa kapsamında değerlendirilemez. Bu duruma ek olarak, meşru müdafaadan bahsedilebilmesi için bir saldırının yapılmış olması ve bu saldırıya yakın bir zamanda "karşılık" verilmiş olması gerekmektedir.


Meşru Müdafaa TCK Tarafından Nasıl Tanımlanır

Meşru müdafaa TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusuna verilecek en net cevap hic şüphesiz Türk Ceza Kanunu'nun 25. Maddesinde yer alan meşru müdafaa tanımı olacaktır. Buna göre
Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.


Görüldüğü üzere meşru müdafaa TCK tarafından oldukça kapsamlı bir şekilde tanımlanmıştır. Bu kadar kapsamlı bir tanımın sebebi hiç kuşkusuz doktrinde ortaya çıkan özellikle meşru müdafaanın ne ölçüde olacağı hususundaki tartışmalardır.


Meşru Müdafaa Şartları Nelerdir

Meşru müdafaa şartları nelerdir sorusuna cevap vermeden önce bu şartları saldırıya ilişkin şartlar ve savunmaya ilişkin şartlar olarak ikiye ayırmak oldukça yararlı olacaktır.


Meşru müdafaanın saldırıya ilişkin şartlarının başında bir saldırının varlığı gelmektedir. Saldırı meşru müdafaanın ilk şartı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus bitmiş olan ancak güçlü bir şekilde tekrar etme şüphesi olan saldırı sonucu yapılan karşı eylemin de meşru müdafaa kapsamında değerlendirildiğidir. Buna ek olarak, meşru müdafaanın söz konusu olabilmesi için öncesinde yapılan saldırının haksız nitelikte olması gerekmektedir. Meşru müdafaa öncesi yapılan saldırı meşru bir sebebe dayanıyor ise meşru müdafaa söz konusu olamaz. Örneğin B yolda yürürken dikkatsiz bir sürücü olan C onu emek üzeredir. Bunu farkeden A B'yi kuvvetli bir şekilde iterek yere düşürür. Bunun üzerine, B A'ya sinirlenip A'ya saldırır ve A'yı darp eder. Bu örnek olayda B A'yı darp etmesi olayını meşru müdafaaya dayandıramaz. Ve buna bağlı olarak meşru müdafaa hükümlerinden yararlanmak suretiyle ceza almamayı talep edemez. Çünkü A B'yi meşru bir sebebe dayanarak itmiştir. Meşru müdafaanın saldırıya ilişkin 3. şartı ise meşru müdafaa öncesinde yapılan saldırının meşru müdafaa ile korunabilecek bir hakka yönelik olmasıdır. Başka bir deyişle, meşru müdafaanın amacının bir hakkı korumak olması gerekmektedir. Aksi takdirde meşru müdafaadan söz edilemez. Örneğin, kira borcunu ödemeyen kiracısını darp eden bir kişi meşru müdafaa hükümlerinden yararlanamaz. Çünkü kirayı ödemeyerek yapılan hak ihlali meşru müdafaa ile savunulabilecek nitelikte bir hak değildir. Meşru müdafaanın saldırıya ilişkin son şartı ise saldırı ile meşru müdafaa teşkil eden fiilin aynı anda yapılmasıdır. Savunma teşkil eden fiil saldırıdan uzun zaman sonra yapılmış ise meşru müdafaa söz konusu olamaz. Bu duruma ek olarak, saldırı başlamadan önce yapılan savunma teşkil eden fiil de meşru müdafaa kapsamında değerlendirilemez. Ayrıca, saldırı ihtimalinin düşük olması durumunda da savunma teşkil eden fiili gerçekleştiren kişi meşru müdafaa hükümlerinden yararlanamaz.


Meşru müdafaanın savunmaya ilişkin şartlarının başında hiç şüphesiz meşru müdafaa kapsamında yapılan fiilin mecburi olmasıdır. Yani yapılan saldırıyı bertaraf edebilmek için meşru müdafaa kapsamındaki fiilin tek seçenek olması gerekmektedir. Aksi takdirde, meşru müdafaa hükümlerinden yararlanmak mümkün olmayacaktır. Buna ek olarak, meşru müdafaa saldırı yapan kişiye yönelik yapılmalıdır. Saldırı ile doğrudan alakası olmayan kişilere yapılan eylem haksız fiil niteliği taşıdığı gibi meşru müdafaa hükümlerinden yararlanmayı imkansız kılar. Örneğin, A ile B kavga etmiş, B A'yı darp etmiştir. Olayın hemen ardından A B'nin arkadaşına saldırıda bulunursa bu eylem meşru müdafaa kapsamında değerlendirilemez, A meşru müdafaa hükümlerinden yararlanamaz. A'nın bu durumda meşru müdafaa hükümlerinden yararlanabilmesi için B'ye kendisini darp ederken karşılık vermesi ve olay anında karşılık vermek dışında bir seçenek kalmamış olması gerekmektedir. Bununla beraber, meşru müdafaanın savunmaya ilişkin bir diğer şartı ise saldırı karşısında verilen karşılığın orantılı olmasıdır. Örnek vermek gerekirse, kendisini darp eden bir adamı bıçakla yaralamak ceza hukukundaki orantılılık ilkesine ters düşmektedir. Ve böyle bir durumda meşru müdafaa hükümlerinden yararlanabilmek mümkün olmamaktadır. Bu örnekte meşru müdafaa hükümlerinden yararlanmak mümkün olmasa da haksız tahrik indiriminden yararlanmak mümkündür. Ancak bilindiği gibi meşru müdafaa hükümlerinden yararlanmanın mümkün olduğu durumlarda fiili gerçekleştiren şahıs ceza almazken, haksız tahrik sadece cezada belli bir indirim imkanı sağlamaktadır.


Meşru Müdafaa ve Zorunluluk Hali Nedir

Bilindiği üzere, meşru müdafaa kişinin saldırıya uğraması durumunda saldırıyı bertaraf edebilmesi için karşılık vermesi durumudur. Ancak meşru müdafaanın en önemli şartlarından birisi zorunluluk halidir. Yani meşru müdafaadan bahsedilebilmesi için saldırıya uğrayan kişinin meşru müdafaa kapsamında yaptığı fiilin saldırıyı bertaraf edebilmek için tek seçenek olmasıdır. Saldırıya uğrayan kişinin meşru müdafaa dışında herhangi bir seçeneği varsa yaptığı fiil meşru müdafaa kapsamında değerlendirilemez ve dolayısıyla meşru müdafaa hükümlerinden yararlanabilmek söz konusu olamaz. Kısaca, meşru müdafaa ve zorunluluk hali nedir sorusuna verilecek en güzel cevap kişinin saldırı durumunda karşılık vermek dışında bir seçeneğe sahip olmaması durumudur şeklinde olacaktır.


Meşru Müdafaa Cezası Nedir

Öncelikle, meşru müdafaa cezası nedir sorusuna verilecek cevap saldırının niteliği ile müdafaa teşkil eden fiilin orantılı olması ile alakalıdır. Şöyle ki, saldırıya karşılık veren kişinin meşru müdafaa hükümlerinden yararlanabilmesi ve dolayısıyla ceza almaktan kurtulabilmesi için savunma amaçlı yapılan fiilin saldırı teşkil eden fiille aynı nitelikte olması gerekmektedir. Örneğin, kendisine yumruk atan adama silah çeken birisi meşru müdafaa hükümlerinden yararlanamaz. Bu durumda silah çeken kişi ceza alır. Ancak kendisine yumruk atılmasını gerekçe göstererek haksız tahrik indiriminden yararlanabilir ve bu sayede alacağı cezada bir indirim elde edebilir. Kısacası, meşru müdafaanın tüm şartlarının gerçekleşmesi durumunda meşru müdafaa yapan kişi herhangi bir ceza almaz. Ancak kişinin meşru müdafaa kapsamında değerlendirilmesini beklediği fiili saldırı ile orantılı değilse yaptığı fiilin niteliğine göre ceza alması söz konusudur. Buna ek olarak, saldırıya uğrayan şahsın meşru müdafaa dışında bir seçeneği varsa bu durumda da meşru müdafaa hükümlerinden yararlanmak ve buna bağlı olarak ceza almamak mümkün olmaz. Buradan hareketle, meşru müdafaa cezası nedir sorusuna verilecek en net cevap meşru müdafaanın söz konusu olduğu durumlarda herhangi bir cezaya hükmedilemez şeklinde olacaktır.


Meşru Müdafaa Yargıtay Kararları Ne Yöndedir

İlk olarak, meşru müdafaanın tüm şartları ile beraber oluştuğu durumlarda herhangi bir cezaya hükmolunamaz. Fakat, meşru müdafaa beklentisi oluşturan ancak meşru müdafaa sınırlarını aşan fiillerin çoğu zaman cezai yaptırım ile sonuçlandığını görmekteyiz. Mesela, kendisine saldıran kişiyi silahla vurma fiili bu duruma örnek teşkil etmektedir. Böyle bir durumda meşru müdafaadan bahsedilemez ve dolayısıyla meşru müdafaa hükümlerinden yararlanabilmek de mümkün değildir. Çünkü saldırı fiili ile silahla vurma fiilleri orantılılık ilkesi çerçevesinde bağdaşan fiiller değildir. Kısaca, meşru müdafaanın bütün koşullarının oluştuğu durumlarda ceza söz konusu olamaz.


Meşru Müdafaa Vikipedi

Meşru müdafaa kavramı Vikipedi gibi birçok sitede tanımlanmıştır. Bu sitedeki tanımlar da Türk Ceza Kanunu'ndaki tanımla paralellik göstermektedir. Vikipedi'de kişinin uğradığı bir saldırı karşısında kişinin kendisini veya bir başkasını koruması şeklinde tanımlanan meşru müdafaa sitede de belirtildiği gibi herhangi bir cezai yaptırıma tabi değildir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus saldırıya karşılık yapılan fiilin ceza hukukundaki orantılılık ilkesine aykırı olmaması gerektiğidir. Bir başka dikkat edilmesi gereken nokta ise saldırıya uğrayan şahsın meşru müdafaa hükümlerinden yararlanabilmesi için karşılık vermek dışında bir seçeneği olmaması gerektiğidir. Aksi takdirde, meşru müdafaa hükümlerinden yararlanmak mümkün olmaz ve meşru müdafaa kapsamına girmesi beklenen hareket cezai yaptırıma tabi olur.


Nefsi Müdafaa ile Meşru Müdafaa Arasındaki Fark Nedir

Nefsi müdafaa ile meşru müdafaa arasındaki fark nedir sorusuna bu iki kavramın kelime anlamlarını açıklayarak cevap vermek oldukça faydalı olacaktır. Öncelikle, nefsi müdafaa kişinin kendisini koruması fiilidir. Bununla beraber, meşru müdafaa kişinin kendisine ya da bir başkasına yönelen tehdidi oranlılık ilkesi çerçevesinde saldırı ile eş zamanlı olarak güç kullanmak suretiyle def etmesidir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus meşru müdafaadan bahsedilebilmesi için saldırı karşısında yapılan eylemin saldırı ile orantılı olması gerektiğidir. Yani kendisine silahsız olarak saldıran bir kimseye silah ile ateş etme fiili meşru müdafaa kapsamında değerlendirilemez. Aynı şekilde, meşru müdafaadan bahsedilebilmesi için saldırıya uğrayan kişinin güç kullanmak dışında bir seçeneğinin kalmamış olması gerekmektedir.

9 Ekim 2016 Pazar

Resmi Evrakta Sahtecilik Suçu Cezası

Gerek kamuda gerek özel sektörde belki de en çok karşımıza çıkan suç türlerinin başında gelen evrakta sahtecilik suçu kısaca sahte belge üretilmesi ya da zaten var olan bir belgenin çarpıtılması, sahte olan bir belgenin kullanılması, bir belgenin başkalarını kandırma amacıyla kullanılması şeklinde tanımlanabilir. Ancak bu tanım elbette ki yeterli değildir. Çünkü bu suçun doğuracağı hukuki sonuçlar suçun mahiyetine göre değişmektedir. Bu noktada Türk Ceza Kanunu'nun 204. maddesinde düzenlenen evrakta sahtecilik suçu hakkında bizlere sık sık sorulan soruların ışığında bilgi vermek oldukça yararlı olacaktır. Kısaca bu sorulara değinmek gerekirse resmi evrakta sahtecilik suçu nedir resmi evrakta sahtecilik suçu cezası nedir resmi evrakta sahtecilik suçu cezası paraya çevrilir mi evrakta sahtecilik suçu zamanaşımı süresine tabi mi özel evrakta sahtecilik ile evrakta sahtecilik aynı suçlar mıdır özel evrakta sahtecilik suçu nedir evrakta sahtecilik suçunun cezası ne kadar evrakta sahtecilik suç duyurusu nereye yapılır resmi evrakta sahtecilik suçu TCK tarafından nasıl tanımlanır evrakta sahtecilik suçu ve cezası hangi koşullara göre belirlenir evrakta sahtecilik suçu nasıl oluşur resmi evrakta sahtecilik şikayet süresi ne kadar resmi evrakta sahtecilik suçu ertelenir mi resmi evrakta sahtecilik suçunun unsurları nelerdir resmi evrakta sahtecilik suçu zamanaşımı ne kadar evrakta sahteciliğe af var mı evrakta sahtecilik cezası 2015 yılında değişti mi. Bu soruları yanıtlamaya evrakta sahtecilik nedir sorusuyla başlamak uygun olacaktır.

Resmi Evrakta Sahtecilik Suçu Nedir

Resmi bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da zaten var olan bir belgeyi başkalarını kandırma amacıyla kullanılması veya resmi bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi fiillerinden en az birinin işlenmesi durumunda ortaya çıkan suç çeşidine evrakta sahtecilik suçu denir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus bu tanımda bahsi geçen suçlardan en az birinin işlenmesinin suçun ortaya çıkması için yeterli olduğudur. Zaten Türk Ceza Kanunu da evrakta sahtecilik suçu nedir sorusunu bir resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi, gerçeğe aykırı olarak belge düzenlenmesi veya sahte resmi belgenin bir kamu görevlisi tarafından kullanılması şeklinde yanıtlamaktadır. Resmi evrakta sahtecilik suçu nedir sorusunu cevapladıktan sonra bize sık sık yöneltilen bir diğer soru olan resmi evrakta sahtecilik cezası nedir sorusunu yanıtlamak yerinde olacaktır.


Resmi Evrakta Sahtecilik Suçu Cezası Nedir

Resmi evrakta sahtecilik suçu cezası nedir sorusuna verilecek olan cevap resmi evrakta sahtecilik suçunun nitelikli ya da basit halinin işlenmesine göre değişiklik göstermektedir. 

Resmi Evrakta Sahtecilik suçunun basit halinin işlenmesi durumunda yani resmi bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi, başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi ya da kullanılması söz konusu ise failin alacağı ceza 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olacaktır. 

Resmi evrakta sahtecilik suçunun nitelikli halinin işlenmesi durumunda yani herhangi bir kamu görevlisinin kamu görevinin sağladığı imkanlardan yararlanmak suretiyle resmi bir belgeyi değiştirmesi, sahte olarak düzenlemesi, kullanması söz konusu ise failin alacağı ceza 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası olacaktır. 

Resmi Evrakta Sahtecilik Suçu Ertelenir Mi

Resmi Evrakta sahtecilik suçunun ertelenmesi mümkün mü sorusuna verilecek olan cevap mahkumun durumuna ve mahkemenin vereceği cezanın miktarına göre değişiklik göstermektedir. Şöyle ki, mahkumun alması muhtemel ceza 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır. Ceza kanunumuza göre 2 yıl ya da daha kısa bir süre hapis cezası alan mahkumların cezaları ertelenebilir ve ertelenmesi durumunda ceza fiilen uygulanmaz. Buradan hareketle, sanığın 2 yıl ceza alması durumunda alacağı hapis cezasının ertelenmesi ve dolayısıyla uygulanmaması gündeme gelebilir. Fakat, resmi evrakta sahtecilik suçu sonucu alınan hapis cezasının ertelenebilmesi için hükmolunan hapis cezasının 2 yıldan az olması dışında da bazı şartların oluşmuş olması gerekmektedir. Peki nedir bu şartlar? İlk olarak, hakkında hapis cezası erteleme kararı verilecek olan şahsın daha önce kasten işlemiş olduğu bir suçtan mahkum olmamış olması gerekmektedir. Buna ek olarak, mahkemede sanığın tekrar suç işlemeyeceğine dair bir kanaatin oluşması gerekmektedir. Genel olarak resmi evrakta sahtecilik suçunda da diğer birçok su çeşidinde olduğu gibi hapis cezasının ertelenmesinin şartları bu şekildedir. Buna karşın, bazı durumlarda hakim tüm şartlar oluşmuş olsa bile failin almış olduğu hapis cezasını ertelemek için kamunun ya da özel kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi şartını öne sürebilir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus sanığın hapis cezasının ertelenmesi ve buna bağlı olarak uygulanmaması durumunda bile bir mahkumiyetin söz konusu olduğudur. Ve her mahkumiyet hukuki sonuçlar doğurur. Şöyle ki hapis cezası ertelenen kişinin cezası 1 yıldan çok ise ki bu durumda söz konusu ceza en az 2 yıl olmaktadır, ceza infaz edilinceye kadar failin herhangi bir memur olarak çalışması, herhangi bir kamu görevine aday olması mümkün değildir. 

Resmi Evrakta Sahtecilik Suçu Zamanaşımı Ne Kadar

Resmi evrakta sahtecilik suçu zamanaşımı ne kadar sorusuna verilecek olan cevap 8 yıldır. Başka bir deyişle, resmi evrakta sahtecilik suçu teşkil eden fiili 8 yıl içinde soruşturulmazsa faile bir daha aynı suç sebebiyle ceza verilemez. 

Resmi Evrakta Sahtecilik Cezası Kaç Yıl

Resmi evrakta sahtecilik cezası kaç yıl sorusuna verilecek olan cevap resmi evrakta sahtecilik suçunun basit ya da nitelikli halinin işlenmesine göre değişiklik göstermektedir. Şöyle ki fail eğer resmi bir belgeyi başkalarını aldatmak amacıyla değistirdiyse, kullandıysa ya da sahte olarak düzenlediyse alacağı ceza 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olacaktır. Failin suçun nitelikli halini işlemesi durumunda yani fail kamu görevlisi olmanın verdiği imkanları kullanarak resmi bir belgeyi değistirdiyse veya kullandıysa alacağı ceza 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası olacaktır.  

Resmi Evrakta Sahtecilik Şikayet Süresi Ne Kadar

Resmi evrakta sahtecilik suçunda da Türk Ceza Kanunu'ndaki şikayete bağlı suçların aksine şikayet süresi 6 ay değil, 8 yıldır. Bunun sebebi resmi evrakta sahtecilik suçunun şikayete bağlı bir suç olmayışıdır. Resmi evrakta sahtecilik şikayet süresi ne kadar sorusuna cevap verdikten sonra bir başka sık karşımıza çıkan soru olan resmi evrakta sahtecilik TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusunu yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır. 

Resmi Evrakta Sahtecilik Suçu TCK Tarafından Nasıl Tanımlanır

Resmi evrakta sahtecilik suçu TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusuna verilecek olan cevap resmi evrakta sahtecilik suçunun basit ya da nitelikli halinin işlenmesine göre değişiklik göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında, resmi evrakta sahtecilik suçunun daha iyi bir şekilde tanımlayabilmek adına evrakta sahtecilik suçunun basit ve nitelikli hallerini ayrı ayrı açıklamak oldukça yerinde olacaktır. 

İlk olarak, resmi evrakta sahtecilik suçunun basit hali sahte resmi belge üretilmesi, Resmi bir belgenin başkalarını aldatma amacıyla kullanılması, resmi bir belgenin manipüle edilerek gerçeğe aykırı bir şekilde düzenlenmesi fiillerini kapsayan suç çeşididir. 

Buna ek olarak, resmi evrakta sahtecilik suçunun nitelikli hali ise kamu görevi ifa eden bir şahsın kamu görevinden kaynaklanan yetkisini kötüye kullanmak suretiyle sahte bir belge üretmesi, varolan bir belgeyi gerçeğe aykırı bir şekilde düzenlemesi, resmi bir belgeyi başkalarını aldatma amacıyla kullanması şeklinde karşımıza çıkmaktadır. 

Evrakta Sahtecilik Cezası 2015 Yılında Değişti Mi

Özellikle son 2 yılda evrakta sahtecilik cezası artacak şeklinde bir çok spekülasyon görmekteyiz. Bu duruma ek olarak, OHAL süreciyle beraber evrakta sahtecilik cezasının azalacağına yönelik duyumlar almaktayız. Ancak yeni yargı paketlerini göz önünde bulundurarak söyleyebiliriz ki evrakta sahtecilik suçu özelinde 2015 yılında herhangi bir ceza indirimi ya da artışı söz konusu değildir. 

Evrakta Sahteciliğe Af Var Mı

Son yıllarda genel af beklentisinin iyiden iyiye artması ile birlikte evrakta sahteciliğe af var mı sorusunu sık sık duymaya başladık. 2015 yılından günümüze kadar devam eden spekülasyonlar bu beklentiyi daha da üst seviyeye taşıdı. Ancak yeni yargı paketlerinde evrakta sahtecilik suçuna ilişkin bir af bulunmamaktadır. Kısacası, evrakta sahteciliğe af var mı sorusunun cevabı net bir biçimde hayır olacaktır.