6 Mart 2016 Pazar
Türkiye Vatandaşı Olma Şartları
Günümüzde artık küreselleşen bir dünyanın varlığı sebebiyle eskiden adeta sonsuz büyüklükte gözüken dünyamız artık küresel bir köyü andırmaktadır. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna bilginin akışı göz açıp kapama süresinde sağlanabilmektedir. Bu küreselleşmenin bilgi alanında getirdiği değişimdir. Küreselleşmenin bir diğer getirisi de eskiden kalın çizgilerle karşımızda duran ülke sınırlarını tamamen ortadan kaldırmasa da bir nebze olsun silikleştirmiştir. Bu durum da birçok insanın iş, eğitim, turizm gibi amaçlarla kendi ülkeleri dışındaki ülkelerde geçici ya da kalıcı bir şekilde yaşamalarına sebep olmuştur. Kısacası dünyanın artık küresel bir köy halini alması hukuk alanında vatandaş olma ve oturma izni kavramlarını karşımıza çıkarmıştır. Esasında bu kavramlar uzak geçmişte de hayatımızdaydı, ancak küreselleşmenin dozu arttıkça bu kavramların hayatımızdaki yeri git gide daha çok genişlemiş olup, 2014 ve 2015 yıllarında başlayıp günümüzde de devam eden ''göçmen krizi'' ile artık göz ardı edilemeyecek bir noktaya ulaşmıştır. Bu noktada birçok Avrupa ülkesi Türkiye ile ikili anlaşmalar yaparak Avrupa Birliği sınırları dahilindeki Suriyeli olsun Afgan olsun Iraklı olsun birçok mülteciyi Türkiye'den gelmiş kabul ederek Türkiye'ye iade etme kararı almış durumdalar. Geçmişte de az da olsa çeşitli ülkelerden gelen birçok insan Türkiye'de daha çok iş amacıyla oturma izni ya da vatandaşlık alıyordu, ancak bunların sayısı o kadar azdı ki Türkiye vatandaşı olma kavramı gündemde hiç yoktu. Ancak göçmen krizi ile birlikte ülkemize Suriye başta olmak üzere Irak, Afganistan gibi ülkelerden gelen birçok insan gerek kaçak durumuna düşmemek adına gerek sınır dışı edilme riskini bertaraf edebilmek adına gerekse sosyal bir güvenceye kavuşabilmek adına Türkiye vatandaşı olabilmenin yollarını aramaktadır. Türk vatandaşı olmanın avantajları bu şekilde sıralanabilir. Türk vatandaşı olma şartları 2013 yılında kapsamlı bir değişikliğe uğradı gibi çeşitli basın yayın organlarında çıkmış olan ve gerçeği yansıtmaktan uzak olan dedikoduları bir kenara bırakacak olursak, ben Türk vatandaşı olmak istiyorum diyen bir yabancının gözünden resmi prosedürleri incelemek uygun olacaktır. İşte bu noktada kafa karışıklığına sebep olan Türk vatandaşı olmak için nereye başvurulur, yabancılar nasıl Türk vatandaşı olur, Türkiye vatandaşlık şartları nelerdir gibi sorular kamuoyunu oldukça meşgul etmektedir. Öncelikle Türk vatandaşı olmak için nereye başvurulur sorusuna cevap vermek gerekirse Türk vatandaşı olmak isteyen yabancı ülke vatandaşının ikamet ettiği Nüfus İşleri ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'ne başvuru yapması gerekmektedir. Ancak başvuru yapacak yabancı ülke vatandaşının ileriye dönük 6 aylık ikamet tezkeresi olması gerekmektedir. İkamet tezkeresi ile ilgili bir başka dikkat edilmesi gereken husus ikamet tezkeresinin öğrenim amaçlı ya da turistik amaçlı olmaması gerektiğidir. Türk vatandaşı olmak isteyen yabancı ülke vatandaşının nüfus işleri ve vatandaşlık Müdürlüğü'nün yanında Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube'ye de müracaat etmesi gerekmektedir. Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube'ye yapılacak müracaatın amacı Türk vatandaşı olmak isteyen yabancı ülke vatandaşının kesintisiz olarak kaç yıldır Türkiye'de ikamet ettiğinin belirlenerek kişiye bu hususta resmi bir belge verilmesidir. Türk vatandaşı olmak için nereye başvurulur sorusunu yanıtladıktan sonra kimler Türk vatandaşlığına geçebilir, yabancılar nasıl Türk vatandaşı olur, Türkiye vatandaşlık şartları nelerdir sorularını kısaca cevaplamak faydalı olacaktır. Öncelikle, bir Türk vatandaşıyla evli olan kadın olsun erkek olsun bir yabancı ülke vatandaşı, eğer evliliklerinde 3 yılı doldurmuş ise 3. yılın sonunda Nüfus müdürlüklerine başvuru yapmak suretiyle Türkiye vatandaşı olma talebinde bulunabilirler. Buradan hareketle, Türk vatandaşı olmak için evlilik kurumunu kullanan ve Türk vatandaşı olma kanunu suistimal eden insanların olabileceğini söylemek yanlış bir çıkarım olmayacaktır. Buna ek olarak, 5 yıl ya da daha uzun bir zamandır Türkiye'de ikamet eden yabancılar da Nüfus Müdürlükleri'ne başvuru yaparak Türk vatandaşı olmayı talep edebilirler. Burada dikkat edilmesi gereken birinci husus ileriye dönük ikamet tezkerelerinin olması, ikinci dikkat edilmesi gereken husus ise yurtdışındaki kalış sürelerinin, bir başka ifade ile Türkiye'de ikamet ettikleri süredeki kesintinin 6 ayı geçmemiş olmasıdır. Ayrıca bu kişilerin başvuru yapabilmesi için Yabancılar Şube'den 5 yıl ya da daha uzun süredir Türkiye'de ikamet ettiklerini belgelendirmeleri gerekmektedir. Gerekli belgelerin ve şartların sağlanması durumunda başvuru yapılan Vatandaşlık ve Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü başvuruyu Bakanlar Kurulu'na da ileterek Bakanlar Kurulu ile beraber ortak karar verir.
Şüphesiz ki Türkiye vatandaşı olmak için başvuru yapmak isteyen bir yabancı ülke vatandaşının kafasındaki en büyük soru işareti Türkiye vatandaşı olmak için gerekli belgeler nelerdir sorusudur. Bu sorunun cevabı Türk vatandaşlığı kanununda açık ve net bir biçimde ortaya konmuştur. Öncelikle kanunun 10. maddesi açık bir şekilde gereken belge ve şartların tamamının sağlanması halinde dahi başvuru yapan yabancı ülke vatandaşının başvurusunun kabul edilmeyebileceğini belirtmektedir. Kanunun 10. maddesi gereken şartların tümünü sağlamış yabancı ülke vatandaşının Türkiye vatandaşlığı talebinin kabul edilebileceğini ancak şartları sağlamanın vatandaşlık anlamına gelmeyeceğinin altını çizmektedir. Bu durumda Türk vatandaşlığı kanununda yer alan vatandaşlık başvurusu için aranan şartların neler olduğunu incelemek yerinde olacaktır. Buna göre Türkiye vatandaşı olmak isteyen yabancı ülke vatandaşının kendi ülkesinin kanunlarına göre ergin yaşta olması ve akıl sağlığının yerinde olması irade beyanının sağlıklı olabilmesi bakımından bir zorunluluktur. Kanuna göre bir başka zorunluluk ise kişinin kesintisiz olarak 5 yıl süreyle Türkiye'de yaşamış olmasıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus kişinin hiç yurt dışına çıkmamış olması değil Türkiye'de 5 yıl ya da daha uzun zamandır yaşamış olması ve bu süre zarfında 6 aydan uzun süre yurtdışında kalmamış olmasıdır. Bunun yanında, kişinin yazılı başvurusunu sözlü olarak ta teyit etmesi kanunun ön görmüş olduğu bir diğer koşuldur. Ayrıca, Türkiye vatandaşı olmayı talep eden kişinin genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığının bulunmaması da gerekmektedir. Bununla birlikte, adli sicil kaydının temiz olması da Türkiye vatandaşlığına geçme koşulları arasında yer almaktadır. Ayrıca yeteri kadar Türkçe konuşabilmek te kanunda yerine getirilmesi beklenen şartlar arasında yer alsa da uygulamada çok sıkı bir takibe tabi olmayan bir koşul olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında, Türkiye'de hayatını idame ettirebilecek bir gelire sahip olmak ta Türkiye vatandaşlığı için aranan şartlar arasında yer almaktadır. Ve son olarak, Türkiye vatandaşı olmak isteyen yabancı ülke vatandaşının milli güvenlik ve kamu düzeni açısından tehdit teşkil eden bir durumu olmaması da önemli şartlardan birisi olarak dikkat çekmektedir.
Bütün bu şartlara ek olarak Türkiye vatandaşlığının kazanılmasında istisnai haller de mevcut olup bu kişiler vatandaşlık kazanabilme sürecini daha kolay tamamlayabilmektedirler. Bu kişiler öncelikle göçmen olarak kabul edilen kişilerdir. Özellikle son 5 yılda ülkemize savaştan kaçarak sığınan sayıları milyonlarla ifade edilen Suriyeli göçmenlerin bir kısmı sığınmacı statüsünden vatandaşlık statüsüne geçmişlerdir. Bu geçiş sıradan prosedürlerin dışında Türk vatandaşlık kanunun ön gördüğü istisnai haller kapsamında yapılmıştır ki bu istisnai hal durumu vatandaşlığa geçişi daha kolay bir hale getirmektedir. Bunun yanında, vatandaşlığa alınması kamu yararı bakımından zaruri olan kişiler de standart prosedürün kurallarına takılmaksızın Türkiye vatandaşı olabilirler. Son olarak, Türkiye'ye bilim, teknoloji, spor, sanat, ekonomi gibi alanlarda fayda sağlamış ya da fayda sağlaması muhtemel kişiler de kanunda belirtilen istisnai haller kapsamında standart prosedürün kurallarına takılmaksızın Türkiye vatandaşı olabilirler.
Öte yandan, Türk vatandaşlığı kazanmanın bir diğer yolu da evlenmektir. Ancak bir Türk vatandaşıyla evlenmek kişiyi doğrudan doğruya Türkiye vatandaşı yapmayacağı gibi Türk vatandaşlık kanunu evliliğe ek olarak başka şartlar da ön görmektedir. Bu şartlardan ilki aile birliği içerisinde yaşamak olup, bu koşul, formalite evlilikleri bir nebze de olsa engellemeyi amaçlamaktadır şeklinde yorumlanabilir. Ancak evlilik kurumundaki denetim mekanizması Batı ülkelerinde olduğu gibi sıkı bir yapıda işlememektedir. Bunun yanında, Türkiye vatandaşı olmayı talep eden kişinin aile birliğini bozacak ya da aile birliği kavramı ile bağdaşmayacak bir harekette bulunmamış olması da bir diğer şart olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve son olarak, Türkiye vatandaşı olmak isteyen yabancı ülke vatandaşının milli güvenlik ve kamu düzeni açısından tehdit teşkil etmeyecek bir durumda olması gerekmektedir.
-İmzalı başvuru formu
-Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube'den alınacak belge (İkamet süresini gösteren resmi belge)
-Kişiye ait pasaport (Vatandaşı olunan ülkeye ait pasaport)
-İleriye dönük ikamet tezkeresi
-Nüfus kayıt belgesi
-Evlenme cüzdanının noter tasdikli fotokopisi
-İleriye dönük olan, işlem görmüş ikamet tezkeresinin fotokopisi
-Adli sicil kaydı
-Evlendirme cüzdanının tercüme edilmiş hali (Evlilik yurtdışında yapılmış ise)
5 Mart 2016 Cumartesi
Türkiye'de Oturma İzni
Günümüzde belki yeni bir hayata yelken açmak, belki hayatında yepyeni bir sayfa açmak belki de yaşanmaz hale gelmiş ülkesinden kaçmak amacıyla birçok insan bulundukları ülkelerini, köklerini geride bırakarak başka ülkelerde yaşamanın yollarını arıyorlar. Bu durum eskiden de olmakla birlikte, günümüzde o kadar önü alınamayan bir hal aldı ki birçok Avrupa ülkesi sadece mültecilere kapılarını kapatmakla kalmadı, birçok mülteciyi Türkiye'ye iade etmek amacıyla Türkiye ile ikili anlaşmalar imzalamış bulunmaktadır. Günümüzde yaşanan bu mülteci sorunu önceden de bir sorun teşkil eden ancak çok ta göze çarpmayan bir sorunu oturma izni kavramını tekrar gündeme getirdi. Peki nedir Türkiye'de oturma izni alma şartları? Öncelikle belirtmek gerekir ki oturma izni alma zorunluluğu Türkiye'nin açık kapı politikası sebebiyle Suriye'den gelen mültecilere pratikte uygulanmamakla beraber Suriye dışındaki kara ve deniz sınırlarından kaçak yollarla gelen başka ülke vatandaşlarını ve yasal yollarla iş, eğitim gibi sosyal sebeplerle yaşamını Türkiye'de idame ettirmek isteyen yabancı ülke vatandaşlarını bağlamaktadır. Öncelikle, 2015 yılındaki büyük göç dalgasıyla beraber birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de göçmenliğe ilişkin bir takım idari ve yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan en dikkat çeken değişikliklerden birisi artık birçok ilde bulunan, İl Göç İdaresi Müdürlüğü adı altında hizmet veren kamu kurumlarıdır. Bu kurumlar Türkiye'de oturma izni alma amacıyla başvuru yapan yabancı ülke vatandaşlarına randevu vermektedir. Türkiye'de oturma izni nereden alınır sorusuna cevap verdikten sonra, Türkiye'de oturma izni başvurusu için gerekli şartlar nelerdir, Türkiye'de oturma izni almak için hangi belgeler gerekir sorularına cevap vermek uygun olacaktır. Türkiye'de oturma izni almak isteyen bir yabancı ülke vatandaşının vize süresi dolmadan oturma izni için başvuru yapması gerekmektedir. Türkiye'ye çalışmak için gelen yabancı ülke vatandaşlarının Türkiye'ye giriş yaptıkları tarihten itibaren 1 ay içinde ve herhangi bir işte çalışmaya başlamadan önce bu başvuruyu yapması zorunludur. Oturma izni almak için başvuran yabancının başvuru sebebine göre farklı kapsamda oturma izni verilebilmektedir. Başka bir deyişle, yabancı ülke vatandaşı, Türkiye'ye geliş amacına uygun olan bir oturma izni alabilmekte ve bu oturma izni süreli ve süresiz olabilmektedir. Daha iyi anlamak amacıyla bir örnek vermek gerekirse, Türkiye'ye okuma amacıyla gelen bir yabancı ülke vatandaşı 1 yıl süreli öğrenci vizesi alabilirken, Türkiye'ye çalışma amacıyla gelen başka bir ülkenin vatandaşı süresiz oturma izni alabilmektedir. Bu kapsamda, İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü'nün resmi sitesinde 28 farklı türde oturma izni belirlenmiş olup, bunlar başvuru yapan yabancı ülke vatandaşlarına başvuru şartları uygun görüldüğü takdirde uygulanmaktadır. Oturma izninin hangi kapsamda yer alacağı ve süreli mi süresiz mi olacağı yabancı ülke vatandaşının başvuru dosyasında yer alan amaçlar doğrultusunda belirlenmektedir. Bunun yanında, başvuru yapan kişinin vatandaşı olduğu ülkenin Türkiye ile olan ikili anlaşmalarının da başvuru sürecini ve başvuru sonucunu etkilemesi muhtemeldir. Örneğin, Türkiye'nin birçok Afrika ülkesiyle yaptığı ikili anlaşmalar sonucun bazı ülkelerle vizeler konusunda esneklik kararı alınmış, hatta bazı ülkelerle vizeler kalkmıştır. Son yıllarda birçok Afrikalı öğrenci bu vize esnekliğinden yararlanarak ülkemizde eğitim görebilmektedir. Genelde harç bedeli, gereken resmi belgeler sabit olsa da Türkiye'nin bazı ülkelerle yapmış olduğu ikili anlaşmalar çerçevesinde değişiklik gösterebilmektedir. Bununla beraber, başvuru yapacak kişinin hangi ülkenin vatandaşı olduğu ikamet izninin süresini de etkilemektedir. Ayrıca Türkiye'de oturma izni evlilik nedeniyle amacıyla uygulanması farklı prosedürlere tabidir. Türkiye'de oturma izni evlilik gibi aile kurumunun temel taşı olan bir birlikteliği koruma amacıyla daha kolay uygulanmaktadır. Avrupa ülkeleri ve Amerika'da sık sık suistimal yaşanması sebebiyle (formalite evlilikler gibi) geniş prosedürlere, zorlayıcı yaptırımlara ve sıkı takibe tabidir. Ancak ülkemizde evlilik sebebiyle birçok insan kolaylıkla oturma izni alabilmektedir. Bu kolaylaştırıcı uygulama ne yazık ki Avrupa ülkeleri ve Amerika'da da olduğu gibi zaman zaman ülkemizde de suistimal edilmekte, bu sebeple formalite evliliklerle karşılaşılabilmektedir. Oturma izni alma hakkında kısa bilgiler verdikten sonra oturma izni için gerekli belgeler üzerinde durmak faydalı olacaktır.
Oturma İzni İçin Gerekli Belgeler
Kısa Dönem Oturma İzni
Öncelikle oturma izni randevu gerektiren bir işlemdir. Oturma izni randevu sistemi, Türkiye'ye iş için gelen yapan yabancı ülke vatandaşlarının Türkiye'ye giriş yaptıkları tarihten itibaren 1 ay içinde başvuru yapmalarını ön görmektedir. Bu bağlamda, oturma izni başvurusu yapabilmek için başvuru yapacak yabancı ülke vatandaşının İl Göç İdaresi Müdürlüğü'ne sunması gereken bir takım belgeler vardır. Peki oturma izni için gerekli belgeler nelerdir? Oturma izni (kısa dönem oturma izni) alabilmek amacıyla oturma izni başvurusu yapan yabancı ülke vatandaşının bu başvurusunun amaçlarını, nerede nasıl kalacağını beyan ettiği oturma izni başvuru formu, pasaportunun aslı ve fotokopisi, 4 adet vesikalık fotoğraf, kalacağı süre boyunca hayatını idame ettirebileceğini gösteren belge ve sağlık sigortası belgesi. Oturma izni için gerekli belgeler Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü'nün resmi sitesinde belirtilmiş olup, bunlara ek olarak, ülkemizin yabancılara Türkiye'ye geliş amaçlarına uygun olarak elde edebilecekleri oturma izni çeşitleri de aynı sitede yayınlanmıştır.
Oturma İzni Uzatma Randevu
Oturma izni uzatma randevu sistemiyle yapılan bir işlem olup, bu yönüyle kısa dönem oturma izni işlemine benzemektedir. Oturma izni uzatma randevu işlemi başvuru yapan yabancı ülke vatandaşının sahip olduğu belge üzerinden yapılmaktadır. Oturma izni başvurusu kabul edilip oturma izni alan yabancı ülke vatandaşlarının oturma izinleri belli bir süreye tabidir. Bu sürenin bitimine 2 ay kalmasından önce oturma izni uzatma için gerekli belgelerle birlikte oturma izni uzatmak amacıyla başvuru yapılması gerekmektedir. Oturma izni uzatma başvurusu zamanında yapılmadığı takdirde başvuru yapması gereken yabancı ülke vatandaşı bu davranışıyla yüksek harç bedeli ödeme riskiyle karşı karşıya kalabileceği gibi sicilinin kirlenmesine de sebep olabilir. Oturma izni uzatma işlemi en fazla 4 kez yapılabilir.
Oturma İzni Uzatma İçin Gerekli Belgeler
3 Mart 2016 Perşembe
Genel Af Çıkar Mı
Siyasi tarihimizin özellikle son 20 yılının belki de en tartışmalı ve en çok dillendirilen kavramı olarak dikkat çeken genel af kavramı kısaca kamu yararının olduğu anlaşılması durumunda belli suçlar için kovuşturmanın durdurulması, verilmiş olan cezaların kaldırılması veya azaltılması olarak tanımlanabilir. Genel af nedir sorusuna cevap verdikten sonra bu kavramın hukuktaki yerini incelemek faydalı olacaktır. Genel af kavramı Türk Ceza Kanunu'nun 65. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre genel af halinde kamu davası düşer, verilmiş olan cezalar tamamen ortadan kalkar. Genel affın bu özelliği belki de uygulanabilmesi yolunda en önemli engeli teşkil etmektedir. Çünkü toplumsal yaşamın üzerine kurulduğu hukuk düzeni yaptırım aracılığıyla caydırıcılık unsuruna dayanmaktadır. Bu caydırıcılığı genel af ya da başka bir uygulama ile ortadan kaldırmak istisnai haller dışında mantıksız olarak nitelendirilebilir. Ancak gerek ülkelerin içinde bulunduğu özel durumlar gerek cezaevlerinin kapasitelerinin üstündeki doluluk oranları sebebiyle işlevlerini kaybetmesi sebepleriyle genel af ülkemizde gündemdeki yerini korumaktadır ve uzun bir süre daha gündemde kalmaya devam edecektir. İşin kamu güvenliği boyutunu bir kenara bırakıp bu kavramı konunun birinci dereceden muhatapları olan mahkumlar ve aileleri açısından ele almak daha faydalı olacaktır.
Genel Af Varmı
Gerek mahkumlar için gerek onları hasretle bekleyen aileleri için bir umut ışığı varsa o da genel af belki de... Son zamanlarda yargı ile ilgili olarak pek çok değişikliğe imza atıldığı görülmektedir. Bu durum da ister istemez toplumda genel af varmı genel af ne zaman çıkacak genel af 2016 yılında çıkar mı gibi soruların sorulmasına ve çeşitli beklentilerin oluşmasına zemin hazırlamıştır demek yanlış olmayacaktır. Tabi ki bu beklentiler sonucunda kamuoyunda kulaktan dolma genel af haberleri dolaşmaya başlamış ve bu da zaten var olan beklentiyi daha da yukarı çekmiştir. Kuşkusuz en büyük hayalleri tekrar ailelerine kavuşmak olan mahkumların genel af beklentileri her zaman olacaktır. Bu beklenti yetkili ağızlarca sık sık arttırılıyor olsa da seçimlerin üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra bu yönde elle tutulur bir çalışma olmadığı görüldü. Çünkü genel af kavramı her ne kadar mahkumlar ve aileleri için tek umut ışığı olsa da böyle bir düzenleme yapmak geniş destekli bir kamuoyu ve muhalefet baskısını beraberinde getirebileceği gibi cezaların caydırıcı olma özelliğinin ortadan kalkmasına da sebep olabilir. Bunun yanında, genel af düzenlemesinin hayata geçirilebilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararına bağlıdır. TBMM'nin bu yetkisi hangi suçların genel af kapsamında değerlendirileceğinden suçların genel af çerçevesinde tanımlanmasına kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. TBMM'nin genel af kararı alabilmesi için 330 milletvekilinin imzası gerekmektedir. Başka bir deyişle genel af kararının meclis tarafından alınabilmesi için meclisin 3/5 çoğunluğunun imzası yeterlidir. Bu açıdan bakıldığında Adalet Bakanlığı'nın genel af yerine denetimli serbestliğin kapsamının genişletilmesi ve şartlarının esnetilmesi yönündeki çalışmalarının haklı olduğu düşünülebilir. Bu durum da denetimli serbestlik mekanizmasından yararlanamayacak olan mahkumların ve ailelerinin beklentilerini boşa çıkarmaktadır. Şu bir gerçek ki genel af toplumsal bir beklenti haline gelmiş olup, birçok ailenin kaderi yapılacak muhtemel bir genel af düzenlemesine bağlıdır. Şu durumda mahkum ailelerinin yapabileceği tek şey örgütlenerek seslerini devletin yönetim mekanizmasına daha iyi anlatabilmek olacaktır. Çünkü genel af 2016 yılında da ufukta gözükmüyor.26 Şubat 2016 Cuma
Açık Cezaevine Geçiş Şartları
Öncelikle açık cezaevi cezasının belirli bir kısmı kapalı cezaevinde infaz edilmiş olan hükümlünün iyi halli olması durumunda topluma yeniden entegre edilebilmesi adına uygulanan bir ceza yöntemidir. Açık cezaevi konseptinin amaçları dikkate alındığında denetimli serbestlik uygulamasına oldukça benzer olduğu görülmektedir. Açık cezaevinde hükümlüler belirli iş kollarında eğitim görerek hem kendilerini geliştirme hem çalışma hem de topluma yeniden adapte olabilme fırsatlarını yakalamalarının yanında belli bir süre sonra öngörülen aralıklarla ailelerini ziyaret edebilirler. Böylece toplumun temel yapısı olan aile kurumu da ceza uygulamasından daha az etkilenmiş olur. Açık cezaevi uygulaması her hükümlüye uygulanamayacağı gibi belli başlı şartlara tabidir. Bu ceza uygulaması açık cezaevine ayrılma yönetmeliği tarafından düzenlenmiştir.
Öncelikle ülkemizdeki ceza infaz kurumlarındaki yetersizlik sebebiyle kanun koyucu denetimli serbestlik ve açık cezaevi gibi alternatif ceza uygulamalarına sık sık başvurmakta ve bu doğrultuda yeni düzenlemeler yapmaktadır. Bu nedenle 2015 yılında açık cezaevine ayrılma yönetmeliğinde değişiklik yapılarak mahkumlara biz dizi yeni haklar verilmiş ve bu yolla da ceza infaz kurumlarının rahatlatılması ve daha işlevsel bir hale getirilmesi amaçlanmıştır. Ciddi sayılabilecek bir takım değişikliklerden sonra açık cezaevine geçiş hakkı daha esnek bir yapıya bürünmüştür denilebilir. Peki buradan hareketle açık cezaevine kimler girer? Terör suçları, örgütlü suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere kasıtlı suçlardan 3 yıl ya da daha az hapis cezasına mahkum olan hükümlüler doğrudan açık cezaevine geçiş hakkına sahiptirler. Buna ek olarak, taksirli suçlardan 5 yıl veya altında ceza almış olan mahkumlar da doğrudan açık cezaevine geçiş hakkına sahiptir. Ayrıca nafaka borcunu ödememe ve borç taahhüdünü yerine getirmeme sebebiyle tazyik hapsine mahkum olan hükümlüler de doğrudan açık cezaevine geçiş yapabilirler. Buna ek olarak, tazyik hapsine benzer bir durum olarak görülen adli para cezasının ödenmemesi sebebiyle hapis cezasına mahkum olan hükümlüler de cezalarını açık cezaevinde çekerler. Açık cezaevine kimler girer sorusuna daha iyi cevap verebilmek adına kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş şartlarının irdelenmesi faydalı olacaktır.
Ülkemizdeki kapalı ceza kurumlarının yetersizliği sebebiyle örtülü af söylentilerinin ayyuka çıktığı bir dönemdeyiz. İşte aynı sebeplerle kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş yönetmeliği 2015 yılında ciddi anlamda değişikliğe uğramıştır. Bu değişiklikleri örtülü af ya da denetimli serbestlik olarak nitelendirmek yanlış olacaktır. Söz konusu değişiklik mahkumların haklarını arttırmak suretiyle hem ceza kurumlarını rahatlatmayı hem de mahkumların topluma kazandırılmasını hedeflemektedir demek daha isabetli olacaktır. Örneğin önceki yönetmeliğe göre toplam cezasının 1/5'ini kapalı ceza kurumlarında çeken ve iyi halli olan hükümlüler koşullu salıverilmelerine 6 yıl ya da daha az süre kalması durumunda açık ceza kurumuna ayrılma hakkına sahipti. Ancak kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş yönetmeliği 2015 yılında yapılan değişiklik sonrasında mahkumların haklarını genişletmiştir. Kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş şartları 2014 yılında daha katıyken 2015 yılındaki değişiklikle beraber daha çok mahkumu ilgilendiren, daha ulaşılabilir ve daha esnek bir yapıya kavuşmuştur. Bu değişikliğe göre yeni yönetmelik toplam cezalarının 1/10'unu kapalı ceza kurumlarında çekmiş olan mahkumların iyi halli olmaları ve koşullu salıverilme tarihlerine 7 yıl ya da daha az süre kalması durumunda cezanın kalanının açık ceza kurumlarında infaz edilebileceğini öngörmektedir. Buna ek olarak, cezası bir kapalı ceza kurumunun yüksek güvenlikli bir bölümünde ya da yüksek güvenlikli cezaevinde infaz edilmekte olan hükümlünün iyi halli olması, cezasının üçte birini bu ceza infaz kurumlarında çekmiş olması ve koşullu salıverilme süresine 3 yıl ya da daha az süre kalmış olması durumunda kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş şartları oluşmuş demektir.
Birçok suçtan hüküm giymiş mahkumların öngörülen şartları sağlamaları durumunda kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş hakkı bulunmaktadır. Fakat öyle suçlar vardır ki hüküm giyen mahkumların açık cezaevine geçiş ihtimalini ortadan kaldırırlar. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin açık cezaevine geçiş hakları yoktur. Ayrıca 2. kez aynı suçtan hüküm giymiş olan mahkumların açık cezaevine geçiş hakları bulunmamaktadır. Bununla beraber, siyasi suçlar nedeniyle mahkum olan hükümlülerin açık cezaevine geçiş hakları yoktur. Bu duruma ek olarak, koşullu salıverilme hükümleri doğrultusunda hakkında koşullu salıverilme kararı geri alınan hükümlülerin cezalarının tamamını kapalı ceza infaz kurumlarında çekmeleri öngörülmektedir. Ayrıca cezaevinde cezası infaz edilirken başka bir suç işlemiş olan mahkumlar açık cezaevine geçiş şartlarına sahip olsalar bile sonradan işledikleri suçun cezasını çekene kadar açık cezaevine geçiş haklarını kullanamazlar.
Bütün bu şartları bir kenara bırakacak olursak şartların hepsi sağlanıyor olsa bile nihai kararı yani açık cezaevine geçiş kararını idare ve gözlem kurulu vermektedir. Yani şartların hepsi tamam olsa bile idare ve gözlem kurulu tarafından açık cezaevine geçişleri uygun görülmeyen mahkumlar bu haklarını kullanmaktan mahrum kalabilirler. Ancak şartların sağlanması durumunda idare ve gözlem kuruluna itiraz yolu açıktır.
Açık Cezaevine Ayrılma Yönetmeliği
Kapalı Cezaevinden Açık Cezaevine Geçiş Şartları
Yeni Yargı Paketi Neleri Kapsıyor
Son zamanlarda gerek siyaset gerek hukuk çevrelerinde en çok tartışma yaratan medyada kendisine sıkça yer bulan yeni yargı paketi yürürlüğe girdi. Vergi borçlarının affı, denetimli serbestlik konusunda esneklik gibi spekülasyonlar sebebiyle kamuoyunda beklenti yaratan yargı paketi bu beklentileri boşa çıkararak daha çok idari ve yargı alanlarına yeni düzenlemeler getirdi. Yeni Yargı reformu medyada sık sık dillendirildiği için kamuoyunda yeni yargı paketi ne zaman çıkacak ve neleri kapsayacak şeklinde soruların sorulmasına neden oldu. Yeni yargı paketinde neler var neler yok yeni yargı paketinde af var mı gibi sorulardan önce yeni yargı paketi neleri kapsıyor hangi alanlara ağırlık veriyor şeklinde incelemek daha faydalı olacaktır.
Özel Yetkili Mahkemelerin Kaldırılması
Öncelikle yargı paketinde mahkemelere ilişkin önemli değişiklik olarak özel yetkili Ağır Ceza mahkemelerinin kaldırılması gösterilebilir. Paket hem halihazırda görevlerine devam eden Ağır Ceza mahkemelerinin hem de terörle mücadele kapsamında görevlendirilmiş olan Ağır Ceza mahkemelerinin kaldırılmasını öngörmektedir. Yeni yargı paketi uyarınca adı geçen kurumlarda görev yapan hakimler ve Cumhuriyet savcıları, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından uygun görülecek kurumlara atanacaklardır. Buradan hareketle, birçok tartışmaya sebep olan özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılarak bu tartışmaların ve kamuoyundaki soru işaretlerinin ortadan kaldırılmak hedeflendiği söylenebilir. Bunun yanında, bu değişikliğin bir yetki devri teşkil ettiği de söylenebilir. Çünkü özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin mevcut yetkileri ''normal'' ağır ceza mahkemelerine devredilmektedir. Ağır ceza mahkemelerine verilen bir diğer kilit görev ise gizli soruşturmacı görevlendirmek olarak dikkat çekmektedir. Buna göre gizli soruşturmacı görevlendirebilmek için öncelikle somut delil şartı aranacak. Somut delil olması durumunda da gizli soruşturmacı atanmasına Ağır Ceza Mahkemeleri oy birliği ile karar verebilecek. Burada savcının gizli soruşturmacı görevlendirebilme yetkisinin Ağır Ceza Mahkemelerine devri söz konusudur. Bu yetki devrindeki amacın da iddia makamı ile savunma makamı arasındaki mevcut dengesizliğin giderilmesi olarak düşünülebilir. Buna karşın savunma makamının da bir takım yetkileri belli durumlarda kısıtlanmıştır.
Avukatların Dosya İnceleme Yetkisi
Yeni yargı reformu bazı durumlarda avukatların dosya incelemesi yapabilme yetkisinin savcılar tarafından kısıtlanabilmesini öngörmektedir. Bu kısıtlamanın her ne kadar soruşturmanın amacının tehlikeye düşebileceği durumlarda uygulanması öngörülüyor olsa da çoğu hükmün yoruma açık olması gerçeği savunma makamının iddia makamı karşısında elinin zayıflayacağını açık ve net bir biçimde ortaya koymaktadır. Öte yandan yargı paketi bu kısıtlamanın keyfi bir uygulamaya dönüşmesini önlemek amacıyla bu kısıtlamanın sadece belli suçlara karşı uygulanabilmesini öngörmektedir: Devletin güvenliğine karşı suçlar, çocukların cinsel istismarı, kasten öldürme, cinsel saldırı, uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, Anayasal düzene karşı ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, devlet suçlarına karşı suçlar, casusluk, zimmet, silah kaçakçılığı, kaçakçılıkla mücadele kapsamındaki suçlar. Bunun yanında, herkesin savunma hakkı vardır ilkesinden yola çıkılarak savunma makamının dolayısıyla sanıkların da bir takım haklarının korunması gözetilerek bu kısıtlama uygulamasının kapsamı sınırlandırılmıştır. Buna göre yakalanan kişinin ya da şüphelinin ifadesi ve bilirkişi raporları bu kısıtlamanın tamamen dışında tutulmuştur.
El Koymanın Kapsamı Genişletiliyor
Halihazırda silahlı örgüt kurmak veya örgüte silah sağlama suçlarından taşınmazlara, haklara ve alacaklara el konulabilirken yeni yargı reformu ile birlikte Anayasayı ihlal, yasama organına karşı suç, hükümete karşı suç, hükümete karşı silahlı isyan, silahlı örgüt, silah sağlama ve suç için anlaşma suçlarında da el koyma kararı verilebilecek. İşlenmiş bir suç sonrasında gerek soruşturma aşamasında gerek kovuşturma aşamasında somut delillere dayanan kuvvetli şüphenin olması durumunda eğer başka bir yolla delil elde edilmesi mümkün değilse Ağır Ceza Mahkemesinin ya da savcının kararıyla şüphelinin veya sanığın iletişimi dinlenebilecek, kayıt altına alınabilecek hatta sinyal bilgileri dahi değerlendirilebilecek ancak tespit edilemeyecek.
23 Ocak 2016 Cumartesi
Yeni Bilirkişi Kanunu
Günümüzde hayatta meydana gelen değişimler sonucunda bu değişik alanların hukuk yoluyla denetlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmış ve bunun bir sonucu olarak hakimlerin her konuda yeterli bilgiye sahip olmasının mümkün olmadığı gerçeğiyle beraber bilirkişilik kavramı ortaya çıkmıştır. Peki bilirkişi nedir? Kısaca açıklamak gerekirse bilirkişi yargı organının hukuki bilgisi dışında kalan, uzmanlık veya özel teknik bilgi gerektiren durumlarda başvurulan o konunun uzmanı olan kişilere verilen addır. Yani bilirkişilik bir danışma merciinden ibarettir. Özellikle son yıllarda hacking suçu, internetten hakaret, online banka dolandırıcılığı gibi bilişim hukuku kapsamına giren suçların yanı sıra dijital deliller ve hash kodu ve Truva Atları gibi bilişim kavramlarını içeren dava dosyalarında hakimlerin bir danışma mercii olarak başvurması öngörülen bilirkişilik makamı ne yazık ki bir danışma makamından çok adeta hakime denk bir karar mekanizmasına dönüşmüştür. Şöyle ki hukukumuz hakimin bilirkişinin görüşünü alarak bilirkişinin görüşü doğrultusunda ya da o görüşe karşıt bir kararı gerekçesini açıklayarak almasını öngörmektedir. Ancak hakimler gerek ağır iş yükü gibi sebeplerle gerek özellikle bilişim hukuku alanındaki yetersiz bilgilerinden kaynaklanan çeşitli çekinceler nedeniyle bilirkişinin görüşünü karar olarak uygulamaktadırlar. Aslında hem etik olarak hem de sanık haklarının korunması açısından bilirkişinin bir görüş belirtmesi yani sanığın suçlu ya da suçsuz olduğunu doğrudan ya da dolaylı olarak işaret etmesi hukukun ruhuyla bağdaşmamaktadır. Ancak uygulamada çoğu bilirkişinin sanık hakkında tarafsız görüş bildirmesi bir yana dursun sanık hakkındaki olumlu delillerin bile sümen altı edilerek hakimin kararına doğrudan bir müdahale görülmektedir. Ayrıca çoğu bilirkişinin asıl görevi olan terimleri ve var olan durumu objektif bir biçimde açıklamak yerine raporlarında kendi kişisel yorumlarına yer vererek hakimi etki altında bıraktıkları bilinen bir gerçektir. Bütün bunlara ek olarak, birçok bilirkişinin binlerce sayfalık dava dosyasına tam olarak hakim olmadan adeta ezbere rapor yazdıkları yani raporlarına gereken özeni göstermedikleri uygulamada görülen acı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazı bilirkişilerin bu şekilde özensiz davranması bazılarının işlerine gereken özeni vermesi yargıda karışıklık yarattığı gibi hukukta bir ''standartsızlaşma'' sürecine yol açmaktadır. Bu durum da birçok kişinin mağduriyetine sebep olmaktadır. Her ne kadar bilirkişi raporuna itiraz etmek mümkün olsa da bazı bilirkişilerin hakimi adeta yönlendiren tutumu sanığın haklarının korunmasına engel teşkil etmektedir. İşte bütün bu aksaklıkları önlemek amacıyla Adalet Bakanlığı harekete geçerek Bilirkişilik Kanun Tasarısı taslağı hazırlayarak 18/05/2015 tarihinde bu taslağı kamuoyunun görüşüne sundu. Bu yasa tasarısı öncesinde bilirkişi başvurusu formaliteden ibaret şartlara tabi idi. Yeni bilirkişi kanunu taslağına göre bilirkişi başvuru hakkı bir takım şartlara bağlanarak bilirkişilik makamının belli bir standart çerçevesinde görevlendirilmesi amaçlanmıştır.
Yeni Bilirkişi Kanunu
Bilirkişi Şartları
MADDE 11- (1) Bilirkişilik faaliyetinde bulunacak gerçek kişilerde aşağıdaki nitelikler aranır:
a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık, gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık yapma, yalan tanıklık ve yalan yere yemin suçlarından mahkum olmamak.
b) Daha önce kendi isteği dışında bilirkişilik sicilinden çıkarılmamış olmak.
c) Disiplin yönünden meslekten ya da memuriyetten çıkarılmamış olmak veya sanat icrasından geçici olarak yasaklı durumda olmamak.
ç) Başka bir bölge kurulunun listesine kayıtlı olmamak.
d) Bilirkişilik temel eğitimini tamamlamak ve bu eğitim sonunda yapılacak sınavda başarılı olmak.
e) Bilirkişilik yapacağı uzmanlık alanında en az beş yıl fiilen çalışmış olmak.
f) Meslek mensubu olarak görev yapabilmek için mevzuat tarafından aranan şartları haiz olmak ve mesleğini yapabilmek için gerekli olan uzmanlık alanını gösteren diploma, mesleki yeterlilik belgesi, uzmanlık belgesi veya benzeri belgeye sahip olmak.
g) Üst Kurulun bilirkişilik temel ve alt uzmanlık alanlarına göre belirlediği yeterlilik koşullarını taşımak.
(2) Daha önce yaptığı başvurusu mesleki olarak yeterli nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle reddedilenler, bir yıl geçmedikçe yeniden bilirkişilik yapmak için başvuruda bulunamazlar.
Bilirkişi İtirazı
22 Ocak 2016 Cuma
Denetimli Serbestlik Çıktı
Son zamanlarda sıkça konuşulan denetimli serbestlik çıktı söylentisi kimisi için sayılı günlerin sonu kimisi için sevdiklerine kavuşabilmek için bir umut ışığı kimisi içinse yeni bir hayat yolunda açılan bembeyaz bir sayfa anlamına geliyor. Dolayısıyla uzunca bir süredir birçok kişinin aklını ''denetimli serbestlik çıktı mı?'', ''denetimli serbestlik kaç yıla çıktı?'', ''denetimli serbestlik kaç aya çıktı?'', ''denetimli serbestlik 2 yıla çıktı mı?'', ''denetimli serbestlik kaç yıl?'' gibi sorular kurcalamakta. Bu sorular karşısında kafa karışıklığına mahal vermemek adına önce denetimli serbestlik nedir sorusuna cevap vermek daha isabetli olacaktır. Öncelikle kısaca tanımlamak gerekirse denetimli serbestlik hükümlünün yasa tarafından belirlenen bir süre çerçevesinde sosyal hayata daha iyi entegre olabilmesi ve yakınlarından kopmaması için cezasının sosyal hayat içerisinde infaz edilmesine olanak tanıyan bir ceza infaz kurumudur. Tanımdan da anlaşılabileceği gibi denetimli serbestliğin temel amacı hükümlünün dış dünyadan ve ailesinden kopmamasını sağlayarak cezanın infazını gerçekleştirmektir.
Şüphesiz son yıllarda yargıda yaşanan bazı aksaklıkların bir sonucu olarak uzun yıllardır birçok cezaevi kapasitesinin çok üzerinde kişi sayısıyla işlevini yerine getirmeye çalışıyordu. Bu durumda hem çeşitli problemlere hem de hükümlü-hükümsüz birçok kişinin mağduriyetine yol açıyordu. Bu durum karşısında harekete geçen Adalet Bakanlığı, Meclis Başkanlığı'na daha önce sunulmuş olan torba kanuna iyi halli hükümlülerin lehine yeni bir madde ekledi. Adalet Bakanlığı'nın bu hamlesi denetimli serbestlikten yararlanma hakkına sahip iyi halli hükümlülerin denetimli serbestlik kanunundan yararlanabilme süresini 31 Aralık 2020 tarihine kadar uzatmayı amaçlıyor. Adalet Bakanlığı'nın bu hamlesinden önce denetimli serbestlik hakkında İnfaz Kanunu'na ''Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı'' adlı bir madde eklenmişti. Bu maddeye göre iyi halli hükümlünün bir yıl erken tahliye olmasının önü açılmış ancak bu durum bir takım şartlara bağlanmıştı. Buna göre hükümlü bir yıl erken tahliye olabilmek için en az 6 ay açık cezaevinde kalmış olmalı ya da açık cezaevine ayrılma hakkını kazanmış olması gerekiyordu. Bu şart önce 2013 yılında çıkan bir yasa ile 2015 yılına daha sonra Adalet Bakanlığı'nın az önce bahsettiğimiz hamlesiyle 2020 yılına ertelendi. Dolayısıyla infaz hakimliği 2020 yılına kadar 6 ay açık cezaevinde kalma şartını aramaksızın, tahliye edilmesine 1 yıl ya da daha az süre kalan iyi halli hükümlülerin koşullu salıverilme tarihine kadar olan cezalarını denetimli serbestlik haliyle çekmelerine karar verebilme yetkine sahip oldu. Böylece cezaevlerinin rahatlatılması suretiyle işlevlerini daha etkin bir şekilde yerine getirmeleri amaçlanıyor. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus denetimli serbestlikten her hükümlünün yararlanabileceği yanılgısıdır. Öncelikle denetimli serbestlikten yararlanabilmek için kişinin hükümlü olması yeterli değildir. Eğer kişi hükümlü olduğu halde henüz cezaevine girmemişse denetimli serbestlik yasasından yararlanamaz. Bunun hukuki sebebi sadece iyi halli hükümlülere denetimli serbestlik yasasından yararlanabilme hakkı tanınmış olmasıdır. Dolayısıyla her hükümlünün iyi halli olup olmadığının belirlenebilmesi için cezaevinde kalmış olması gerekmektedir. Hükümlünün iyi halli olduğuna karar verilirse cezaevi idaresi tarafından hazırlanan bu doğrultuda bir rapor kişinin denetimli serbestlik yasasından yararlanabilmesinin yolunu açar. Ancak cezaevinde kalan her hükümlü denetimli serbestlik yasasından yararlanamaz. Denetimli serbestlik yasasından yararlanma şartları hükümlünün davranışına, cezanın miktarına ve suçun niteliğine göre farklılık göstermektedir. Suçun niteliğinden kasıt kişinin şantaj suçu, tehdit suçu, online banka dolandırıcılığı gibi suçlar sebebiyle hükümlü olması değil kişinin açık cezaevine geçişi bakımından suçun mahiyetidir. Denetimli serbestlik yasasından yararlanmak isteyen hükümlü suçu özel bir durum teşkil etmiyorsa toplam cezasının onda biri tamamlandıktan sonra açık cezaevine geçer. Sonrasında denetimli serbestlik yasası uyarınca koşullu salıverilme tarihine 1 yıl kala şartlı tahliye edilir.
Şüphesiz son yıllarda yargıda yaşanan bazı aksaklıkların bir sonucu olarak uzun yıllardır birçok cezaevi kapasitesinin çok üzerinde kişi sayısıyla işlevini yerine getirmeye çalışıyordu. Bu durumda hem çeşitli problemlere hem de hükümlü-hükümsüz birçok kişinin mağduriyetine yol açıyordu. Bu durum karşısında harekete geçen Adalet Bakanlığı, Meclis Başkanlığı'na daha önce sunulmuş olan torba kanuna iyi halli hükümlülerin lehine yeni bir madde ekledi. Adalet Bakanlığı'nın bu hamlesi denetimli serbestlikten yararlanma hakkına sahip iyi halli hükümlülerin denetimli serbestlik kanunundan yararlanabilme süresini 31 Aralık 2020 tarihine kadar uzatmayı amaçlıyor. Adalet Bakanlığı'nın bu hamlesinden önce denetimli serbestlik hakkında İnfaz Kanunu'na ''Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı'' adlı bir madde eklenmişti. Bu maddeye göre iyi halli hükümlünün bir yıl erken tahliye olmasının önü açılmış ancak bu durum bir takım şartlara bağlanmıştı. Buna göre hükümlü bir yıl erken tahliye olabilmek için en az 6 ay açık cezaevinde kalmış olmalı ya da açık cezaevine ayrılma hakkını kazanmış olması gerekiyordu. Bu şart önce 2013 yılında çıkan bir yasa ile 2015 yılına daha sonra Adalet Bakanlığı'nın az önce bahsettiğimiz hamlesiyle 2020 yılına ertelendi. Dolayısıyla infaz hakimliği 2020 yılına kadar 6 ay açık cezaevinde kalma şartını aramaksızın, tahliye edilmesine 1 yıl ya da daha az süre kalan iyi halli hükümlülerin koşullu salıverilme tarihine kadar olan cezalarını denetimli serbestlik haliyle çekmelerine karar verebilme yetkine sahip oldu. Böylece cezaevlerinin rahatlatılması suretiyle işlevlerini daha etkin bir şekilde yerine getirmeleri amaçlanıyor. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus denetimli serbestlikten her hükümlünün yararlanabileceği yanılgısıdır. Öncelikle denetimli serbestlikten yararlanabilmek için kişinin hükümlü olması yeterli değildir. Eğer kişi hükümlü olduğu halde henüz cezaevine girmemişse denetimli serbestlik yasasından yararlanamaz. Bunun hukuki sebebi sadece iyi halli hükümlülere denetimli serbestlik yasasından yararlanabilme hakkı tanınmış olmasıdır. Dolayısıyla her hükümlünün iyi halli olup olmadığının belirlenebilmesi için cezaevinde kalmış olması gerekmektedir. Hükümlünün iyi halli olduğuna karar verilirse cezaevi idaresi tarafından hazırlanan bu doğrultuda bir rapor kişinin denetimli serbestlik yasasından yararlanabilmesinin yolunu açar. Ancak cezaevinde kalan her hükümlü denetimli serbestlik yasasından yararlanamaz. Denetimli serbestlik yasasından yararlanma şartları hükümlünün davranışına, cezanın miktarına ve suçun niteliğine göre farklılık göstermektedir. Suçun niteliğinden kasıt kişinin şantaj suçu, tehdit suçu, online banka dolandırıcılığı gibi suçlar sebebiyle hükümlü olması değil kişinin açık cezaevine geçişi bakımından suçun mahiyetidir. Denetimli serbestlik yasasından yararlanmak isteyen hükümlü suçu özel bir durum teşkil etmiyorsa toplam cezasının onda biri tamamlandıktan sonra açık cezaevine geçer. Sonrasında denetimli serbestlik yasası uyarınca koşullu salıverilme tarihine 1 yıl kala şartlı tahliye edilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)