21 Eylül 2016 Çarşamba

Boşanmada Çocuk Kime Verilir

Her ne kadar istenmeyen bir olgu olsa da boşanma sorun yaşanan evliliklerin bitirilebilmesi ve kişilerin yaşamlarının geri kalan kısmını özgürce yönlendirebilmeleri açısından olmazsa olmaz bir kavramdır. Boşanmada akla ilk gelen sorular boşanmada mal paylaşımının nasıl olacağı ve çocukların kimde hangi şartlarda kalacağıdır. İşte bu noktada boşanmada çocuk kime verilir, boşanmada çocuğun velayeti kime verilir, boşanmada çocukların durumu neye göre kararlaştırılır, boşanmada çocuğun velayeti babaya nasıl verilir, boşanmada çocuğu kaçırma ne gibi sonuçlar doğurur, eşim çocuğumu kaçırdı ne yapmalıyım, boşanmada çocuğu kim alır, boşanmada çocuğun miras hakkı ne olur, boşanmada nafaka durumu ne olur, nafakanın şartları nelerdir, boşanmada erkek çocuğun velayeti kimde kalır, boşanmalarda bebek kime verilir, boşanmada 6 aylık bebek kime verilir, 1 yaşındaki bebek boşanmada kime verilir, boşanmalarda bebek kime verilir, boşanma da çocuk kime verilir, boşanmada çocuğun psikolojisi kararı etkiler mi, boşanmada çocuğun yaşı kararı etkiler mi, boşanmada kadının ve çocuğun hakları nelerdir, boşanan çiftlerde çocuğun velayeti 3. kişilere verilebilir mi gibi birçok soru karşımıza çıkmaktadır. Şimdi bu soruları kısaca yanıtlayalım.

Boşanmada Çocuğun Velayeti Kime Verilir?


Boşanmada çocuğun velayeti kime verilir sorusunun net bir cevabı bulunmamaktadır. Bu kararı hakim bilirkişilerle de görüşerek çocuğun yüksek menfaatini düşünerek verecektir. Bu kararın verilmesinde toplumda zannedildiğinin aksine tarafların maddi durumunun tek başına bir etkisi yoktur. Örneğin, çocuğun, zengin olan babasının yanında değil de maddi durumu kötü olan annesinin yanında kalması kararlaştırılabilir. Bu durumda maddi durumu yerinde olan babasının çocuğun masraflarının bir kısmını karşılaması kararlaştırılır. Yani maddi durum tek başına velayetin kimde kalacağı noktasında kesin bir sonuç doğurmaz. Çocuğun kimde kalacağı hususu çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimini hangi tarafın yanında daha sorunsuz şekilde geçireceğine ve çocuğa sunulan maddi ve manevi imkanlara göre kararlaştırılır. Hakim bu kararı verirken sadece kendi kişisel kanaatine göre hareket etmez, bu konuda bilirkişi olarak uzman pedagoglarla görüşür ve buna ek olarak çocuk belli bir yaşın üstündeyse çocuğun da görüşlerini ve tercihlerini dikkate alarak hareket eder. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus hakimin vereceği kararın kesin bir karar olmadığıdır. Çünkü çocuğun kaldığı tarafın ölmesi, bir başkası ile evlenmesi, başka bir yerde yaşamaya başlaması gibi etkenler sonucunda hakim re'sen ya da taraflardan birinin başvurusu üzerine velayeti diğer tarafa verebilmektedir. Hatta hakimin iki tarafı da çocuğu yetiştirmeye elverişli bulmaması durumunda çocuğu bir kuruma yerleştirmesi de söz konusudur. Buna ek olarak, toplumda bir başka doğru bilinen yanlış ise boşanmada velayetin kimde kalacağı hususunda yaş ve cinsiyetin tek başına belirleyici bir etken olduğudur. Örneğin toplumda çocuğun erkek olması durumunda babaya verileceği kız olması durumunda anneye verileceği gibi doğru olmayan bilgiler mevcuttur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus çok küçük yaşlardaki çocukların özel durumudur. Çok küçük yaşlardaki çocukların anne sevgisine ve ilgisine daha çok ihtiyaç duyması sebebiyle anneye verildiği görülmektedir. Tabi annenin çocuğa bakabilecek maddi ve manevi yetkinlikte olmaması durumunda hakim bunu dikkate almak suretiyle çocuğu anneye vermeyecektir. Buradan hareketle, çocuğun yaşı küçükse kesin anneye verilir, cinsiyeti erkekse kesin babaya verilir gibi kesin yargılardan uzak durmak gerekmektedir.

Boşanmada Çocukların Durumu Neye Göre Kararlaştırılır?


Öncelikle, boşanmada aile mahkemesi hakimleri tarafların çocuklara tanıdığı maddi ve manevi imkanları göz önünde bulundurarak, çocuğun hangi tarafta ruhsal ve fiziksel gelişimini daha iyi tamamlayacağına göre kararını verir. Bu kararı verirken bilirkişi olarak uzman psikolog ve pedagoglardan yardım alır, dolayısıyla sadece kendi kanaatine göre bir karar vermez. Bunun yanında, hakim çocuğun belli bir yaşın üstünde olması durumunda çocuğun da görüşüne başvuracaktır.

Boşanan Çiftlerde Çocuğun Velayeti 3. Kişilere Verilebilir Mi?


Boşanan çiftlerde çocuğun velayeti 3. kişilere verilebilir mi sorusunun cevabı net bir biçimde hayır olacaktır. Çünkü velayet kavramı sadece anne ve baba ile ilişkili bir kurumdur. Dolayısıyla çocuğun bakımı ve masrafları gibi sorumlulukların 3. kişilere geçmesi durumunda dahi velayetten söz edilemez. Örneğin annesi ve babası ölmüş olan bir çocuğun bakımını dedesi üstlenirse velayeti dedesine geçmiştir diyemeyiz. Yani bu durumda dedesi çocuğun velisi değil vasisi olmuş olur. Çünkü velayet kurumu sadece anne ve baba ile ilişkilidir.

Boşanmada Çocuğun Yaşı Kararı Etkiler Mi?


Boşanmada çocuğun yaşı kararı etkiler mi sorusunun cevabı çocuğun yaşına göre değişkenlik göstermektedir. Şöyle ki, eğer çocuğun yaşı çok küçükse, çocuğun anne bakımına muhtaç olduğu kabul edilir ve annede ağır psikolojik rahatsızlık gibi istisnai bir durum yoksa çocuk doğrudan anneye verilir. Ancak çocuk yaşı itibari ile anne bakımına muhtaç değilse hakim çocuğun çıkarlarını ön planda tutarak, uzman psikolog ve pedagogların görüşlerini alarak çocuğa maddi ve manevi anlamda en iyi imkanları sağlayacak tarafa velayeti verecektir. Çocuğun yaşı yeteri kadar büyükse hakim çocuğun görüşlerini de dikkate alacak ve çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimine hangi tarafın daha iyi katkı sağlayacağına kanaat getirirse çocuğun velayetini o tarafa verecektir. 

Boşanmalarda Çocuğun Psikolojisi Kararı Etkiler Mi?


Boşanmalarda çocuğun psikolojisi kararı etkiler mi sorusunun cevabı evet olacaktır. Çünkü boşanma davalarında aile mahkemesi hakimlerinin ilk olarak dikkate aldıkları konu hiç şüphesiz çocuğun çıkarlarıdır. Bu sebeple, çocuğun psikolojik olarak zarar görmesine neden olmuş ya da gelecekte neden olması muhtemel sebepler barındıran tarafa çocuğun velayetinin verilmesi söz konusu olmaz. Bunun yanında, çocuğun belli bir yaşın üstünde olması durumunda çocuğun görüşlerinin de dikkate alınacağı düşünüldüğünde çocuğun psikolojisinin boşanma davasındaki velayet kararına doğrudan etki edeceğini düşünmek yanlış olmayacaktır. 

Boşanmada Kadının ve Çocuğun Hakları Nelerdir?


Boşanmada kadının ve çocuğun hakları nelerdir sorusuna daha anlaşılabilir bir cevap verebilmek için önce kadının haklarını sıralamak oldukça faydalı olacaktır. İlk olarak, kadının boşanma kararının kesinleşmesi ile beraber boşandığı eşinin mirasçısı olma hakkı ortadan kalkmaktadır. Aynı durum erkek için de geçerlidir. Yani erkek de boşandığı eşinin mirasçısı olamaz. Buna ek olarak, kadın boşanma davasının açılması ile birlikte yoksulluk durumuna düşerse eşinden dava süreci bitene kadar tedbir nafakası talep edebilir. Bunun yanında, kadın boşanma davası sonuçlandıktan sonra yoksulluk durumuna düşerse boşandığı eşinden yoksulluk nafakası talep edebilir.  Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus kadının yoksulluk nafakası talep edebilmesi için boşanma hususunda daha az kusurlu taraf olması gerekliliğidir. Yoksulluk nafakasının bir diğer şartı ise kadının herhangi bir işi ve buna bağlı bir gelirinin olmamasıdır. Ayrıca kadın çocuğun velayeti kendisine verilmiş ise boşanma davası sona erdikten sonra boşandığı eşinden çocuğun masraflarına destek olması amacıyla iştirak nafakası da talep edebilir. İştirak nafakasının miktarını hakim çocuğun yaşam standartları çerçevesinde oluşan masrafları dikkate alarak belirleyecektir. Bu noktada Medeni Kanunu'nun ortaya koyduğu bir üst sınır bulunmamaktadır.  

Boşanmada çocuğun hakları nelerdir sorusunu yanıtlayacak olursak, boşanmadan sonra çocuk anne ve babasının mirasçısı olmayı sürdürür, anne babası boşandıktan sonra evlenmezse çocuğun alacağı miras oranında herhangi bir değişiklik olmaz. Anne ya da babası evlenirse çocuğun evlenen taraftan alacağı mirasın 1/4 ü evlenen tarafın yeni eşine kalacaktır. Bu durumda çocuk evlenen taraftan alacağı mirasın 3/4 üne sahip olacaktır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus evlenen tarafın yeni evlendiği kişinin kendi çocuklarının (ortak olmayan çocuklarının) önceki çocuğun mirasından pay alamayacak olmasıdır. Ancak evlenen taraf yeni evliliğinden de çocuk sahibi olursa o çocuk da ilk evlilikten olan çocukla eşit miktarda evlenen tarafın mirasına ortak olacaktır. Bu durumu bir örnekle açıklamak gerekirse Bay A ve Bayan B evlilerdir ve C adında bir çocukları vardır. Daha sonra boşanan çiftten Bay A Bayan D ile tekrar evlenmiştir. Bayan D'nin bu evlilikten önce E ve F adında çocukları vardır. Bu durumda Bayan D Bay A'dan kalan mirasın 1/4 ünü evlilik sebebiyle alır, ancak kendisine ait ortak olmayan çocukları E ve F Bay A'nın mirasından yararlanamazlar.  Bay A'nın Bayan D ile G adında bir çocuğu olursa G de tıpkı C gibi Bay A'nın mirasına eşit oranda ortak olmuş olur. Ancak boşanmış olan Bay A ve Bayan B asla birbirlerinin mirasçısı olamazlar.

Boşanmada Çocuğun Velayeti Babaya Nasıl Verilir?


Boşanmada çocuğun velayeti babaya nasıl verilir sorusunun da kesin bir cevabı bulunmamaktadır. Çünkü bu sorunun cevabı duruma göre değişmektedir. Öncelikle, hakimin annenin çocuğu yetiştirecek maddi ve manevi yetkinlikte olmadığını görmesi velayetin babaya verilmesi ile sonuçlanır. Buna ek olarak, annenin de babanın da çocuğa bakabilecek yetkinlikte olması durumunda hakim çocuğun yüksek menfaatini dikkate alarak hangi tarafın çocuğa daha iyi bakacağını düşünüyorsa çocuğun velayetini o tarafa verir. Bu kararı verirken bilirkişi olarak psikolog ve pedagogların da yardımını alır. Bunun yanında, çocuğun belli bir yaşın üstünde olması durumunda çocuğun da görüşleri alınır. Kısaca annenin de babanın da çocuğa bakabilecek maddi ve manevi yetkinlikte olması durumunda, çocuğun velayetinin babaya verilebilmesi için hakimde babanın çocuğa daha iyi bakacağı kanaatinin oluşması gerekmektedir. Buna ek olarak, velayet anneye verilmişse ancak anne ölmüşse velayet doğrudan babaya geçecektir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus annenin ölümünden sonra hakim babanın çocuğa gerekli olan maddi ve manevi imkanları sağlayamadığı kanaatindeyse çocuğu babanın elinden alarak bir kuruma yerleştirebileceğidir. Bu duruma ek olarak, velayet anneye verilmişse ancak anne bir başkası ile evlenmişse ya da başka bir yerde yaşamaya başlamışsa taraflardan birinin başvurusu üzerine ya da hakim re'sen çocuğun velayetini diğer tarafa verebilir.

Boşanmada Çocuğu Kaçırmak Ne Gibi Sonuçlar Doğurur?


Boşanmada çocuğu kaçırmak ne gibi sonuçlar doğurur sorusuna verilecek cevap velayeti başkasına ait olan bir çocuğu kaçırmak suçtur şeklinde olacaktır. Velayet kendisine verilmemiş olan taraf 16 yaşını doldurmamış çocuğu velisinden ya da vasisinden cebir ve zor kullanmaksızın kaçırırsa 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Eğer kaçırma eylemi cebir ve tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmiş ise ve çocuk 12 yaşını doldurmamış ise verilecek olan ceza 1 katı oranında arttırılır.

Eşim Çocuğumu Kaçırdı Ne Yapmalıyım?


Öncelikle, velayeti kendisinde bulunmayan eşin çocuğu velisinden kaçırması suç teşkil etmektedir. Velayet kendisinde bulunmayan eş 16 yaşını doldurmamış olan çocuğu cebir ve tehdit kullanmaksızın kaçırırsa verilecek ceza 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıdır. Buna ek olarak 12 yaşını doldurmamış olan çocuğun velayet kendisine verilmemiş eş tarafından cebir ve tehdit kullanmak suretiyle kaçırılması durumunda verilecek olan ceza 1 kat oranında arttırılır. İşin cezai boyutunu yorumladıktan sonra ''Ne yapmalıyım?'' sorusuna daha net bir cevap vermek oldukça uygun olacaktır. Eğer taraflar arasında uzlaşma imkanı kalmamış ise başvurulacak yegane merci mahkemeler olacaktır. Ancak çocuğu kaçıran taraf mahkemenin velayet hususunda aldığı kararı hiçe sayarak çocuğu velayeti alan tarafa teslim etmiyorsa bu noktada suç teşkil eden bir fiil var demektir. Bu sebeple velayeti elinde bulunduran tarafın suç duyurusunda bulunması ve sonrasında gerekli görülmesi halinde yakalama kararının çıkartılması gerekmektedir. Karşı tarafın ifadesi alındıktan sonra yakalama kararının kalkması durumunda bile çocuğu haksız bir şekilde elinde bulundurması suçun devamı anlamına geleceği için tekrar girişimde bulunmak yerinde olacaktır. Çünkü bu noktada çocuğun mahkeme kararına rağmen alıkonulması gibi gözardı edilemeyecek bir suç unsuru söz konusudur. Yapılan suç duyurusu sonucunda çocuğun yerinin tespit edilememesi durumunda çocuk okul çağında ise Milli Eğitim Bakanlığı'na başvuru yapmak suretiyle çocuğun okulunun bulunduğu yer belirlenebilir. Bu zorlu süreçte profesyonel hukuki yardım almak yerinde olacaktır.

Boşanmada Çocuğun Miras Hakkı Ne Olur?


Boşanmada çocuğun miras hakkı ne olur sorusunun cevabı çocuğun ebeveynlerinin medeni durumuna göre değişiklik gösterebilmektedir. Bu durumda her türlü olasılığı ayrı ayrı incelemek oldukça faydalı olacaktır. Öncelikle, boşanmış olan eşler hiçbir şekilde birbirlerine mirasçı olamazlar. Bu açıdan boşanma durumunda çocuğun miras haklarından bahsetmek uygun olacaktır. Anne baba boşanmış ve sonrasında iki taraf da evlenmemiş ise çocuğun miras hakları sanki evlilik devam ediyormuş gibi devam edecektir. Buna ek olarak, anne ya da baba evlenmişse evlenmiş olan tarafa ait mirasın 1/4 ü ikinci evliliğini yaptığı kişiye kalmaktadır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus 2. evliliğini yapmış olan tarafın yeni eşinin kendi çocuklarının (ortak olmayan çocukların) olması durumunda ortak olmayan çocukların mirastan yararlanamayacak olmasıdır. Bu durumda yalnızca yeni eşe kalan 1/4 oranında evli olmaktan kaynaklanan bir miras hakkı söz konusudur. Mirasın kalan 3/4 lük kısmı ise ilk evlilikten doğan çocuğa ait olacaktır. Bu durumu bir örnekle açıklamak gerekirse Bay A ve Bayan B evlilerdir ve C adında bir çocukları vardır. Daha sonra boşanan çiftten Bay A Bayan D ile tekrar evlenmiştir. Bayan D'nin bu evlilikten önce E ve F adında çocukları vardır. Bu durumda Bayan D Bay A'dan kalan mirasın 1/4 ünü evlilik sebebiyle alır, ancak kendisine ait ortak olmayan çocukları E ve F Bay A'nın mirasından yararlanamazlar. Bu duruma ek olarak, 2. evliliğini yapmış olan tarafın ikinci evliliğinden bir çocuğu olursa o çocuk da önceki çocukları gibi mirasa eşit oranda ortak olmuş olur. Örneğimizden devam edecek olursak Bay A'nın Bayan D ile G adında bir çocuğu olursa G de tıpkı C gibi Bay A'nın mirasına eşit oranda ortak olmuş olur. Ancak boşanmış olan Bay A ve Bayan B asla birbirlerinin mirasçısı olamazlar.

Boşanmada Nafaka Durumu Ne Olur?


Öncelikle, boşanmada nafaka durumuna hakim tarafların maddi durumlarını, çocuğun yaşam standartları çerçevesinde oluşan giderleri göz önünde bulundurarak karar verecektir. Genel prensip olarak, velayet kendisine verilmemiş olan taraf çocuğun masraflarına katılmakla yükümlüdür. Ancak bazı özel durumlarda hakim tarafından belirlenen çeşitli nafakalar ödenebilir. Bunlardan ilki yoksulluk nafakasıdır. Yoksulluk nafakası boşanma kararının kesinleşmesinden sonra yoksulluğa düşen tarafa ödenen nafakadır. Diğeri ise az önce bahsettiğimiz çocuğun masraflarına katılım amacı taşıyan iştirak nafakasıdır. Buna ek olarak her iki nafakanın da boşanma davası açıldıktan sonra ve dava süresince verilmesine hükmedilmesi durumunda tedbir nafakası söz konusu olur.

Nafakanın Şartları Nelerdir?


Nafakanın şartları nelerdir sorusuna daha net bir cevap verebilmek adına nafaka kavramını yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olarak ikiye ayırmak oldukça faydalı olacaktır. Yoksulluk nafakasının ilk şartı taraflardan birinin boşanma kararı sonrasında yoksulluğa düşmesidir. Yoksulluk nafakasının ikinci şartı ise yoksulluk nafakası talep eden tarafın boşanma hususunda daha az kusura sahip taraf olmasıdır. Yani boşanmada daha çok kusurlu olan taraf yoksulluk nafakası talep edemez. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus yoksulluk kavramının oldukça göreceli bir kavram olmasıdır. Kanun koyucunun yoksulluk nafakası özelinde anlatmak istediği durum kişinin herhangi bir işi ve buna bağlı bir geliri olmamasıdır. Buradan hareketle, herhangi bir işi ve buna bağlı bir geliri olan kimseye yoksulluk nafakası bağlanamaz demek yanlış olmayacaktır. Bu noktada bir başka dikkat edilmesi gereken husus ise nafaka ödeyen tarafın kusurlu taraf olması gerekmediğidir. Örneğin boşanmada hiçbir kusuru olmayan tarafın dahi karşı tarafın boşanma sonucunda yoksulluğa düşmesi durumunda nafaka ödemesine hükmedilebilir. İştirak nafakası ise genel anlamda çocuğun velayeti kendisinde olmayan her ebeveynin sorumluluğudur. 

Boşanmada Erkek Çocuğun Velayeti Kimde Kalır?


Boşanmada erkek çocuğun velayeti kimde kalır sorusunun da net bir cevabı bulunmamaktadır. Bu sorunun cevabı da duruma göre değişkenlik göstermektedir. Toplumun genelinde kız çocuk annede erkek çocuk babada kalır gibi yanlış bir bilgi mevcut olsa da cinsiyet çocuğun boşanma durumunda hangi tarafta kalacağı hususunda belirleyici bir etken değildir. Erkek olsun kız olsun çocuğun kimde kalacağına hakim çocuğun çıkarlarını gözetmek suretiyle bilirkişi olarak uzman psikolog ve pedagogların da görüşlerini alarak karar verecektir. Çocuğun belli bir yaşın üstünde olması durumunda çocuğun da görüşleri dikkate alınacaktır. 

Boşanmalarda Bebek Kime Verilir?


Boşanmalarda bebek kime verilir sorusunun cevabı kesin bir şekilde anneye verilir olacaktır. Eğer annede ağır psikolojik rahatsızlık gibi istisnai bir durum yoksa çocuğun velayeti doğrudan anneye verilecektir.

Boşanmada 6 Aylık Bebek Kime Verilir?


Boşanmada 6 aylık bebek kime verilir sorusunun cevabı anneye verilir şeklinde olacaktır. Çünkü 6 aylık gibi çok küçük yaşlardaki çocukların anne bakımına muhtaç olduğu kabul edilmektedir. Bu bakımdan annenin ağır psikolojik sorunlar, çocuğa gerekli maddi ve manevi ortamı sağlayamama gibi olağanüstü sıkıntıları mevcut değilse 6 aylık bir bebeğin anneye verilmesi beklenir.

1 Yaşındaki Bebek Boşanmada Kime Verilir?


1 yaşındaki bebek boşanmada kime verilir sorusunun cevabı anneye verilir şeklinde olacaktır. Çünkü çok küçük yaşlardaki çocukların anne ilgisine, sevgisine ve bakımına daha çok ihtiyaçları olduğu bilinen bir gerçektir. Bu açıdan bakıldığında annenin psikolojik rahatsızlık gibi istisnai halleri yoksa 1 yaşındaki bebeğin annesine verilmesi beklenir.

20 Eylül 2016 Salı

Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Olur

Gerek inanç normlarında gerek eski kanun normlarında bazen yok sayılan bazen tamamen reddedilen bir olgu olan boşanma hiç şüphesiz istenmeyen bir sonuç olsa da her evliliğin boşanma ile sonuçlanmasının ihtimal dahilinde olduğunu kabul etmek gerekir. Ülkemizde güncel olarak yürürlükte olan boşanma imkanları hayatımıza Medeni Kanun'un kabulü ile girmiştir. Medeni Kanun'un kabulü ile beraber hayatın her alanında olduğu gibi evlilik ve boşanma gibi toplumu oldukça yakından ilgilendiren hukuki alanlarda  da kadın-erkek eşitliğinin sağlandığı söylenebilir. Hiç kuşkusuz evlilik ve boşanma hususundaki en önemli konu başlıkları arasında eşler arasındaki mal rejimi gelmektedir.

Mal Rejimi Sözleşmesi Şartları


Öncelikle, eşler arasında evlilik sırasında ya da evlilik başvurusu esnasında ayrı bir sözleşme yapılmamış ise eşlerin evlilikle beraber mallarının yönetimi edinilmiş mallara katılım rejimine tabidir. Zaten Türk Medeni Kanunu'nun 202. maddesinde de eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanmasının esas olduğu açık ve net bir biçimde ortaya konmuştur. Buna ek olarak, aynı kanun hükmünde açıkça belirtildiği üzere eşler isterlerse kanunun öngördüğü diğer mal rejimlerini kabul edebilirler. Bu kanun hükmünden de anlaşılabileceği gibi eşler edinilmiş mallara katılma rejimi dışındaki herhangi bir mal rejimine tabi olmayı kararlaştırabilirler. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus eşlerin sadece kanunun ön görmüş olduğu mal rejimlerinden birini seçme şanslarının olduğudur. Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce yapılabildiği gibi evlenmeden sonra da yapılabilir. Bu noktada tek sınır mal rejimi sözleşmesi yapacak olan kişinin reşit, temyiz gücüne sahip olması ve herhangi bir neden dolayısıyla kısıtlı olmaması gerekliliğidir. Buna ek olarak küçüklerin ve kısıtlıların da belli şartlar çerçevesinde evlilik yapabileceğini öngören kanun koyucu bu kişilere de yasal temsilcilerinin rızasını almak kaydıyla mal rejimi sözleşmesi yapabilme hakkı tanımıştır. Başka bir deyişle, küçükler ve kısıtlılar kanuni temsilcilerinin izni ile mal rejimi sözleşmesi yapabilirler.


Boşanmada Mal Paylaşımı Şartları


Öncelikle boşanmada mal paylaşımının daha adil yapılabilmesi ve her iki tarafın da mirasçılarının haklarının korunabilmesi adına malların tasfiyesinin konusu evlilikten sonra elde edilen mallardır. Başka bir deyişle, evlilikten önce elde edilen mallar, boşanmada mal paylaşımına konu olamazlar. Mal paylaşımının genel mantığı eşlerin evlilikten sonra elde ettikleri malları yarı yarıya paylaşması üzerine kuruludur. Ancak, gerek eşlerin evlilik esnasındaki evlilik birliğine yapmış oldukları katkıların oranları gerek evlilik devam ederken kişisel mallarının artması bu paylaşımın doğrudan yarı yarıya yapılamayacağı gerçeğini doğurmaktadır. Peki boşanma süreci başladığında mal paylaşımı nasıl yapılır? Öncelikle, her eş kişisel mallarını geri alır, kişisel mallar mal paylaşımının dışında kalır. Peki kişisel mallar nelerdir? Manevi tazminat alacakları, eşlerden yalnızca birinin kişisel kullanımına yönelik eşyalar, eşlerden birinin miras yoluyla ya da başka herhangi bir karşılıksız kazanma yoluyla elde etmiş olduğu mallar, evlilikten önce eşlerden birine ait olan mallar kişisel mallar olarak değerlendirilirler. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus bu sayılan kişisel malların satışı ile elde edilen gelirin de o mala sahip olan eşin kişisel malı sayılacağıdır. Ancak, kişisel malların kira yoluyla getirdikleri kazançların evlilikten sonra elde edilmiş olan kısmı kişisel mal olarak değerlendirilemez.

Kişisel mallara ek olarak, bir de tarafların evlilik esnasında beraber çalışarak elde ettikleri mallar vardır. Bu mallara edinilmiş mallar denir. Medeni Kanun boşanmada mal paylaşımı hususunda edinilmiş mallara ilişkin olarak yarı yarıya paylaşım ön görmektedir. Ancak bu yarı yarıya paylaşım tarafların evlilik birliğine ve birbirlerinin kişisel mallarına yaptıkları katkı göz önünde tutularak gerçekleşecektir. Bu noktada boşanmada mal paylaşımı aile birliğini zor durumda bırakmayacak ve mümkün olduğu kadar hakkaniyete dayalı bir biçimde yapılacaktır. Bunun yanında, boşanmada mal paylaşımı hususunda tasfiyenin konusu edinilmiş mallar olduğu için boşanmada mal paylaşımı nasıl olur sorusunun cevabı da hiç şüphesiz ki bu malların neler olduğuna bağlıdır. O halde nedir bu edinilmiş mallar? Öncelikle, tarafların evlilik esnasında çalışarak elde etmiş olduğu gelirler edinilmiş mallardandır. Buna ek olarak, kişisel malların gelirleri de edinilmiş mallara dahildir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kişisel malın satılması ya da takasıyla elde edilen gelirin kişisel malın yerine geçmesi sebebiyle yine kişisel mal olarak kalacak olmasıdır. Burada bahsi geçen kişisel malların geliri kişisel bir mala ait olan kira gelirini kapsamaktadır. Bununla beraber, Sosyal Güvenlik Kurumu ya da diğer sosyal yardım kuruluşlarının veya personele yardım amacıyla kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler de edinilmiş mallar kapsamındadır. Bunun yanında, çalışma gücünün kaybı sebebiyle taraflardan birine ödenen maddi tazminatlar da edinilmiş olarak değerlendirilirler. Bütün bunlara ek olarak, edinilmiş mala ait satım, kira, takas ve benzeri yollarla elde edilen gelirler de edinilmiş malların kapsamındadır. İşte tüm bu edinilmiş mallar boşanma esnasında eşlerin birbirlerinin kişisel mallarına yaptıkları katkı payları da göz önünde bulundurularak yarı yarıya paylaşılır. Peki anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı nasıl olur?


Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Olur?


Anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı nasıl olur sorusunun cevabı tarafların rızasına göre değişmektedir. Eşler isterlerse malları eşit bir biçimde yani yarı yarıya paylaşabilirler. Bunun yanında, eşler kanunun kendilerine tanıdığı sınırlar içinde karşılıklı rıza olmak kaydıyla istedikleri şekilde bir paylaşım düzeni esas alabilirler. Buna ek olarak, eşlerden biri anlaşmalı boşanma protokolü çerçevesinde kazanmış olduğu haktan vaz geçebilir.

Uyuşturucu Suçları ve Cezaları

Türk Ceza Kanunu'nda Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti başlığı altında tanımlanan ve halk arasında uyuşturucu suçu olarak bilinen suç çeşidi uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri kanunlara aykırı bir şekilde üretmek, satmak, nakil etmek, vermek, depolamak, kabul etmek gibi fiilleri kapsamaktadır. Bu tanımda yer alan farklı fiiller cezai yaptırımı değiştirmektedir. Ancak söz konusu fiillerin herhangi bir kasıtla işlenmesi halinde cezai yaptırım söz konusu olmaktadır. Buna karşın, bu suç tanımında dikkat edilmesi gereken husus fiilin kasıtla işlenmesidir. Örneğin, cebine bilgisi dışında uyuşturucu yerleştirilen kimse bu suç tanımına göre suç işlememiş sayılır. Başka bir deyişle kişinin bu durumda suç işleyebilmesi için fiili kasten işlemiş olması yani kabul etmesi gerekmektedir. Bu noktada önemli bir diğer nokta ise kanun koyucunun uyuşturucu madde kullanmak ile kullandırma fiilleri arasında cezai yaptırım bakımından azımsanamayacak bir fark gözetmiş olmasıdır. Bir başka ifadeyle, uyuşturucu kullanma suçu, uyuşturucu kullandırma suçuna göre nispeten daha hafif bir cezai yaptırımı gerektirmektedir.


Uyuşturucu Madde Bulundurma Suçu


Uyuşturucu madde bulundurma suçu Türk Ceza Kanunu'nun 191. maddesinde düzenlenmiş olup, suçun oluşabilmesi için failin kişisel kullanım kastını aramıştır. Başka bir ifadeyle, fail kendi kişisel kullanımı için değil de maddeyi satmak suretiyle maddi çıkar sağlamak gibi bir niyete sahipse Türk Ceza Kanunu'nun 191. maddesinde tanımlanmış olan uyuşturucu madde bulundurma suçu nedeniyle yargılanamaz, çünkü bu durumda Türk Ceza Kanunu'nun 188. maddesinde yer alan Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti suçu söz konusu olur. Uyuşturucu madde bulundurma suçu ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken husus suçun oluşumunun uyuşturucu maddenin ücretli ya da ücretsiz olarak temin edilişinden bağımsız olduğudur. Başka bir ifadeyle, kanun koyucu uyuşturucu bulundurma suçu için uyuşturucu maddenin parayla satın alınmış ya da ücretsiz olarak elde edilmiş olması noktasında bir ayrım gözetmemektedir. Yani uyuşturucu maddenin belli bir ücretle alınması ya da bedelsiz olarak elde edilmesi farklı cezai yaptırımlara tabi değildir. Buradan hareketle, uyuşturucu madde bulundurma suçunun oluşabilmesi için tek şartın uyuşturucu maddenin failin rızasıyla elde edilmiş olmasıdır demek yanlış olmayacaktır. 


Uyuşturucu Bulundurmak ve Kullanmak


Uyuşturucu bulundurmak ve kullanmak suçu cezası 2014 yılında yapılan değişikliğe kadar 1 yıldan 2 yıla kadar hapis cezası olarak ön görülüyordu. Ancak 2014 yılında yapılan değişiklikle beraber uyuşturucu bulundurmak ve kullanmak suçu cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. 

Bu suçtan dolayı hakkında soruşturma başlatılan süpheli hakkında dava açılmasının 5 yıl süreyle ertelenmesine karar verilir. Ve bu süreçte en az 1 yıl süreyle denetimli serbestlik mekanizması devreye sokulur. Denetimli serbestlik uygulamasının uzatılmasına Cumhuriyet savcısı karar verebilir. Buna göre Cumhuriyet savcısı denetimli serbestlik uygulamasını 3'er aylık sürelerle en fazla 1 yıl daha uzatabilir. Buna ek olarak, resmi makamların gerek görmesi halinde şüpheli uyuşturucu madde kullanımına ilişkin bir tedavi programına da tabi tutulabilir. 5 yıllık erteleme süreci boyunca şüpheli resmi makamların kendisine bildirmiş olduğu yükümlülüklerine uygun davranırsa ve tekrar kullanmak üzere uyuşturucu madde satın alma eğilimi göstermezse cezai yaptırıma gerek kalmadığı yönünde bir karar verilecektir. 

Ancak şüpheli 5 yıllık erteleme süresi boyunca kendisine bildirilen yükümlülüklerine aykırı davranırsa veya tedavi programını reddederse ya da tekrar kullanmak üzere uyuşturucu madde satın alma eyleminde bulunursa Cumhuriyet savcısı tarafından kamu davası açılır. Kamu davası açıldıktan sonra da şüpheli uyuşturucu madde satın alma eğilimindeyse tekrar cezanın ertelenmesi söz konusu olmayacaktır. Bu durumda şüpheli hakkında kanunda belirtilen bir cezai yaptırım uygulanabilecektir.


Uyuşturucu Suçu Etkin Pişmanlık


Öncelikle, uyuşturucu suçu etkin pişmanlık kapsamında bir suçtur. Çünkü bir ceza hukuku kurumu olan etkin pişmanlık kurumunun temel amacı suçun daha çok aydınlatılabilmesi, suçta yer alan ve henüz ortaya çıkarılamamış faillerin yakalanabilmesi ve bu süreçte bilgiyi veren kişinin ceza indirimi ile ödüllendirilmesidir. Uyuşturucu suçu etkin pişmanlık kapsamındadır, ancak bu suç türü geniş bir skalada yer aldığı için uyuşturucu suçunu bir bütün olarak değil de suçun işleniş şekline göre ele almak daha uygun olacaktır. Öncelikle, uyuşturucu madde satın alan, kullanan, kendi kişisel kullanımı için bulunduran fail uyuşturucu maddeyi nereden kimden aldığını resmi makamlar öğrenmeden önce bildirirse herhangi bir cezai yaptırıma tabi olmaz. Eğer aynı suçları işlemiş fail uyuşturucu maddeyi kimden, nereden aldığını resmi makamlara yakalandıktan sonra bildirirse alacağı ceza yüzde 25 ile yüzde 50 oranında indirilir. Buna ek olarak, uyuşturucu madde kullanan kişi resmi makamlar durumu öğrenmeden önce başvuru yapıp tedavi edilmesini isterse herhangi bir ceza almaz. Bunun yanında, uyuşturucu imali ya da ticareti suçu işlemiş bir kişi suçu resmi makamlar öğrenmeden önce diğer suç ortaklarını ihbar ederse ve uyuşturucu maddenin yerini bildirirse, uyuşturucu maddenin ele geçirilmesi ve tüm ortakların yakalanması halinde fail hakkında herhangi bir ceza uygulanmaz. Buradan hareketle kanun koyucunun uyuşturucu suçu özelinde etkin pişmanlık mekanizmasını oldukça yaygın bir biçimde kullandığı görülmektedir.


Uyuşturucu Suçuna Af Var mı


Uyuşturucu suçuna af var mı sorusu hemen hemen her yaygın suç çeşidinde olduğu gibi en sık sorulan soruların başında gelmektedir. Her ne kadar 2014 yılında yapılan değişiklikle beraber uyuşturucu suçuna ilişkin cezaların arttırılmış olduğu bilinen bir gerçek olsa da genel af beklentisinin çok yaygın olduğu şu günlerde gerek mahkumlar gerek aileleri heyecanla uyuşturucu suçuna af var mı 2016 yılında uyuşturucu suçuna af çıkar mı sorularının cevabını beklemekteydiler. OHAL süreciyle beraber genel af beklentileri rafa kalkmış olsa da hükümetin çıkarmış olduğu 38000 mahkumun salıverilmesine ilişkin kararı içeren kanun hükmünde kararname ile birçok insan tekrar umutlandı. Söz konusu kanun hükmünde kararnameye göre Türk Ceza Kanunu'nun 188. maddesinde düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imali veya ticareti suçundan hüküm giyenler aftan yararlanamayacaklar. Affın dışında kalan diğer suçları kısaca şu şekilde sıralayabiliriz: kasten adam öldürme, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, devletin güvenliğine karşı işlenen suçlar, anayasal düzene karşı işlenen suçlar, milli savunmaya karşı işlenen suçlar, devlet sırlarına karşı işlenen suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar, altsoya üstsoya eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kişiye karşı işlenen kasten yaralama veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları. Buradan da anlaşılabileceği üzere uyuşturucu ticareti ya da imali yapma suçu af kapsamı dışındadır. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi uyuşturucu suçu sadece uyuşturucu imali veya ticareti suçundan ibaret değildir. Af kapsamı dışındaki suçların yukarıda saydığımız suçlar olduğu düşünüldüğünde uyuşturucu kullanma, uyuşturucu bulundurma suçlarından hüküm giymiş ve çeşitli sebeplerle denetimli serbestlik ya da etkin pişmanlık kurumlarından yararlanamamış failler için söz konusu aftan yararlanma yolu açılmıştır demek doğru olacaktır.


Uyuşturucu Madde Kullanma Suçu


Uyuşturucu madde kullanma suçu olarak tanımlanan ve adından da net bir biçimde anlaşılabileceği gibi uyuşturucu maddeyi salt kişisel kullanımı için temin etme fiilidir. Uyuşturucu madde kullanma suçu cezası uyuşturucu satma suçuna göre nispeten daha hafif bir cezai yaptırıma tabidir.

 

Uyuşturucu Madde Ticareti


Uyuşturucu suçu ile ilgili suç teşkil eden fiilleri inceledikten sonra söz konusu fiiller için öngörülen cezaların üzerinde durmak oldukça yararlı olacaktır. Öncelikle, yasadışı uyuşturucu maddeleri üreten, ithal eden, ihraç eden kişi 10 yıldan az olmamak üzere hapis ve 20.000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı fiilinin diğer ülke açısından ithal olarak nitelendirilmesi dolayısıyla bu ülkede yapılan yargılama sonucunda hükmolunan cezanın infaz edilen kısmı, Türkiye'de uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı dolayısıyla yapılacak yargılama sonucunda hükmolunan cezadan mahsup edilir.

Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Uyuşturucu maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Yasadışı uyuşturucu ya da uyarıcı maddelerin satılması, depolanması, verilmesi, kabul edilmesi, nakil edilmesi, üretilmesi fiillerinin bir örgüt çatısı altında yapılması öngörülen ceza yüzde 50 oranında arttırılır.

Üretimi resmi makamların iznine tabi olan maddeler için de aynı cezalar geçerlidir. Başka bir deyişle üretimi tamamen yasadışı olmayan, devletin denetimi altında üretilen bazı uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin kanuna aykırı olarak üretilmesi, satılması, depolanması, verilmesi, kabul edilmesi, nakil edilmesi de aynı cezai yaptırımları gerektirmektedir.

Uyuşturucu veya uyarıcı etki doğurmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithal veya imali resmî makamların iznine bağlı olan maddeyi ülkeye ithal eden, imal eden, satan, satın alan, nakleden, depolayan veya ihraç eden kişi, 4 yıldan az olmamak üzere hapis ve 20.000 güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. 

5 Temmuz 2016 Salı

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Cezası

Gerek günlük hayatta gerek iş hayatında birçok insanı mağdur eden bir suç çeşidi olarak karşımıza çıkan güveni kötüye kullanma suçu ne yazık ki insanların farkındalığının yüksek olduğu bir suç çeşidi olmaktan oldukça uzaktır. Kaldı ki birçok insanın bizlere yönelttiği sorulardan da bu bilincin düşük olduğunu kolaylıkla kavrayabiliriz. Hem bu suç hakkındaki farkındalığı üst seviyeye çıkarabilmek hem de daha iyi bir tanım ortaya çıkarabilmek için güveni kötüye kullanma suçunu bizlere sık sık yöneltilen sorular ve bu soruların cevapları ışığında yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır. Bu soruların başlıcaları güveni kötüye kullanma nedir, güveni kötüye kullanmak ne demek, güveni kötüye kullanma cezası nedir, güveni kötüye kullanma cezası kaç yıl, güveni kötüye kullanma etkin pişmanlık kapsamında mıdır, güveni kötüye kullanma TCK tarafından nasıl tanımlanır, güveni kötüye kullanma suçu örnekleri nelerdir, görevi kötüye kullanma ile güveni kötüye kullanma aynı anlama mı gelir, güveni kötüye kullanma şikayet dilekçesi nasıl yazılır, güveni kötüye kullanma zamanaşımı süresi nedir, güveni kötüye kullanma Yargıtay kararları açısından nasıl sonuçlar doğurmuştur, güveni kötüye kullanma şikayet zamanaşımı süresi ne kadar, güveni kötüye kullanma suçu emniyeti suiistimal suçu TCK açısından aynı suçlar mıdır, güveni kötüye kullanma suçunun maddi ve manevi unsurları nelerdir, güveni kötüye kullanma suçunun unsurları nelerdir, hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu şikayete bağlı mıdır, görevi kötüye kullanma suçu şikayete tabi mi, TCK 155/2 şikayete bağlı mı şeklindedir. Bu soruları cevaplamaya güveni kötüye kullanma suçunun tanımı ile başlamak en doğrusu olacaktır.


Güveni Kötüye Kullanma Nedir?


Güveni kötüye kullanma nedir, güveni kötüye kullanmak ne demek şeklindeki sorulara verilebilecek en güzel yanıt bir kişinin kendisine belli bir kullanım amacıyla devredilmiş olan bir malı kullanım amacı dışında kullanması, o mal hakkında devredenin rızası olmaksızın tasarrufta bulunması ya da söz konusu devir işlemini inkar etmesidir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için bahsi geçen fiillerden sadece birinin bile gerçekleşmiş olmasının yeterli olduğudur. Örneğin, failin bir başkası tarafından kendisine devredilen malı amacı dışında kullanması durumunda da güveni kötüye kullanma suçu gerçekleşmiş olur. Yani suçun oluşabilmesi için failin söz konusu malı amacı dışında kullanmasının yanı sıra devir işlemini inkar etmesi şart değildir. Güveni kötüye kullanma nedir ve güveni kötüye kullanmak ne demek sorularını yanıtladıktan sonra bir başka merak edilen sorular olan güveni kötüye kullanma cezası kaç yıl ve güveni kötüye kullanma cezası nedir sorularını cevaplamak oldukça faydalı olacaktır.

Güveni Kötüye Kullanma Cezası Nedir?


Hiç kuşkusuz güveni kötüye kullanma suçu ile ilgili ilk akla gelen sorular güveni kötüye kullanma cezası nedir ve güveni kötüye kullanma cezası kaç yıl sorularıdır. İlk olarak, güveni kötüye kullanma suçunun cezası 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ve adli para cezasıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus hakimin hem hapis hem de adli para cezasına aynı anda hükmetmesi gerektiğidir. Zaten kanun hükmünde de bu gereklilik açık ve net bir biçimde ifade edilmiştir. Suçun nitelikli hali işlenmişse yani meslek ya da ticaret ilişkisinden kaynaklanan güveni kötüye kullanma ya da hizmet ilişkisinden doğan güveni kötüye kullanma durumu söz konusu ise failin alacağı ceza 1 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası ve buna ek olarak 3000 gün adli para cezasıdır. Güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinde de altı çizilmesi gereken nokta tıpkı güveni kötüye kullanma suçunun basit halinde olduğu gibi hem adli para cezasının hem de hapis cezasının aynı anda verilmesi gerekliliğidir. Yani hakim güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinde de hem hapis hem de adli para cezasına aynı anda hükmedecektir. Ancak her ne kadar güveni kötüye kullanma suçu bu denli ağır cezai yaptırımlara tabi olsa da bazı özel durumlarda failin ceza indiriminden yararlanmasının önü açılmıştır. Kanun koyucu bu noktada failin bazı şartlar çerçevesinde etkin pişmanlık mekanizması bağlamında bir dizi ceza indirimlerinden faydalanmasını ön görmektedir. İşte buradan hareketle, güveni kötüye kullanma cezası nedir ve güveni kötüye kullanma cezası kaç yıl sorularını yanıtladıktan sonra güveni kötüye kullanma etkin pişmanlık kapsamında mıdır sorusunu cevaplamak oldukça isabetli olacaktır.

Güveni Kötüye Kullanma Etkin Pişmanlık Kapsamında Mıdır?


Öncelikle, güveni kötüye kullanma etkin pişmanlık kapsamında mıdır sorusuna verilecek en güzel cevap evet olacaktır. Ancak etkin pişmanlık mekanizması ile güveni kötüye kullanma suçunun bağlantısını daha iyi açıklamak amacıyla kısaca etkin pişmanlık mekanizmasının tanımından ve işleyişinden bahsetmek oldukça yararlı olacaktır. İlk olarak, etkin pişmanlık herhangi bir suç işlemiş olan failin işlediği suç sebebiyle oluşan zararı tazmin ederek ceza indirimi kazanabilmesine olanak tanıyan bir hukuki mekanizmadır. Peki etkin pişmanlık kurumundan güveni kötüye kullanma suçu özelinde nasıl faydalanabiliriz? Bu sorunun cevabı failin soruşturma aşaması devam ederken mağdurun zararını karşılaması durumunda 2/3 oranında ceza indirimi alacağıdır. Başka bir deyişle 24 ay ceza alan bir kişinin etkin pişmanlık kurumundan yararlanarak 8 ay ceza alması mümkündür. Failin soruşturma aşamasından sonra yani kendisi hakkında dava açıldıktan sonra mağdurun zararını karşılaması durumunda ise 1/2 oranında bir ceza indirimi söz konusu olur. Güveni kötüye kullanma etkin pişmanlık kapsamında mıdır sorusunu cevapladıktan sonra güveni kötüye kullanma şikayet zamanaşımı süresi ne kadar ve güveni kötüye kullanma zamanaşımı süresi nedir sorularını cevaplamak uygun olacaktır.

Güveni Kötüye Kullanma Şikayet Zamanaşımı Süresi Ne Kadar?


İlk olarak, güveni kötüye kullanma şikayet zamanaşımı süresi ne kadar sorusuna verilecek cevap 6 aydır. Başka bir ifadeyle, mağdur faili ve fiili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içerisinde şikayet etmek durumundadır, aksi takdirde aynı suçtan aynı kişiyi şikayet edemez. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus bu 6 aylık şikayet süresinin güveni kötüye kullanma suçunun basit halleri için geçerli olduğudur. Yani güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hallerinde şikayet süresi söz konusu değildir. Güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinde zamanaşımı süresi 15 yıldır. Güveni kötüye kullanma şikayet zamanaşımı süresi ne kadar ve güveni kötüye kullanma zamanaşımı süresi nedir sorularını yanıtladıktan sonra hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu şiikayete bağlı mıdır sorusunu yanıtlamak yerinde olacaktır.

Hizmet Nedeniyle Görevi Kötüye Kullanma Suçu Şikayete Bağlı Mıdır?


Hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu ile ilgili ilk bilinmesi gereken bu suçun genel olarak güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hallerini teşkil etmesidir. Bir başka ifadeyle, hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu Türk Ceza Kanunu tarafından cezayı ağırlaştırıcı bir sebep olarak belirtilmiştir. Hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu şikayete bağlı mıdır sorusuna daha net bir cevap verebilmek adına hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçunu tanımlamak yerinde olacaktır. Bir kişinin herhangi bir hizmet ilişkisi çerçevesinde devralmış olduğu bir malı devir amacına aykırı bir biçimde kullanmasına ve mal sahibinin rızası olmaksızın tasarrufta bulunmasına görevi kötüye kullanma suçu denir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus görevi kötüye kullanma suçundan söz edilebilmesi için ilk olarak devredilen malın bir hizmet ilişkisi çerçevesinde devredilmiş olması ve taraflar arasında kurulmış olan hizmet ilişkisinin sürekli bir hizmet ilişkisi olması gerekir. Dolayısıyla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturan fiilin bu tanımlara uyması durumunda güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinden bahsedilir ki güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinin söz konusu olduğu durumlarda mağdur 15 yıl içinde şikayette bulunabilir. Hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu şikayete bağlı mı sorusunu yanıtladıktan sonra görevi kötüye kullanma ile güveni kötüye kullanma aynı anlama mı gelir sorusuna cevap vermek yerinde olacaktır.

Görevi Kötüye Kullanma ile Güveni Kötüye Kullanma Aynı Anlama Mı Gelir?


Görevi kötüye kullanma ile güveni kötüye kullanma aynı anlama mı gelir sorusuna verilecek cevap hayırdır. Görevi kötüye kullanma suçu güveni kötüye kullanmanın nitelikli hallerinden birisidir. Bununla beraber, güveni kötüye kullanma suçu ile görevi kötüye kullanma suçu arasındaki temel fark görevi kötüye kullanma suçunda devredilen malın sürekli bir hizmet ilişkisi sebebiyle devredilmiş olmasıdır. Kaldı ki güveni kötüye kullanma suçunun basit halini işleyen birisinin alacağı ceza 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ve buna ek olarak adli para cezası iken görevi kötüye kullanma suçunu işleyen birisinin alacağı ceza 1 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası ile birlikte 3000 gün adli para cezasıdır. Buradan hareketle, görevi kötüye kullanma suçunun güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli bir hali olduğu ve daha ağır bir cezai yaptırıma tabi olduğu söylenebilir. Görevi kötüye kullanma ile güveni kötüye kullanma aynı anlama mı gelir sorusuna cevap verdikten sonra  güveni kötüye kullanma suçu emniyeti suiistimal suçu TCK açısından aynı suçlar mıdır sorusunu yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Emniyeti Suistimal Suçu TCK Açısından Aynı Suçlar Mıdır?


Güveni kötüye kullanma suçu emniyeti suistimal suçu TCK açısından aynı suçlar mıdır sorusuna verilecek en net cevap evet olacaktır. Türk Ceza Kanunu'nda 155. maddede düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu tanımı itibariyle emniyeti suiistimal suçuyla aynı anlamda kullanılmıştır. Başka bir deyişle, güveni kötüye kullanma suçu ve emniyeti suistimal suçu aynı anlama gelmektedir. Güveni kötüye kullanma suçu emniyeti suiistimal suçu TCK açısından aynı suçlar mıdır sorusuna cevap verdikten sonra  güveni kötüye kullanma TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusunu yanıtlamak isabetli olacaktır.

Güveni Kötüye Kullanma TCK Tarafından Nasıl Tanımlanır?


Güveni kötüye kullanma TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusuna verilecek en güzel cevap kişinin başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar etmesi durumu olacaktır. Bu tanıma ek olarak suçun nitelikli halinden de bahseden kanun koyucu, güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halini suçun, (güveni kötüye kullanma suçunun) meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi şeklinde tanımlamıştır. Güveni kötüye kullanma TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusunu cevapladıktan sonra güveni kötüye kullanma suçunun unsurları nelerdir sorusunu yanıtlamak uygun olacaktır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları Nelerdir?


Güveni kötüye kullanma suçunun unsurları nelerdir sorusunun cevabı aslında suçun tanımında yatmaktadır. Ancak bu noktada herhangi bir soru işareti kalmaması açısından bu unsurlara tek tek değinmek yararlı olacaktır. İlk olarak, güveni kötüye kullanma suçundan bahsedilebilmesi için bir malın bir kişiye belirli bir amaca yönelik olarak devri gerçekleşmiş olmalıdır. Başka bir ifadeyle, zilyedliğin devri güveni kötüye kullanma suçunun ilk unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında, güveni kötüye kullanma suçunun bir diğer unsuru ise malın mal sahibinin sağlıklı iradesi sonucu devredilmesidir. Yani belli bir amaca yönelik devredilen mal, mal sahibinin herhangi bir aldatma, tehdit, şantaj gibi irade sakatlığı oluşturan durumlar olmaksızın kendi iradesiyle devredilmiş olmalıdır. Bu cümleden de anlaşılabileceği üzere malın çalınması durumu da güveni kötüye kullanma suçunun oluşmasına bir engel oluşturmakta ve başka bir suç teşkil etmektedir. Ve son olarak, güveni kötüye kullanma suçunun bir diğer unsuru da malın devrinin inkar edilmesidir. Yani bir kişi kendisine belli bir amaca yönelik devredilmiş malın devrini inkar ediyorsa güveni kötüye kullanma suçu işlemiş olur.

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Yeni Danıştay Kanunu

Son günlerde gündemden düşmeyen ve hakkında birçok spekülasyon yapılan yeni Danıştay kanunu meclisten geçerek yasalaştı. Peki yasalaşan yeni Danıştay kanun tasarısı neleri kapsıyor? Öncelikle yüksek yargıyı yeniden şekillendirmesi beklenen yeni Danıştay kanunu hakkında gerek yazılı ve görsel medyada gerek toplumda sorulan soruların neler olduğunu inceleyelim. Bu soruların başlıcaları Danıştay kanun tasarısı neleri kapsıyor, yeni Danıştay kanunu hangi değişiklikleri getirecek, Danıştay Kanunu 2015 yılından farklı olarak neler getirecek, Danıştay kanunu 24. madde özelinde yapılması beklenen değişiklikler nelerdir, Danıştay kanunu değişikliği ile yüksek yargıda neler değişecek, Danıştay kanunu 2014 yılında neden değiştirilmedi, yeni Danıştay kanunu değişikliği mevcut Danıştay üyelerini nasıl etkileyecek, Danıştay kanunu son hali itibariyle hangi değişiklikleri ön görüyor, 4 yıl şartı değişti mi, Danıştay'da kaç daire vardır, Danıştay'daki daire sayısı değişti mi, Yargıtay'da kaç daire vardır, Yargıtay'ın daire sayısı değişti mi, şeklindedir. Yeni Danıştay Kanunu ile gelen değişiklikleri ve bu kanun tasarısının amacını bu sorular ışığında yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır.


Yeni Danıştay Kanun Tasarısı Neleri Kapsıyor?


Öncelikle, yeni Danıştay kanun tasarısı neleri kapsıyor sorusuna verilecek ilk cevap şu şekilde olacaktır: Yasalaşan yeni Danıştay kanun tasarısı ile beraber mevcut birçok Danıştay üyelerinin üyelikleri sona erecek. Bu uygulamanın dışında kalan Danıştay üyeleri ise Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay Başkanvekili ve Danıştay Daire Başkanı olarak sıralanabilir. Başka bir deyişle, Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay Başkanvekili ve Danıştay Daire Başkanı dışındaki tüm mevcut Danıştay üyelerinin üyelikleri bitecek. Buna ek olarak, Yeni Danıştay Kanununa göre üyelikleri sona eren üyelerden HSYK tarafından seçilmiş olanların yerine HSYK tarafından, Cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş üyelerin yerine Cumhurbaşkanı tarafından kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 gün içinde yeni atamalar yapılacak. Bununla beraber, Danıştay'ın yeni yapılanması çerçevesinde Danıştay'ın kadro sayısı üyelikleri devam eden üyelerle birlikte 116 olacak. Bunun yanında, Danıştay üyeliğine seçilemeyenler 5 gün içinde talepte bulunmaları halinde HSYK tarafından ilgili bir göreve atanabilecek. Talepte bulunmadıkları takdirde ise başbakanlık vasıtasıyla başka görevlere atanabilecek. Bununla beraber, seçilen her üye, tekrar seçilmiş olsalar bile önümüzdeki 12 yıl boyunca görev yapacaklar. Ayrıca, yeni Danıştay Kanunu ile öngörülen bir başka altı çizilmesi gereken nokta ise seçilen bir üyenin bir daha seçilemeyecek olmasıdır. Yeni Danıştay kanun tasarısı neleri kapsıyor, Yeni Danıştay Kanunu hangi değişiklikleri getirecek, Danıştay Kanunu değişikliği ile yüksek yargıda neler değişecek, Danıştay kanunu son hali itibariyle hangi değişiklikleri ön görüyor sorularını yanıtladıktan sonra bir başka merak edilen soru olarak karşımıza çıkan 4 yıl şartı değişti mi sorusunu cevaplamak oldukça uygun olacaktır.


4 Yıl Şartı Değişti Mi?


4 yıl şartı değişti mi sorusuna cevap vermeden önce kısaca Yeni Danıştay Kanun tasarısı öncesindeki Danıştay yapılanmasından kısaca bahsetmek isabetli olacaktır. Bilindiği gibi Danıştay Başkanı ve Danıştay Başsavcısı seçilebilmek için 4 yıl Danıştay üyeliği yapmış olma şartı aranıyordu. Yeni Danıştay Kanunu ile birlikte bahsi geçen 4 yıllık şart yerini 6 yıllık şarta bırakmıştır. Bir başka ifadeyle, bundan böyle Danıştay Başkanı ya da Danıştay Başsavcısı olabilmek için 6 yıl boyunca Danıştay üyeliği yapmış olmak şarttır. Yeni Danıştay Kanunu ile ilgili olarak 4 yıl şartı değişti mi sorusunu yanıtladıktan sonra Danıştay'da kaç daire vardır ve Danıştay'daki daire sayısı değişti mi şeklindeki soruları cevaplamak oldukça faydalı olacaktır.


Danıştay'da Kaç Daire Vardır?


İlk olarak, Danıştay'da kaç daire vardır sorusuna cevap verebilmek adına Danıştay'ın Yeni Danıştay Kanunu öncesindeki yapılanmasını hatırlatmak isabetli olacaktır. Bilindiği üzere, Yeni Danıştay Kanunu öncesinde Danıştay'da 17 daire vardı. Ancak, Yeni Danıştay Kanunu ile birlikte gelen bir başka değişikliğin sonucu olarak Danıştay'da yer alan 17 daire 10 daireye düşürülmüştür. Başka bir deyişle Yeni Danıştay Kanunu ile birlikte bundan böyle Danıştay'ın 10 dairesi bulunmaktadır. Danıştay'da kaç daire vardır, Danıştay'daki daire sayısı değişti mi sorularını cevapladıktan sonra bir başka merak edilen soru olan Danıştay Kanunu 2015 yılından farklı olarak neler getirecek sorusunu yanıtlamak yerinde olacaktır.


Danıştay Kanunu 2015 Yılından Farklı Olarak Neler Getirecek?


Öncelikle, Danıştay Kanunu 2015 yılından farklı olarak neler getirecek sorusuna en güzel cevap hem Danıştay'ın üye yapısında hem de Danıştay'ın kurumsal yapısında köklü değişiklikler yapıldığıdır. Peki nedir bu köklü değişiklikler? İlk olarak, Danıştay'ın Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay Başkanvekili ve Danıştay Daire Başkanı dışındaki üyelerinin üyelikleri sona erecek. Buna ek olarak, Yeni Danıştay Kanunu ile birlikte Danıştay'ın üye yapısı ile ilgili bir başka değişiklik ise Danıştay'ın kadro sayısının 116 olarak belirlenmesidir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus 116 olan kadro sayısına görevi devam eden üyelerin de dahil edildiğidir. Bununla beraber, Yeni Danıştay Kanunu ile birlikte Danıştay'ın üye yapısında yapılan bir diğer değişiklik ise kanun çerçevesinde seçilecek olan üyelerin önümüzdeki 12 yıl boyunca görev yapacak olmalarıdır. Ayrıca, Yeni Danıştay Kanunu seçilen bir üyenin bir daha seçilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Buna ek olarak, yukarıda da bahsettiğimiz gibi Danıştay Başkanı ya da Danıştay Başsavcısı seçilebilmek için 4 yıl boyunca Danıştay üyeliği yapmış olma şartı 6 yıla çıkarılmıştır. Ve son olarak, Yeni Danıştay Kanunu'nun Danıştay'ın kurumsal yapısında yapmış olduğu önemli bir değişiklik ise hiç şüphesiz Danıştay'ın 17 olan daire sayısının 10'a düşürülmesidir. Danıştay Kanunu 2015 yılından farklı olarak neler getirecek sorusunu cevapladıktan sonra bir başka merak edilen soru olan Yeni Danıştay Kanunu değişikliği mevcut Danıştay üyelerini nasıl etkileyecek sorusunu yanıtlamak uygun olacaktır.


Yeni Danıştay Kanunu Değişikliği Mevcut Danıştay Üyelerini Nasıl Etkileyecek?


Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Yeni Danıştay Kanunu, Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay Başkanvekili ve Danıştay Daire Başkanı dışındaki tüm mevcut Danıştay üyelerinin üyeliklerini sona erdirmektedir. Görevi bu kanunla sona ermiş olan mevcut Danıştay üyelerinden HSYK tarafından atanmış olanların yerine yine HSYK tarafından, Cumhurbaşkanınca atanmış olanların yerine ise yine Cumhurbaşkanınca yeni atamalar yapılacaktır. Ve bu atamalar sonucunda atanan yeni üyeler 12 yıl süreyle görev yapacaklardır. Kısaca, Danıştay Kanunu değişikliği mevcut Danıştay üyelerini nasıl etkileyecek sorusunun cevabı Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay Başkanvekili ve Danıştay Daire Başkanı dışındaki tüm mevcut Danıştay üyelerinin üyeliklerinin sona ereceği şeklinde olacaktır. Yeni Danıştay Kanunu değişikliği mevcut Danıştay üyelerini nasıl etkileyecek sorusunu yanıtladıktan sonra Danıştay Kanunu 2014 yılında neden değiştirilmedi sorusunu cevaplamak yerinde olacaktır.


Danıştay Kanunu 2014 Yılında Neden Değiştirilmedi?


Danıştay Kanunu 2014 yılında neden değiştirilmedi sorusuna cevap verebilmek için yakın geçmişi hatırlamakta fayda var. Hatırlanacağı üzere o dönem gerek medyada gerek mecliste yüksek yargının yeniden şekillendirilmesi dolayısıyla Danıştay ve Yargıtay'ın yapılarının radikal bir biçimde değiştirilmesi konuları oldukça sert bir biçimde tartışılıyordu. Ve bu şiddetli tartışmaların bir neticesi olarak da hem kamuoyunda hem de medyada Danıştay'ın yapısının yeni çıkarılacak olan bir Danıştay Kanunu aracılığıyla radikal bir biçimde değiştirileceği kanısı hakimdi. Ancak, o dönem gerek gündemin çok yoğun olması gerek seçim ortamı nedeniyle oluşan gerilim, yasama organının Danıştay'ı köklü bir şekilde değiştirmesi beklenen bir Yeni Danıştay Kanunu hazırlamasına engel olmuştur. Bütün bu sebeplerle, 2014 yılından bu yana devam eden Yeni Danıştay Kanunu tartışmaları 2016 yılına kadar devam etmiştir ve nihayet 2016 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yaptığı düzenleme ile beraber Yeni Danıştay Kanunu yasalaşmıştır. Danıştay Kanunu 2014 yılında neden değiştirilmedi sorusuna cevap verdikten sonra Danıştay kanunu 24. madde özelinde yapılması beklenen değişiklikler nelerdir sorusunu yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır.


Danıştay Kanunu 24. Madde Özelinde Yapılması Beklenen Değişiklikler Nelerdir?


İlk olarak Yeni Danıştay Kanunu'nun 24. Maddesi ile ilgili olarak ilk bilinmesi gereken nokta bu maddenin Yargıtay ile ilgili yeni düzenlemeler getirdiğidir. Buna göre, yüksek yargıda yapılan düzenlemeler sonucunda Yargıtay'ın iş yükünün azaldığı görülmüş ve bu sebeple Yargıtay üyelerinin sayısı azaltılmıştır. Buna ek olarak, hakimlik teminatına da atıfta bulunulan 24. maddede kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, birinci başkanvekili, Cumhuriyet Başsavcıvekili ve daire başkanı olarak görev yapanların Yargıtay üyeliklerinin devam edeceği hükme bağlanmıştır. Buna ek olarak, Yargıtay kadro sayısı 300 olarak belirlenmiştir. Bununla beraber, yeni kanun sonrasında atanamayan Yargıtay üyelerinin HSYK tarafından yeni görevlerine atanacakları yine 24. madde ile hükme bağlanmıştır. Bunun yanında, Yeni Danıştay Kanunu çerçevesinde seçilen Yargıtay üyeleri de tıpkı Danıştay üyeleri gibi 12 yıl süre ile görev yapacakları belirtilmiştir. Bununla beraber, Yargıtay'ın daha önce 46 olan daire sayısı 24'e düşürülmüştür. Yargıtay'ın daire sayısındaki bu azaltma hiç şüphesiz Yargıtay'ın iş yükünün azalması sonucu üye sayısının azaltılması ile ilgili bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Danıştay Kanunu 24. Madde özelinde yapılması beklenen değişiklikler nelerdir sorusunu yanıtladıktan sonra Yargıtay'ın değişen yapısının bir sonucu olarak ortaya çıkan Yargıtay'da kaç daire vardır ve Yargıtay'da daire sayısı değişti mi sorularını cevaplamak oldukça faydalı olacaktır.


Yargıtay'da Kaç Daire Vardır?


Yüksek yargıyı yeniden şekillendirmesi beklenen ve medyada Yeni Danıştay Kanunu adı ile anılan yeni düzenlemenin bir sonucu olarak Danıştay'da olduğu gibi Yargıtay'da da bir çok yapısal değişiklik göze çarpmaktadır. Bu değişikliklerin bir sonucu olarak da Yargıtay'ın daire sayısı değişti mi, Yargıtay'da kaç daire vardır gibi sorular kamuoyunda sık sık sorulan sorular arasında yerlerini almıştır. İlk olarak, Yargıtay'ın daire sayısı değişti mi sorusuna verilmesi gereken cevap evet olacaktır. Yeni Danıştay Kanunu çerçevesinde yapılan düzenlemeler Danıştay'da olduğu gibi Yargıtay'da da bir çok köklü değişikliğin kapısını aralamıştır. Buradan hareketle, yeni düzenlemeler sonucunda iş yükü azaltılan Yargıtay'ın üye sayısı azaltılmış ve buna bağlı olarak da daire sayısı da 46'dan 24'e düşürülmüştür.

1 Temmuz 2016 Cuma

Mala Zarar Verme Suçu Cezası

Günlük hayatımızda gerek yazılı ve görsel medya aracılığı ile gerek doğrudan doğruya gördüğümüz mala zarar verme suçu basit tanımı sebebiyle hemen hemen herkes tarafından bilinen bir suç çeşidi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu bilinen suçun doğuracağı sonuçlar hukukçular dışında pek az kişi tarafından bilinmektedir. Bu noktada bu suç çeşidinin tanımının yanı sıra doğuracağı sonuçların altının çizilmesi oldukça yerinde olacaktır. Kısaca başkasına ait olan bir malın yıkılması, bozulması, tahrip edilmesi, kullanılamaz hale getirilmesi şeklinde tanımlayabileceğimiz mala zarar verme suçu tanımı itibariyle basit olsa da sonuçları itibariyle bilinir olmaktan oldukça uzak bir suç çeşididir. Bu sebeple kafalarda bu suç hakkında bir çok soru işareti bulunmaktadır. Bu soruların başlıcaları mala zarar verme suçu nedir, mala zarar verme ne demek, mala zarar verme suçu cezası nedir, mala zarar verme suçu hakkında ceza nasıl olur, mala zarar verme Yargıtay kararları açısından nasıl değerlendirilebilir, mala zarar verme TCK tarafından nasıl tanımlanır, mala zarar verme şikayet dilekçesi nasıl hazırlanır, mala zarar verme uzlaşmaya tabi mi, mala zarar verme zamanaşımı süresi ne kadardır, mala zarar verme şikayet süresi ne kadardır, mala zarar verme suçu ile ilgili Yargıtay kararları ne yöndedir, mala zarar verme suçu uzlaşma ile halledilebilir mi, mala zarar verme suçu uzlaşma kapsamında mı, mala zarar verme suçu şikayete bağlı mı, mala zarar verme suçu taksirle işlenebilir mi, mala zarar verme suçu manevi unsur açısından nasıl ele alınır, mala zarar verme suçu zararın giderilmesi açısından nasıl sonuçlar doğurur, mala zarar verme suçu savcılık kararları ne yöndedir, mala zarar verme beraat halinde nasıl sonuçlar doğurur, Türk Ceza Kanunu mala zarar verme suçunu nasıl tanımlar, mala zarar verme suçu şikayete bağlı mı, mala zarar verme suçunun unsurları nelerdir, mala zarar verme suçu etkin pişmanlık kapsamında mıdır şeklindedir.


Mala Zarar Verme Suçu Nedir?


Mala zarar verme suçu nedir sorusunun cevabı kanun koyucu tarafından Türk Ceza Kanunu'nun 151. ve 152. maddeleri arasında açık ve net bir biçimde verilmiştir. Buna göre mala zarar verme suçu nedir sorusunun cevabı başkasına ait olan bir malı yıkmak, bozmak, tahrip etmek, kullanılmaz hale getirmek şeklinde olacaktır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus hiç şüphe yok ki bu tanımda geçen fiillerin bir tanesinin gerçekleşmesi durumunda mala zarar verme suçunun işlenmiş olduğudur. Mala zarar verme suçu nedir  ve mala zarar verme ne demek sorularını cevapladıktan sonra mala zarar verme suçu cezası nedir, mala zarar verme hakkında ceza nasıl olur sorularını yanıtlamak oldukça yerinde olacaktır.


Mala Zarar Verme Cezası Nedir?


Öncelikle mala zarar verme cezası nedir sorusuna cevap verebilmek için işlenen suçun nitelikli mi yoksa basit mi olduğunun bilinmesi gerekir. Bir başka ifadeyle mala zarar verme suçunun cezası nitelikli mala zarar verme ve basit mala zarar verme durumlarına göre değişkenlik gösterir. Mala zarar verme suçunun basit şeklini tanımlamak gerekirse mala zarar verme suçunun herhangi bir kişinin özel mülkiyetinde olan bir mala karşı işlenmiş olması durumudur. Mala zarar verme suçunun basit şekliyle işlenmesi durumunda, başka bir deyişle herhangi bir kişinin malına zarar verildiğinde failin alacağı ceza 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ya da adli para cezası olacaktır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus adli para cezası ile hapis cezasının aynı anda verilemeyecek olmasıdır. Başka bir ifadeyle, hakim faile ya adli para cezası ya da hapis cezası verecektir. Kanun hükmünde her ne kadar hapis cezası ön görülmüş olsa da genelde birçok içtihat hakimin adli para cezası verme yoluna gittiğini bize göstermektedir. Mala zarar verme cezası nedir sorusunu mala zarar verme suçunun basit şekline göre yanıtladıktan sonra mala zarar verme suçunun nitelikli hallerini belirtmek faydalı olacaktır.


Mala zarar verme suçunun basit şeklinin yanında bir de nitelikli bir şekli vardır. Mala zarar verme suçunun nitelikli şekli kamu kurumlarına ait olan bir mala, doğal afetlere karşı koruma altına alınmış bir eşyaya, dikili ağaç, fidan, bağ çubuğu gibi dikili alanlara, sulamaya yarayan ya da içme suyu tedarik edilen tesisata, siyasi partilerin veya kamu kurumu niteliği taşıyan kuruluşların mülkiyeti altında bulunan eşyalara, grev ve lokavt hallerinde işçilerin veya işverenlerin veya sendikaların mülkiyeti altında bulunan eşyalara zarar verilmesi halinde söz konusudur. Bunlara ek olarak, kamu görevlisinden öç almak maksadıyla bu suçun işlenmesi halinde de mala zarar verme suçunun nitelikli şekli söz konusudur. Mala zarar verme suçunun nitelikli halinde fail 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Buna ek olarak, failin mala zarar verme suçunun nitelikli halini işlerken patlayıcı, yanıcı ya da yakıcı madde kullanması sonucunda toprak kayması, çığ, sel, taşkın gibi felaketler meydana gelmişse failin alacağı ceza 1 kat arttırılır. Bununla beraber, failin nükleer, biyolojik ya da kimyasal silah kullanmak suretiyle bu suçu işlemesi durumunda yine alacağı ceza 1 kat arttırılır. Mala zarar verme cezası nedir ve mala zarar verme suçu hakkında ceza nasıl olur sorularına cevap verdikten sonra mala zarar verme suçu uzlaşmaya tabi mi, mala zarar verme suçu uzlaşma kapsamında mı, mala zarar verme suçu uzlaşma ile halledilebilir mi sorularını yanıtlamak oldukça yerinde olacaktır.


Mala Zarar Verme Suçu Uzlaşmaya Tabi Mi?


Hiç kuşkusuz mala zarar verme suçu ile ilgili olarak bizlere en sık yöneltilen soruların başında mala zarar verme suçu uzlaşmaya tabi mi, mala zarar verme suçu uzlaşma ile halledilebilir mi, mala zarar verme suçu uzlaşma kapsamında mı soruları gelmektedir. Öncelikle kısaca cevaplamak gerekirse mala zarar verme suçu uzlaşmaya tabi mi sorusunun cevabı kesinlikle hayırdır. Bu noktada birçok insanın kafasını karıştıran husus hiç şüphe yok ki mala zarar verme suçunun şikayete bağlı bir suç olmasıdır. (Suçun basit şekli şikayete tabidir.) Ancak, mala zarar verme suçu 168. maddedeki etkin pişmanlık hükümleri içerisinde yer aldığından uzlaşmaya tabi değildir. Mala zarar verme suçu uzlaşmaya tabi mi, mala zarar verme suçu uzlaşma kapsamında mı, mala zarar verme suçu uzlaşma ile halledilebilir mi sorularını cevapladıktan sonra mala zarar verme suçu şikayet süresi ne kadardır ve mala zarar verme zamanaşımı süresi ne kadardır sorularını yanıtlamak oldukça faydalı olacaktır.


Mala Zarar Verme Suçu Şikayet Süresi Ne Kadardır?


Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki mala zarar verme suçunun basit hali şikayete tabidir. Mala zarar verme suçunun nitelikli hali şikayete bağlı bir suç değildir. Mala zarar verme suçu şikayet süresi ne kadardır sorusuna verilecek olan cevap mağdurun faili ve fiili öğrendiği tarihten itibaren 6 aydır. Yani mağdur 6 ay içinde şikayet hakkını kullanmak durumundadır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus mala zarar verme suçunun nitelikli halinin şikayete tabi olmadığıdır. Mala zarar verme suçu şikayet süresi ne kadardır sorusunu yanıtladıktan sonra mala zarar verme suçu şikayete bağlı mı sorusuna cevap vermek isabetli olacaktır.


Mala Zarar Verme Suçu Şikayete Bağlı Mı?


Mala zarar verme suçu şikayete bağlı mı sorusunun cevabı mala zarar verme suçunun basit şeklinin söz konusu olduğu durumlarda evettir. Yani herhangi bir kişinin özel mülkiyetinde bulunan bir eşyaya zarar verilmesi durumunda bu suçun kovuşturulması şikayete bağlıdır. Bu durumda mağdur fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayet etmek durumundadır. Bununla beraber mala zarar verme suçunun nitelikli hali söz konusu ise (yani kamuya ait bir mala zarar verilmiş ise) bu suçun kovuşturulması şikayete bağlı değildir, savcılık 8 yıllık zamanaşımı süresi içinde re'sen soruşturma yapabilir. Mala zarar verme suçu şikayete bağlı mı sorusunu yanıtladıktan sonra mala zarar verme suçunun unsurları nelerdir ve mala zarar verme suçu manevi unsur açısından nasıl ele alınır sorularına cevap vermek oldukça faydalı olacaktır.


Mala Zarar Verme Suçunun Unsurları Nelerdir?



Mala zarar verme suçunun unsurları nelerdir sorusuna verilecek cevap her ne kadar bu suçun Türk Ceza Kanunu'nda yer alan tanımından da anlaşılabilecek olsa da bu unsurları irdelemek isabetli olacaktır. Öncelikle, Türk Ceza Kanunu'na göre mala zarar verme suçu 6 farklı şekilde gerçekleşebilir. Malı kullanılmaz hale getirmek, yıkarak mala zarar vermek, malı tahrip etmek, malı tamamen yok etmek, malı kirletmek, sahipli bir hayvanı öldürerek mala zarar vermek. Mala zarar verme suçunun unsurları nelerdir sorusuna cevap verdikten sonra mala zarar verme suçu etkin pişmanlık kapsamında mıdır ve  mala zarar verme suçu zararın giderilmesi açısından nasıl sonuçlar doğurur sorularına cevap vermek uygun olacaktır.


Mala Zarar Verme Suçu Etkin Pişmanlık Kapsamında Mıdır?


Öncelikle, mala zarar verme suçu etkin pişmanlık kapsamında mıdır sorusuna erilebilecek en net cevap evettir. Mala zarar verme suçu ile ilgili olarak etkin pişmanlık hükümleri 168. maddede düzenlenmiştir. Bu noktada etkin pişmanlık için gerekli şartların ele alınması yerinde olacaktır. Failin etkin pişmanlık mekanizmasından yararlanabilmesi için gerekli şart failin kendisi hakkında dava açılmadan önce mağdurun zararını karşılaması durumudur. Bu durumda failin alacağı ceza 2/3 oranına kadar indirilebilir. Failin kendisi hakkında dava açılmasından sonra hüküm verilmesinden önce zararı karşılaması durumunda da alacağı ceza 1/2 oranında azaltılabilir. Mala zarar verme suçu etkin pişmanlık kapsamında mıdır sorusunu cevapladıktan sonra mala zarar verme TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusuna cevap vermek yerinde olacaktır.


Mala Zarar Verme TCK Tarafından Nasıl Tanımlanır?


Mala zarar verme TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusuna verilecek cevap bir başkasına ait olan bir eşyaya tahrip etmek, yıkmak ya da kullanılmaz hale getirmek suretiyle zarar vermek olacaktır. Türk Ceza Kanunu mala zarar verme suçunu ikiye ayırmaktadır. Buna göre mala zarar verme suçunun basit halinde failin bir başkasına ait olan eşyaya zarar vermesi durumu söz konusudur. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus fiilin bir kişinin özel mülkiyetinde olan eşyaya karşı işlenmesidir. Bununla beraber bir de mala zarar verme suçunun nitelikli hali vardır ki bu durumda zarar verme fiili bir kamu kurumuna ait olan bir eşyaya zarar verilmesi söz konusudur. Mala zarar verme suçunun basit halinde 4 aydan 3 yıla kadar bir hapis cezası ya da adli para cezası ön görülürken mala zarar verme suçunun nitelikli halinde ise 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası söz konusudur.

29 Haziran 2016 Çarşamba

Yağma Suçu Cezası

Son yıllarda teknolojinin gelişmesi ile beraber haber alma kaynaklarımızın gelişmesi sonucu gasp suçu bir diğer adıyla yağma suçu artık daha çok gözümüze çarpan bir suç çeşidi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun da bir sonucu olarak birçok insanın kafasında gasp suçu nedir, gasp suçu kaç yıldan başlar, gasp suçu ve cezaları arasındaki ilişki nasıl belirlenir, gasp suçu ve şikayetten vazgeçme durumunda neler dikkate alınır, gasp suçu iftirası hangi cezayı gerektirir, gasp suçu cezası nedir, gasp suçu kaç yıl için geçerlidir, gasp suçunun unsurları nelerdir, yağma suçu nedir, yağmalama suçu nedir, yağma suçunun cezası kaç yıl, yağma suçu şikayete bağlı mı, tahsilatçılık suçu nedir, gasp suçu kaç yıldan başlar, gasp cezası 2015 yılında değişti mi, yağma suçu ile ilgili Yargıtay kararları nelerdir, yağmaya teşebbüs suçunun cezası nedir, Türk Ceza Kanunu gasp suçunu nasıl tanımlar, silahlı gasp suçunun cezası nedir, nitelikli yağma suçu cezası nedir, gaspta şikayetten vazgeçme mümkün müdür, gasp kamu davası mıdır, gasp davasında şikayetten vazgeçme süreci nasıl işler, yağma şikayetten vazgeçme durumunda hukuki süreç nasıl işler, nitelikli yağma şikayetten vazgeçme durumunda hangi sonuçları doğurur avukat gasp suçu sonrası süreci nasıl etkiler, yağma suçu TCK tarafından nasıl tanımlanır, yağma suçunun unsurları nelerdir, yağma suçunda etkin pişmanlık geçerli midir, yağma suçu şikayetten vazgeçme durumunda beraat ile sonuçlanır mı, silahlı gasp suçunun cezası nedir, yağma suçu savunma dilekçesi nasıl hazırlanır, yağma suçu hangi mahkemede yargılanır, yağma suçu şikayete bağlı mı yağma suçu ile hırsızlık arasındaki fark nedir gibi cevap bekleyen sorular belirmektedir. Bu soruları cevaplamadan önce gasp suçu nedir gasp suçunun cezası nedir sorularını cevaplamak oldukça faydalı olacaktır.


Gasp Suçu Nedir?


Gasp suçu nedir sorusunun cevabı bir başkasına ait olan bir malı cebir ya da tehdit kullanmak suretiyle o kişinin rızası olmaksızın almak şeklinde tanımlanabilir. Buradan hareketle, yağma suçu nedir sorusunun cevabı da aynı şekilde olacaktır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus gasp suçunun hırsızlık suçu ile karıştırılmamasıdır. Çünkü her iki suç çeşidinde de değeri olan bir malın haksız şekilde iktisabı söz konusu olmaktadır. Ancak ikisi arasındaki keskin fark hırsızlık suçunda cebir ya da tehdit olmaksızın malın alınıyor oluşudur. Buradan hareketle gasp suçunun unsurları nelerdir ya da yağma suçunun unsurları nelerdir sorusuna da verilecek cevaplar öncelikli olarak failin cebir ya da tehdit kullanması ve bunun yanında alınan malın somut maddi değeri olan bir mal olmasıdır.


Basit Gasp Nedir?


Öncelikle, cezai yaptırımları yani sonuçları itibariyle Türk Ceza Kanunu gasp suçu ile ilgili olarak bir ayrıma gitmiştir. Bu ayrım sonucunda basit gasp ve nitelikli yağma olmak üzere gasp suçunun 2 farklı çeşidi olduğu tanımlanmış ve bu tanımlanan suçlar farklı cezai yaptırımlara bağlanmıştır. Bu açıdan bakıldığında basit gasp nedir, nitelikli gasp nedir soruları önem kazanmaktadır. Basit gasp nedir sorusuna verilecek en güzel cevap bir suç örgütü ile bağlantısı olmayan failin gündüz vakti herhangi bir silah kullanmaksızın, kendisini tanınmayacak bir hale sokmaksızın, başka bir kişiye ait olan malı cebir ve tehdit kullanarak almasıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir başka husus ise mağdurun beden ve ruh sağlığı bakımından kendisini savunamayacak bir kişi olmamasıdır. Aksi takdirde basit gasp suçundan değil, nitelikli yağma suçundan bahsedilir. Basit gasp suçunun cezası 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır. Basit gasp nedir, basit gasp cezası nedir sorularını yanıtladıktan sonra nitelikli yağma nedir sorusunu cevaplamak faydalı olacaktır.


Nitelikli Yağma Nedir?


Nitelikli yağma nedir sorusunu cevaplayabilmek için öncelikle nitelikli yağma suçunu detaylı bir şekilde tanımlamak faydalı olacaktır. Yağma suçunun herhangi bir silah ile işlenmiş olması durumunda nitelikli yağma söz konusudur. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus kanun koyucunun silah ile kastettiği araçların sadece ateşli silah ya da kesici delici aletler ile sınırlı olmamasıdır. Başka bir deyişle, sopa, tornavida, kalem, taş, şişe, makas gibi aletler de gasp amacıyla kullanılmışsa bu aletler de silah kapsamında ele alınmaktadır. Gasp suçunu nitelikli bir hale getiren bir diğer unsur ise failin kendisini tanınmayacak bir hale koymasıdır. Örneğin failin gasp suçunu işlediği anda bir maske takmış olması gasp suçunu nitelikli gasp suçu kapsamına sokmaktadır. Buna ek olarak, gasp suçunun birden fazla kişi tarafından işlenmiş olması da gasp suçunu nitelikli yağma suçu haline getirmektedir. Ayrıca, suçun gece işlenmiş olması da gasp suçunu nitelikli yağma suçu haline getirmektedir. Buna ek olarak, gasp suçunun suç örgütlerine yarar sağlamak maksadıyla işlenmesi durumunda ya da suç örgütlerinin oluşturduğu tehditten yararlanmak suretiyle işlenmesi durumunda nitelikli yağma suçundan söz edilir. Bununla birlikte, failin suçu ruh ve beden sağlığı bakımından kendisini savunamayacak durumda olan bir kişiye karşı işlemesi durumunda da nitelikli yağma suçu söz konusudur. Bunun yanında, gasp suçunun yol kesmek suretiyle ya da konut işyeri gibi kapalı mekanlarda işlenmesi de nitelikli yağma suçu kapsamına girmektedir.


Yağma Suçunun Cezası Kaç Yıl?


Yağma suçunun cezası kaç yıl sorusunun cevaplanabilmesi için yağma suçunun çeşitlerinin bilinmesi gerekmektedir. Bir başka deyişle, gasp suçunun cezası gaspın hangi çeşidinin işlenmiş olduğuna göre değişmektedir. Buna göre, yağma suçu basit gasp ve nitelikli yağma olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Basit gasp suçunun cezası nedir sorusuna verilecek cevap 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır. Bunun yanında, nitelikli yağma suçunun cezası nedir sorusuna cevap ise 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıdır.


Gasp Cezası 2015 Yılında Değişti Mi?


Gerek 2015 yılında gerek sonraki yıllarda gasp cezası 2015 yılında değişti şeklinde birçok spekülasyon yapılmıştır. Bunun sebebi hiç şüphesiz ceza hukuku alanında son yıllarda gerçekleştirilen revizyonların gasp suçu için öngörülen ceza için de bir beklenti yaratmış olmasıdır. Ancak bu spekülasyonlar her ne kadar internet ortamında sık bir biçimde dile getirilmiş olsa da bu iddialar kesinlikle asılsızdır. Başka bir ifadeyle, gasp cezası 2015 yılında değişti mi sorusuna verilecek en güzel cevap hayırdır.


Yağma Suçu TCK Tarafından Nasıl Tanımlanır?


Yağma suçu TCK tarafından nasıl tanımlanır sorusuna verilecek en güzel cevap bir başkasına ait olan bir malı kişinin rızası olmaksızın, cebir ya da tehdit kullanılarak alınmasıdır. TCK yağma suçunu ikiye ayırmaktadır. Buna göre, failin herhangi bir suç örgütü ile bir bağlantısı yoksa, suç gündüz vakti işlenmişse, mağdur ruh ve beden sağlığı bakımından kendisini savunamayacak bir durumda değilse, fail suçu işlerken herhangi bir silah kullanmamışsa, fail suçu işlerken kendisini tanınmayacak bir hale koymadıysa basit gasp suçu söz konusudur. Basit gasp suçunun cezası 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır. Buna ek olarak gasp suçunun cezasını ağırlaştırıcı sebepler vardır. Bu sebepleri kısaca ele almak gerekirse yağma suçunun silah kullanmak suretiyle işlenmesi, failin kendisini tanınmayacak hale koymak suretiyle gasp suçunu işlemesi, suçun birden fazla kişi tarafından önceden anlaşılarak işlenmesi, gasp suçunun yol kesmek suretiyle ya da ev iş yeri gibi kişisel alanlarda işlenmesi, gasp suçunun beden ve ruh sağlığı bakımından kendisini savunamayacak durumda olan bir kişiye karşı işlenmesi, gasp suçunun bir suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla işlenmesi, gasp suçunun bir suç örgütünün oluşturduğu tehditten yararlanmak suretiyle işlenmesi, gasp suçunun gece vakti işlenmesi gibi sebepler karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus bu ağırlaştırıcı sebeplerden birinin varlığının gasp suçunu nitelikli yağma suçu haline getirdiğidir


Yağma Suçu ile Hırsızlık Arasındaki Fark Nedir?


Öncelikle, hırsızlık başka birisine ait olan bir malı o kişinin rızası olmaksızın alınmasıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus failin hırsızlık suçunu işlerken mağdurun durumdan haberinin olmaması gerekliliğidir. Aksi takdirde yağma suçu söz konusudur. Yağma suçu ise bir başkasına ait olan bir malı o kişinin rızası olmaksızın cebir ya da tehdit kullanmak suretiyle alınmasıdır. Kısacası hırsızlık ve yağma suçu arasındaki en önemli fark hiç şüphe yok ki yağma suçunda cebir ya da tehdit unsurunun bulunmasıdır. Bilindiği gibi hırsızlık suçunda cebir unsuru da tehdit unsuru da bulunmamaktadır.


Yağma Suçu Ceza İndirimi Durumları


Öncelikle, gasp edilen malın ekonomik değerinin az olması durumunda belirli şartlar altında ceza indirimi uygulanabilir. Örneğin failin 1 Lira gasp etmesi, failin bir ekmek gasp etmesi, bir domates gasp etmesi durumunda faile verilecek cezada 1/3 ile 1/2 arasında değişen oranlarda ceza indirimi uygulanabilir. Hiç şüphesiz bu durumda kanun koyucu hem failin bu suçu işlemek zorunda kalması gibi durumları hem de mağdurun zararının çok büyük olmaması hallerini göz önünde bulundurmaktadır ve buradan hareketle söz konusu oranlarda bir ceza indirimi ön görmektedir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus mağdurun suçun işlenme anındaki ekonomik durumudur. Örneğin suçun işlenme anında mağdurun sadece yiyecek 1 adet ekmeği varsa ve bu ekmek fail tarafından gasp edilmişse ya da suçun işlenme anında mağdurun cebinde sadece 1 Lira varsa ve bu para fail tarafından gasp edilmişse söz konusu ceza indirimi uygulanamaz.


Bir diğer ceza indirimi sebebi de failin mağdurdan hukuki bir ilişkiye dayanan bir alacağının bulunmasıdır. Bu durumda fail cebir ve tehdit hükümlerine göre cezalandırılır. Örneğin komşu esnaftan alacağı bulunan kimsenin borcu olan parayı cebir ya da tehdit kullanmak suretiyle bu parayı alması durumunda fail gasp suçundan değil cebir ya da tehdit suçlarından yargılanacaktır.


Silahlı Gasp Suçunun Cezası Nedir?


Öncelikle silahlı gasp suçu nitelikli yağma suçu kapsamına girdiği için failin alacağı ceza 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıdır. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus silahın kullanılarak mağdurun yaralanmasına ya da ölümüne sebep olunmadığı takdirde failin alacağı ceza 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıdır. Başka bir ifadeyle, fail gasp suçunu işlerken kullandığı silah ile mağduru öldürür ya da yaralarsa gasp suçundan alacağı 10 yıldan 15 yıla kadar olan hapis cezasına ek olarak yaralama ya da öldürme suçu sebebiyle alacağı ceza da eklenir. Silahlı gasp suçunun cezası nedir sorusunu cevapladıktan sonra nitelikli yağma suçu cezası nedir sorusunu cevaplamak yerinde olacaktır.


Nitelikli Yağma Suçu Cezası Nedir?


Daha önce de belirttiğimiz gibi nitelikli yağma suçu cezası nedir sorusunun cevabı 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıdır. Yağma suçunun nitelikli yağma suçu olarak ele alınabilmesi için kanun hükmünde belirtilen nitelikli yağma suçu koşullarından birinin gerçekleşmiş olması yeterlidir. Nitelikli yağma suçu cezası nedir sorusunu cevapladıktan sonra gasp suçunun unsurları nelerdir sorusunu cevaplamak isabetli olacaktır.


Gasp Suçunun Unsurları Nelerdir?


Gasp suçunun unsurları nelerdir sorusunun cevabı aslında gasp suçunun tanımında da yatmaktadır. Buradan hareketle, ilk olarak, gasp suçunun unsurları kısaca sıralamak gerekirse gasp suçundan bahsedebilmek için failin başkasına ait bir malı alması gerekir. Bunun yanında, gasp suçunun söz konusu olabilmesi için suçun cebir ya da tehdit kullanmak suretiyle işlenmiş olması gerekmektedir.